Girdiğim ameliyat sonrası yaklaşık bir senedir sıkı şekilde cereyan eden imtihan hatıralarımı, şükürler olsun ki kitaplaştırmayı tekmil ediyorum.
Bu vesileyle akla gelen “Bu hatıralar neyin hakikatidir?”, sualine bir cevaptır, bu eserimiz.
Bu eserimizde tecrübe edilen hakikatler ve ona karşı aldığımız tavırla tahakkuk eden hemen her şey, bizi daha büyük hakikate dikkatimizi çekti. O ana hakikat ise âlemde tecelli eden vucubiyetin tek hakikati olan Hak isminin muhtelif makamlara göre tecelli eden diğer esma ve sıfatlarının şuur, irade sahibi olan benim, onlara muhatabiyetimle hâsıl olan ubudiyetim de imkân âlemindeki bana bakan hakikat olarak zuhur edendir.
İşte imkân, işte vücup âleminin benim hayatımda tecelli ile tezahür eden hatıralardır, bu eser.
Vücuptaki mahiyetin, imkândaki hakikatin tezahürleridir bu eser.
Esma-i Hüsna, iki ana grupta ifade edilir, bir kısmı celâli, diğer kısmı cemalidir.
Esma, sıfatlarıyla bazan müstakil bazan da iç içe her iki yönüyle yani celâli ve cemali yönüyle de tecelli eder ama illa ki biri asıl, diğerleri tebeîdir. Asıl olan ana burçta, diğerleri, ona destek ve mütemmim manada tecelli eder, eşya ve hadisede hakikat olarak tezahür eder.
Biz, ana muhatap olarak benimle ama dolaylı olarak da yakınlarımla beraber vesile olduğumuz tecellilerin kaderî cephesini, bu hatıramızda; yeri geldi ilme’l-yakîn, yeri geldi ayne’l-yakîn ama çoğunlukla hakka’l-yakîn tezahürlerini tefekkür ederek, oradaki hakikatleri ifade etmeye gayret ettik.
Kaderi cephe diyorum, kudret cephesi zaten işledi-işliyor-işleyecek bizim için mühim olanı, bunlar da dâhil olarak meselenin ilmî, kaderî yani vuku bulanların vuku bulmadan önceki ahvalini anlamaya yaklaşmak ve o keyfiyeti tekbir etmektir. Allah’ın ilminin azametini anlamaya yaklaşmaktır.
Hastalığımız süresinde çekilen sıkıntıların zahirine bakarken, görüneni-görünmeyeni, içi-dışı, bilineni-bilinmeyeni hepsi ama hepsi ile beraber tecelli ile tezahür edenler, gerçekten neyin hakikati idi?
Şifaya kavuşmayı arzu edilen duygularla bakıldığında Şafi burcunda tecelli eden celâli ve cemali esma;
İşin ilmi cephesinden bakıldığında Kadir burcunda kaderî bilmenin cemali ve celâli tezahürleri;
Hâdiselerin hikmetle tahakkuku noktasından bakıldığında Hakîm burcunda lüzumu kadar sıfatların tecellisiyle tezahür edenler, işte gerçekten hakikat bu idi.
Gerçekleşenlerde tezahür eden hakikat, onda tecelli eden esmanın mahiyetinin yansımasıdır. Allah’ın isim ve onun sıfatlarının mahiyetini ben de dâhil olmak üzere her şeyde tecelli eden tezahürlerini hakikat olarak kavrayıp, onların kaynağı olan mahiyete; o mahiyetlerin şe’n ve şuunat diye ifade edilen işlerin sahibi Zat’ın, Allah olduğuna defalarca iman tazeledim, hamdolsun.
Ömrümü verdiğim Kader Risalesi’nin Mütalâası’nda, Üstadım Bediüzzaman Said Nursi’ye dayanarak yaptığım mütalâalarımla; yeri geldi niyet, yeri geldi fiilen imtihanlar olmama, dolaylı olarak, benim âlemimde doğan manalarla tezahür eden kaderî hakikatlerdir.
Musibetin, hayatımı tasaffi ettirerek istikamete soktuğunu, bütün duygularımla yaşadığımın bir ifadesidir elinizdeki çalışma.
Allah nasib ederse iki yüz sahifeyi geçecek olan bu hatıraları neşrederek, matbuatla tarihin arşivine emanet edip, buradaki hakikatlerin neşrine de hizmet etmek istiyorum.
Bu vesile ile dualarınızı istirham ediyorum, dualarıyla bana sürekli yardımcı olan dostlarımdan, iyi ki varsınız!