"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Risale-i Nur tuttu ellerimden

Hasret ASLAN
04 Mayıs 2019, Cumartesi
En güzel ve en verimli çağların yaşandığı gençlik çağının başlangıcındaydım.

Henüz hayatımda Risale-i Nur yoktu. Öylesine yaşıyordum. Rabbime lâyık kul olabilme gibi bir derdim de yoktu. Yaşamak için herhangi bir sebebim de. Çünkü bir amacım yok. Bir yanım hep  eksikti. Dolduramıyordu hiçbir şey o hayatımdaki boşluğu. Ruhum sıkılıyor, dünyaya sığamıyorum. Vücudumda âdeta derin manevî yaralar vardı. Yaralarımı tedavi edecek, onlara merhem olacak bir iksir arıyorumdum. Bu mânevî buhrandan kurtulmanın çaresini arıyordum. Dipsiz bir kuyuda gibiydim. Kimse beni duymuyor, ihtiyacıma cevap veremiyordu. Bir Nur arıyordum beni sahil-i selâmete çıkaracak. Bir Nur arıyordum dertlerime deva, yaralarıma merhem olacak. Uzaklaşmak istemiyordum Rabbimden. Çünkü biliyorum ki huzur İslâmda, lezzet imanda. Bir yanda gençlik sarhoşluğu, rahat yaşama arzusu, diğer yanda imanın lezzeti ve süruru...

Karanlıktaydım. Yönümü bulamıyordum. Hayretle bakıyordum etrafıma. Bomboş geliyordu her şey. Niye gelmiştik bu dünyaya? Cevaplarını aradığım sorular vardı kafamda. 

Sonra belki derdime derman olur diye okuduğum Risale-i Nur’dan alınmış şu cümle çekiyor dikkatimi:

“İnsan, ipi boğazına sarılıp istediği yerde otlamak için başıboş bırakılmamıştır.” Bu söz adeta balyoz gibi inmişti kafama. İnanılmaz etkilenmiştim. Cümleyi birkaç kez tekrar edip durdum.

Çünkü bu demekti ki, hiçbir şey boş değil. Demek başıboş bırakılmamışız. Böylece gençlik hevesatının galeyanda olduğu bir zamanda, Risale-i Nur tuttu ellerimden. 

Köprü kurdu önümde. “İşte bak, buradan gideceksin” diye yönümü gösterdi bana. Ne zaman mütehayyir kalsam, ne yöne gideceğimi şaşırsam, Risale-i Nur’daki cevherlere yönümü çevirdi Rabbim.

Kendimi ölümsüzmüş gibi görüp önümü fark edemediğim zamanlarda Nurlar ışık tuttu yoluma. Gençliğime güvenip ölümü kendime fersah fersah uzak gördüğüm zamanlarda “Ecel gizli olduğu için genç ihtiyar fark etmeyerek her vakit ecel cellâdı başını kesmek için gelebilir” (13. Söz 2. Makam) hakikatini çıkardı karşıma.

Sonra Risale-i Nur şöyle tefekkür ettirdi bana:

Evet, aslında doğru. Bir daha gelmeyeceğiz bu dünyaya. Bir şansımız daha olmayacak. Bir daha imtihana tabi tutulmayacağız. Bu dünya filmi bir daha çekilmeyecek. Bu sınavın bütünlemesi yok, kurtarma sınavı yok. Bir şans daha verilmeyecek bana. 

Buna rağmen nasıl bir gaflet kalınlığı var ki üstümde hayat-ı ebediyemi etkileyecek bu sınava çalışmıyorum? Bu nasıl bir ahmaklıktır ki, sadece bir kez gireceğim ebedî saadeti kazanmama ya da ebedî şekâvete düçar olmama sebep olacak bu sınava geceli gündüzlü çalışamıyorum. Rabbim gaflet perdesini yırtıp, Nurlardan nasiplenenlerden eylesin..

Okunma Sayısı: 587
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı