Âdemoğlu sabaha erdi mi, bütün azaları, dile temenna edip: “Bizim hakkımızda Allah'tan kork. Zira biz sana tabiyiz. Sen istikamette olursan biz de istikamette oluruz, sen sapıtırsan biz de sapıtırız!" derler.”1
Bu Hadis-i Şerifte belirtildiği gibi aile için altın kuralı sayılabilecek konulardan bahsetmek istiyorum.
DEĞER DİLİ: Bu kadar değerli ve şerefli olan insana hak ettiği değeri vermek insan olmanın da bir gereğidir. Bu değeri göstermenin en güzel yolu kadirşinas ve vefalı olmaktır.
Peygamber Efendimiz (asm) en zor zamanlarda kendisini yalnız bırakmayan mü’minlerin annesi Hazreti Hatice’yi her zaman hayırla yad ederdi.
TAKDİR DİLİ: Hazret-i Hatice validemizin hususiyetlerinden biri de ailede değer ve takdir dilini kullanmasıydı. Vahyin geldiği ilk anlarda endişe içerisinde olan Peygamber Efendimizi (asm) şu sözlerle teskin etmişti: “Korkma! Allaha yemin ederim ki, Allah seni hiçbir zaman utandırmaz. Çünkü sen akrabalarını gözetir, doğru konuşursun. Güçsüzlerin sıkıntılarını yüklenir, fakirin ihtiyacını karşılarsın. Misafire ikramda bulunur, musibete uğrayana yardım edersin.”
GÖNÜL DİLİ: Kur'ân-ı Kerîm'de Rabbimiz şöyle buyurur: “Onlara ısınıp kaynaşasınız diye size kendi türünüzden eşler yaratıp aranıza sevgi ve şefkat duyguları yerleştirmesi de O’nun (cc) delillerindendir. Doğrusu bunda iyi düşünen kimseler için dersler vardır.”2
Hatice annemizin fedakârlığına Cebrail (as) bile hayran olmuştur. Nitekim vahiy meleği bir gün Rasul-i Ekrem Efendimiz ile sohbet ederken, Hazret-i Hatice’nin elinde bir kap yemekle gelmekte olduğunu haber vermiş, sonra da şunları söylemiştir: “Hatice yanına geldiği zaman, ona Rabbinden ve benden selâm söyle! Onu, Cennet’te inciden yapılmış bir sarayla müjdele! Orada ne gürültü vardır ne de yorgunluk.”[3]
NEZAKET DİLİ: İçten nazik olan bir insan her zaman, her şartta zarif ve düşünceli davranır; kendi çıkarına aykırı durumlarda bile nezaketi elden bırakmaz. Nezaket, insanın karşısındaki insana -kim olursa olsun- değer vermesi demektir.
SAYGI DİLİ: Hz. Peygamber, kadınları şiddetten korumak için gerekli uyarılarda bulunmuş ve daima onlara hayırla muamelede bulunmayı tavsiye etmiş ve şöyle buyurmuştur: “En hayırlınız, ailesine hayırlı davranandır. Ben de sizin aranızda ailesine karşı en hayırlı davrananım.”4
Hz. Peygamber, çocuklarının ve torunlarının azarlanmasını hiçbir zaman istemez, sabır ve müsamaha göstererek onların eğitilmesini hep arzu ederdi. Bir defasında Hz. Peygamberin (asm) kucağına torununu veren Ümmü’l-Fazl, çocuğun Resûlullah’ın üstünü ıslattığını görünce omzuna vurmuş bunun üzerine Peygamber (asm), “Allah iyiliğini versin, oğlumun canını acıttın!”5 buyurmuştur.
Peygamberimiz, torunları Hasan ve Hüseyin hakkında şöyle buyurmuştur: “Allahım ben o ikisini seviyorum, Sen de sev, onları seveni de sev.”6
Dipnotlar:
1-Tirmizî, Zühd, c.4, s.608, b: 61, :2409-2410.
2- Rûm Suresi: 30/21.
3- Buhârî, c. 4, s.230, Menâkıbü’l-Ensâr, bab: 20.
4- İbni Mâce, Nikâh, c.1, s.636, bab.50 h.1977.
5- İbni Hanbel, c.4. s.340.
6- Buharî, c.7, s. 54, libas, bab.60.