"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Risale-i Nur ve gençliğim

Hasret ASLAN
06 Mart 2016, Pazar
En güzel ve en verimli çağların yaşandığı gençlik çağının başlangıcındaydım.

Henüz hayatımda Risale-i Nur yoktu ve ben öylesine yaşıyordum. Rabbime lâyıkıyla kulluk yapabilme, onun izni dairesinde yaşamaya çalışma gibi bir derdim de yok. Yaşamak için herhangi bir sebebim de. Çünkü bir amacım ve  dayanak noktam yok.

Ama bir yanım hep boş, bir tarafım eksik. Dolduramıyor hiçbir şey o hayatımdaki boşluğu, tatmin edemiyor beni.

Ruhum sıkılıyor, dünyaya sığamıyorum. Vücudumda âdeta derin manevî yaralar var. Yaralarımı tedavi edecek, onlara merhem olacak bir iksir arıyorum. Bu mânevî buhrandan kurtulmanın çaresini arıyorum.

Dipsiz bir kuyuda gibiyim. Kimse beni duymuyor ihtiyacıma cevap veremiyor. Beni sıkıp hayat-ı uhrevîyemin mahvına çalışan nefis balığının karnındayım sanki. Ne yöne gideceğimi bilemiyorum.

Bir Nur arıyorum beni sahil-i selâmete çıkaracak. Bir Nur arıyorum dertlerime deva, yaralarıma merhem olacak. Bir Nur arıyorum kafamdaki sorulara cevap olacak, kalbimi yeniden İslâm’a ısındıracak.

Uzaklaşmak istemiyorum Rabbimden. Çünkü biliyorum ki huzur İslâmda, lezzet imanda. Bir yanda gençlik sarhoşluğu, rahat yaşama arzusu, diğer yanda imanın lezzeti ve süruru...

Karanlıktayım. Yönümü bulamıyorum. Hayretle bakıyorum etrafıma. Bomboş geliyor her şey bana.

Niye geldik bu dünyaya? Bizi yaratan neden gönderdi buraya? ne için imtihan ediliyoruz  gibi, cevaplarını aradığım sorular var kafamda. Sonra belki derdime derman olur diye okuduğum dini kitaplardan Risale-i Nur’dan alınmış şu cümle çekiyor dikkatimi:

‘’İnsan bu dünyaya ipi boğazına sarılıp istediği yerde otlamak için başıboş bırakılmamıştır.’’ Bu söz adeta balyoz gibi inmişti kafama. İnanılmaz etkilenmiştim. O an çok farklı bir ruh halindeydim. Cümleyi birkaç kez tekrar edip durdum.

Çünkü bu demekti ki hiçbir şey boş değil. Bu demekti ki, insan bu dünyaya boş yere vakit geçirmek için gelmemiştir. Bu demekti ki, insanın hayvandan bir farkı olmalıydı.

Böylece gençlik hevesatının galeyanda olduğu bir zamanda, Risale-i Nur tuttu ellerimden. Köprü kurdu önümde. “İşte bak, buradan gideceksin” diye yönümü gösterdi bana. Ne zaman mütehayyir kalsam, ne yöne gideceğimi şaşırsam, Risale-i Nurdaki cevherlere yönümü çevirdi Rabbim.

Kendimi ölümsüzmüş gibi görüp önümü fark edemediğim zamanlarda nurlar ışık tuttu yoluma. Gençliğime güvenip ölümü kendime fersah fersah uzak gördüğüm zamanlarda ‘’Ecel gizli olduğu için genç ihtiyar fark etmeyerek her vakit ecel cellâdı başını kesmek için gelebilir’’ (13. Söz 2. Makam) hakikatini çıkardı karşıma.

Dünyanın cezbedici haline kendimi kaptırıp ibadetten fütur geldiği zamanlarda ‘’sineğin ısırmasından kaçıp yılanın ağzına giriyorsun’’ (Lem’alar, sayfa 15) diye ihtar etti beni.

Başka insanlara özenip sorumluluktan kaçmak, aklımı tenvim edip her şeyden soyutlanmak istediğim zamanlarda ‘’deme bende herkes gibiyim, herkes sana kabir kapısına kadar arkadaşlık eder.’’ (Sözler, 156) diyerek yönümü fâni mahbuplardan bâki olana çevirmeye çalıştı.

Helâket ve felâket asrının aldatıcı lehviyatına ve dünyanın câzibedar hevesatına kapıldığım zaman, “dikkat et! o güzel ve cazip görünen iştihanı açan şeyler zehirli bal gibidir. Eğer onlara kapılırsan o zehirli balın sancısını daha bu dünyadayken ölene kadar çekeceksin!” diyerek uzaklaştırmaya çalıştı beni dünya ve ahiretimi karartacak olan o zehirli ballardan.

“Bir daha mı geleceğiz dünyaya? kendini sıkmadan hayatın tadını almaya çalış, yaşamaya bak” gibi sözler fâni dünyaya çevirmeye çalışıyor yönümü. Nefis ve şeytanda hiç boş durmuyor. Acele ücret istiyor nefsim. Bu dünyada doymayı istiyor.

Sonra Risale-i Nur çıkıp şöyle tefekkür ettiriyor bana:

Evet, aslında doğru. Bir daha gelmeyeceğiz bu dünyaya. Bir şansımız daha olmayacak. Bir daha imtihana tabi tutulmayacağız. Bu dünya filmi bir daha çekilmeyecek. Bu sınavın bütünlemesi yok, kurtarma sınavı yok. Bir şans daha verilmeyecek bana. 

Buna rağmen nasıl bir gaflet kalınlığı var ki üstümde hayat-ı ebediyemi etkileyecek bu sınava çalışmıyorum? Bu nasıl bir ahmaklıktır ki sadece bir kez gireceğim ebedî saadeti kazanmama ya da ebedî şekâvete düçar olmama neden olacak bu sınava geceli gündüzlü çalışamıyorum.

Rabbim gaflet perdesini yırtıp dünyanın fâniliğini görüp  Risale-i Nurlardan nasiplenen insanlardan olabilmeyi ihsan etsin.. 

Okunma Sayısı: 2832
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı