"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Sivil toplum kuruluşları ve devlet

Ahmet BATTAL
25 Temmuz 2026, Cumartesi
Haluk Levent ve AHBAP Derneği meselesi birçokları için ufuk açıcı oldu.

Bizim ufkumuz zaten açık olduğu için şaşırmadık, sadece üzüldük. Birçok yönden…

Önce prensipler:

1. Sivil toplumsal yapılar, bütün türleriyle, insan sosyalleşmesinin asıl mekanizmalarıdır. 

2. Devlet her şeyin sahibi ya da patronu değildir. Olamaz. 

3. Devleti, hele bu çağda, gereğinden fazla büyütmenin risklerini, bütün insanlık, bütün ihtilallerle ve iki büyük dünya savaşıyla yakından tecrübe etti. Tekrara gerek yok. Uyanık olmak lazım. 

4. Devlet demek denetim demektir. Devlete düşen, öncelikle, vatandaş tarafından kendisine duyulan kamu güvenini korumak ve bunun gereğini yapmaktır. 

5. Kendilerini beğenenler akşam yastığa kafalarını koyduklarında kendi kendilerini çek edip denetlemez.  Kendi kendisini denetlemeyen devlet yöneticisi ne halkın ne de yargının yapacağı denetimi istemez. Bu bir tıynet ve tabiat meselesi. 

6. Kendilerini beğenenlerin devleti denetimi rafa kaldırır. Hem kendi içindeki denetimi ve hem de kamu güveni için gerekli olan denetimleri.

7. “Devlet her şeydir” ve “devlet benim/ben devletim” diyen, aslında “ben her şeyim” demiş olur. Bunun bir adım ötesi Kârunlaşmak ve Firavunlaşmaktır. Bu tür adamlar “kendi devletini” kutsayıp “tanrı devleti” ilan eder ve dolayısıyla kendisini de tanrılaştırmaya kalkmış olur. Herkes bilir ki burnu kalkanın düşüşü şiddetli olur. 

8. Devlet, her şeyden önce, denetim için sistem kurmaktır, var olanı güncellemektir. 

Şimdi, bu prensiplerle tabloyu önümüze koyup düşünelim: 

“Yardım toplamak” yani kamuya açık yardım daveti ile “yardım kabul etmek” arasındaki farkı bile netleştirmiş olmayan bir Yardım Toplama Kanunu ile yürüyen (aslında yürümeyen, sürünen) bir yardımseverlik sistemimiz var. 

Sivil toplum örgütleri için bir “kamuya açıklama platformu” yok. Asıl vazifeli İçişleri Bakanlığı ama o da bakıyor yani seyirci.

Kamuya yararlı derneklerin bile denetim raporları ortada yok. 

Devleti elde tutanlar sivil toplumu ve sivil toplum kuruluşlarını siyasetin emrine vermeyi bir maharet ve başarı sayıyor. 

“Mış gibi” yapmak kaide haline gelmiş. 

Mesela Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığının sayfasındaki 31.05.2023 tarihli habere göre, Recep Tayyip Erdoğan Vakfı adında bir vakıf kuruluyor. Yönetim kurulunda Necmeddin Bilal Erdoğan, Vedat Demiröz, Mehmet Tevfik Göksu, Esra Albayrak, Sümeyye Erdoğan Bayraktar, Hüseyin Aydın, Ahmet Özel, Nuri Aksu var.

Ama vakfın kuruluştaki mal varlığı 120 bin lira. Evet, yanlışlık yok. Sadece 120.000.TL. 

Bu parayla vakıf kurulamayacağını bilmek için Hukuk Fakültesi ikinci sınıfa geçmiş olmak yetiyor. Ama bir hâkim bu kuruluşun kararını verebiliyor!

Böyle bir ortamda, üstelik yargı erkine güven de diplerdeyse, hangi konuda kimin söylediğinin doğru olduğuna nasıl inanacağız? 

Kimseye ve hiçbir kuruma güvenemeyeceğimiz bir toplumda, tabiatı gereği güvene dayanması gereken beşerî ilişkileri nasıl ayakta tutacağız? Kurşun asker biriktiren kamplaşmayı ve negatif enerji biriktiren kutuplaşmayı nasıl önleyeceğiz?  

Ey devlet yöneticileri, ey siyasetçiler, bu gidişi görünüz. 

Alınacak ders ve tedbir belli.

Önce kuvvetler ayrılığını yeniden tesis etmek ve yargı bağımsızlığını ve hâkim tarafsızlığını sağlamak şart. 

Ama korkarız ki iktidardakiler gidişattan memnun. Zira sivil toplum kuruluşları güven kaybettikçe kendi iktidarları pekişiyor. Elbette güvenden dolayı değil, ellerindeki kamusal güçten dolayı. 

Ama bu bir vebaldir. Bizden söylemesi.

Okunma Sayısı: 1581
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Hüseyin İlhan

    26.07.2026 07:37:47

    Hocam ülkede adaleti,denetimi'Benden-senden,tefriki ile yapanalrın ADALET,DENETİM,HAKKANİYET,DOĞRU-DÜRÜSTLÜK'ten bahsetmesi sadece hile ve aldatmadır.,Eefendimiz SAV'min'ALDATAN BİZDEN DEĞİLDİR,diyerek buyurduğu vasfa tam uyan bir idareciler başta. Bakın şehrimin AKP-MHP yönetimindeki belediyelerinde 200'ü aşkın yolsuzluğu SAYIŞTAY tesbit ediyor.Bu yolsuzluğu yapanalr hakkında tek dava açılmadı.Bir tane belediye başkanı vazifeden el çektirilmedi. Neyse asrın repliği ile 'O BELEDİYE KİME AİT,ile yazıyı bitirelim ve akıl,iz'an,vicdan ve iman sahibi okur kardeşlerimin havsalasına da bir not düşelim.

  • Recep Ayer

    25.07.2026 12:00:42

    Osmanlı Medeniyetini anlatırken vurgulanan bir "Vakıf Medeniyeti " olduğudur.Bu medeniyetin İslam harcı ile yoğrulmasından ileri geliyor.İnsan unsurunun olduğu yerde suistimaller olabileceğinden Osmanlıda da suistimaller yok muydu sorusu akla geliyor.Varsa bile asgari idi ve şedid cezası vardı diye biliyorum. Bundan sonra zannedersem dernekler kanunu tekrar yazılacak ve cezalar artacak ve denetimler sıkılaştırılacak.Ancak çözüm üstadın 10. Söz Haşir bahsinin" Mukaddeme"sinde.Allah a iman ve ahirete imanın sosyal hayata etkisinde.Çözüm Risale i Nur metodunda ahirete imanın kuvvetlenmesinde.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı