Risale-i Nurların “Rahîm” ismiyle “Hakîm” ismine mazhar olduğunu Külliyatın muhtelif yerlerinde Üstad Hazretleri bahsetmektedir.
Bu isimlerden “Hakîm” ismi; Allah’ın her işinin hikmetli, kusursuz ve yerli yerinde olduğu manasına gelmektedir. Risale-i Nur mesleğinin temel esaslarından olan “müsbet hareket etmek” düsturunu da bu ismin zamanımıza bakan tecellilerinden biri olarak görebiliriz.
Ayrıca hikmetli hareketin ana prensiplerinden birinin de “sırran tenevveret” ve “sırran beyanat” olduğunu Hz Ali’nin (ra) işaret-i gaybiyesi olarak zikreden Bediüzzaman, talebelerinin bu ölçülere uymalarını istediği de bilinmektedir.
Diğer taraftan Said Nursî Hazretleri ahirzaman şartlarında hizmet eden ve edecek olan Nur Talebelerini “Hakîm” isminin gereği olarak, ihtiyatlı, dikkatli ve temkinli olmaları konusunda uyarmıştır. Bir lâhikasında; hizmetine destek vermesini beklediği insanların aleyhinde kullanıldığını, zamanın manevî fırtınalı olduğunu, münafıkların akla hayale gelmeyecek kılık ve kılıflarda ehl-i hakkın içine girebileceklerini, dinsizliklerini gizleyerek icraatlarda bulunacakları gibi hususlarda, ihtiyat, dikkat ve temkinli davranmaları konusunda şöyle ikaz eder:
“Gariptir ki, en ziyade lehime çalışması lâzım olan bazı vazifedarlar, aleyhimde istimal ve istihdam edildi. Nurcular, çok ihtiyat ve dikkat ve temkinde bulunmaları lâzımdır. Çünkü manevî fırtınalar var; bazı dessas münafıklar her tarafa sokulur. İstibdad-ı mutlaka dinsizcesine taraftarken, hürriyet fırkasına girer, tâ onları bozsun ve esrarlarını bilsin, ifşa etsin”1
Bu lâhikanın bu paragrafında Nur Talebeleri dar daire sayılabilecek ve sosyal hayat sahalarında ikaz edilmiştir. Mektubun devamında ise, ikaz Nurcularla sınırlı kalmamış, geniş dairede ve ahirzamanın dehşetli cereyanı deccaliyete karşı ortak hareket edilmesi gereken “Hıristiyan ruhânîleri” de içine almıştır. Çünkü Yirminci Lem’adaki haşiyede, ahirzamanda İsevîlerin hakikî dindarlarının ehl-i Kur’ân ile ittifak edeceği hakkında sahih bir Hadis-i Şerif nakledilmiş ve “Müşterek düşmanları olan mütecaviz dinsizlere karşı ittifaka muhtaçtırlar.”2 denilmiştir. İşte bu ortak düşmana karşı mücadeleyi nazara veren Üstad, “şimal cereyanı” dediği, deccaliyet fitnesine karşı, Hıristiyan ruhanileri ve Nurcuları “dikkat” kavramı ile şöyle uyarmıştır:
“Misyonerler ve Hristiyan ruhânîleri, hem Nurcular, çok dikkat etmeleri elzemdir. Çünkü herhalde şimal cereyanı, İslâm ve İsevî dininin hücumuna karşı kendini müdafaa etmek fikriyle, İslâm ve misyonerlerin ittifaklarını bozmaya çalışacak. Tabaka-i avâma müsaadekâr ve vücub-u zekât ve hurmet-i ribâ ile burjuvaları avâmın yardımına davet etmesi ve zulümden çekmesi cihetinde Müslümanları aldatıp, onlara bir imtiyaz verip, bir kısmını kendi tarafına çekebilir.”
Bu lâhikada ikaz için kullanılan kavramların manasıyla birlikte nasıl davranılmasını özetleyelim:
İhtiyat: Muhtemel zararı önceden hesaba katmak. “Bir şey yanlış anlaşılır mı, zarar doğurur mu?” diye tedbirli davranmaktır.
Dikkat: Mevcut hâli uyanık okumak. Kime, nerede, ne zaman, nasıl konuştuğunu fark etmektir.
Temkin: Duygu, heyecan veya tepkiyle savrulmamak. Ağırbaşlı, ölçülü, sağlam duruş göstermektir.
Kısaca: İhtiyat, gelecekteki zararı düşünmektir. Dikkat, içinde bulunduğu andaki inceliği görebilmektir. Temkin insanın iç dengesini korumasıdır. Diğer bir ifade ile; ihtiyat, fitneye kapı açmadan hareket etmektir. Dikkat, sözü ve hâli ölçülü kullanmaktır. Temkin ise telaş, öfke ve acele ile hareket etmemektir.
Üstadın ikaz olarak kullandığı bu tabirleri, kelimelerin manalarını düşünerek hayatımıza tatbik edebilirsek, ahirzamanın geniş dairelerindeki tamirat vazifesinde muvaffak oluruz...
Dipnotlar:
1- Emirdağ Lâhikası, 101. mektup, s. 190.
2- Lem’alar, s.265
3- Emirdağ Lâhikası, 101. mektup, s. 190.