"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

“Fakat ihtilâlcilerin isteyişi gibi değil!”

Faruk ÇAKIR
25 Temmuz 2026, Cumartesi
Kur’ân tefsiri Risale-i Nur’un müellifi Üstad Bediüzzaman’ın hadiselere bakışı çok farklıdır.

Dolayısı ile Risale-i Nur eserlerinden istifade edenlerin de hadiselere bakışı farklı olmak durumundadır. Bu sebeple Nur Talebelerinin sosyal meseleler hakkındaki yorumları çoğu zaman garip karşılanabilir. 

Diyelim ki birisi “Namaz kılmaya ne gerek var?” dedi. Risale-i Nur ölçüleriyle bu itirazı yorumlamayan birisi bu sözü sarf edeni ilk fırsatta Cehenneme havale edebilir. Ancak Risale-i Nur’dan haberdar olanlar bu itiraz karşısında insanın niçin namaz kılmaya muhtaç olduğunu izah eder ya da etmeli. Zaten gerçek tebliğ de bu değil mi?

Dünyada her gün Müslümanlar aleyhinde onlarca belki de yüzlerce hadise meydana geliyor. Avrupa’da “İslâm korkusu” sebebiyle can sıkıcı olaylar yaşanıyor. Ya da siyaset eleminde tartışmalara yol açan konuşmalar duyuluyor. Haliyle dindar insanlar ya da onların temsilcileri bu hadiselere karşı kendilerine gire bir cevap ya da itiraz dile getiriyorlar. Sonra da “Acaba Nur Talebeleri ne düşünüyor?” diye etrafa bakıyorlar. Nur Talebeleri ekseriyetle hadiselere farklı baktıkları için “çoğunluk”tan farklı görünüyorlar. İşte bunun sebebi Risale-i Nur’daki temel ölçülerdir. 

Risale-i Nur’daki çok önemli tesbitlerden ya da ölçülerden biri de Bediüzzaman’ın yaşadığı bir hadise sonrasında ortaya koyduğu tavırdır. Üstad Bediüzzaman Said Nursî, bu durumu şöyle anlatır: 

“Divan-ı Harb’de bana da sual ettiler: “Sen de Şeriat istemişsin?”

“Dedim: “Şeriatın bir hakikatine bin ruhum olsa feda etmeye hazırım. Zira Şeriat, sebeb-i saadet ve adalet-i mahz ve fazilettir. Fakat ihtilâlcilerin isteyişi gibi değil!”

“Hem de dediler: “İttihad-ı Muhammediyeye (asm) dahil misin?”

Dedim: “Maaliftihar! En küçük efradındanım. Fakat benim tarif ettiğim vecihle... Ve o ittihaddan olmayan, dinsizlerden başka kimdir, bana gösterin!” (Tarihçe-i Hayat, s. 72.)

Evet, hemen her hadisede kullanılabilecek bir ölçü var. O da, “Sen de (mi) şeriat istemişsin?” sorusuna karşı “(İsterim) Fakat ihtilâlcilerin isteyişi gibi değil!” ölçüsüdür.

Bu ölçüden yola çıkarak, “Sen de mi şunlar gibi düşünüyorsun” benzeri bir soru karşısında, “(Evet) Fakat benim tarif ettiğim şekilde...” demek çok önemli. 

İnsanlar, kavramlara farklı anlamlar yükleyebilir. Bu yanlışı düzeltmenin yolu “Benim tarif ettiğim şekilde, şekliyle” kaydını koymaktır. “Sen bu işi tasdik ediyor musun?” gibi bir soru sorulunca, “Evet, ama benim tarif ettiğim şekilde” demek icap eder. 

Meselâ, “Sen de mi Türkiye AB’ye üye olsun diyorsun?” gibi bir soruya, “Evet, ama AB’den ne anlaşılmasını icap ettiğini bir dinle. Benim tarif ettiğim şekildeki bir AB’ye, AB üyeliğine evet” demek gibi...

Okunma Sayısı: 206
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı