"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Nur yolcusu

Havva Akkanat
11 Temmuz 2020, Cumartesi 00:33
Epey zamandır yürümüş olmanın etkisiyle çok yorulmuştu.

Daha önce şehrin bu tarafına pek gelmemişti.

Adımlarını biraz daha hızlandırdı. 

Beş katlı bir binanın önünde durdu “burası olmalı” diye düşündü.

Apartmanın giriş kapısı açıktı. Merdivenleri hızlı hızlı çıkarak birinci kata ulaştı. 

İçin de tarifsiz bir heyecan vardı.

Kalp atışları karşıdan çok rahat duyulabilirdi. 

Kapının önün de durup biraz soluklandı.

Ömründe hiç böyle olmamıştı.

Onca ameliyatlar, onca hastalıklar geçirmiş, kendisini hiç böyle hissettirmemişti. 

Daha fazla beklemeden kapı ziline bastı.

Kapıyı güler yüzlü bir bayan açtı.

İçeriye buyur edildiğinde, yerde bulunan kırmızı halıların değil de, bulutların üzerinde geziyormuş gibiydi. 

Uzun holün ardından alabildiğine geniş bir odaya buyur edildi.

 Şaşırmıştı, daha evvelce gittiği yerlere hiç benzemeyen oldukça sade, güzel ve zevkli dizayn edilmiş bir evdi burası.

 Hanımlarsa sanki Cennetteki huriler gibiydiler. Hiç dertleri tasaları yoktu, hepsi de çok mutlu ve sağlıklı görünüyordu. Kendini düşündü, sonra hiç onlara benzemiyordu.

 Onca beyin ameliyatından geriye kalan kirpik, kısacık saçlar, bir buluz ve bir pantolondan oluşan kıyafetiyle, hemen dikkat çekiyordu. Veya ona öyle geliyordu. Karşısındakiler ise,  farklı göründükleri yetmiyormuş gibi bir de farklı dil konuşuyorlardı sanki.

 Biraz gergin, biraz heyecanlı, biraz utangaç etrafı incelerken, bir hanım ona doğru yaklaştı ve “hoşgeldiniz” dedi. 

Onunla aynı dili konuşan birini görmenin şaşkınlığıyla 

“Hoşbulduk” diyebildi. 

İlk tanıştığı kişi, kendi gibi adı da Melek olan bir hanımdı. Hal hatır sorduktan sonra, kendisine küçük bir kitap uzattı.  “Kardeşim bu kitap Hastalar Risalesi’dir.

 Maddî manevî yaralara, hastalıklara, musîbetlere bir ilâç hükmündedir“ dedi. Çok inanmamakla beraber kitabı çantasına koydu.

Ders başlıyordu işte nihayet. Bu dersleri çok methetmişler, o da merak edip katılmak istemişti. Şansından o gün dersi gazete yazarı bir abi yapacakmış.

 Bunu duyunca biraz üzüldü.

 Çünkü o, adını çok duyduğu o ablanın ders yapmasını bekliyordu.

 “Neyse” dedi, “hoşlanmazsam kalkar giderim diye geçirdi içinden.

Yazar abi, tevhidi, imanı ve ahireti konu alan bir yerden okumaya başladı. “Günahlar ışık hızıyla üzerimize gelip yapışıyor bundan kurtulmanın yegâne çaresi Risale-i Nur’dur” sözünden çok etkilendi.

 “Peki ya korku?” dedi içinden. “Bu günahlardan kurtulamamak korkusu Allah’ın istediği tarzda olamamak korkusu ya buna ne demeli?” 

Kafasında bir Afrika kabilesinin tamtamları gibi davullar dövülüyor, tokmaklar beynine iniyordu sanki.

 Tesettür, abdest, namaz, ibadet sevgisinden uzak, hatta ön yargılı olan halde, dersi dinledikçe bambaşka bir ruh ve düşünce âlemine girmeye başladı. Daha önce beynini tırmalayan “necisin, nereden geldin, nereye gideceksin” suallerine cevap buldukça, içi rahatlıyordu. Ders bittiğinde, kendisini tanıyamayacak haldeydi. Sanki kafasındaki harabeler yıkılmış, yerine yeni köşkler, saraylar kurulmuştu. 

Evine gitti, kendisini koltuğa bıraktı. Kısa bir zamanda ruhunda büyük bir inkılâp gerçekleşmişti. Bir süre bugünkü yaşadıklarını düşündü. Sonra oradaki hanımın verdiği kitap aklına geldi. Çantasına uzandı, kitabı aldı, “bu kitabı bana ne için verebilir ki?” diye düşündü. Yine de merakından şöyle bir bakmak istedi. Daha ilk satırlarda kitap ilgisini çekmeye başladı. Okudukça içinde bir hafiflik hissediyordu. Daha başlangıçta, “geçmiş olsun makamında yazılmıştır, teselli eder” diyordu.  

Kitabı o gece sabaha kadar gözünü kırpmadan okudu.

 “Ey biçare hasta” dedikçe, sanki bunu yazan, kendisine hitap ediyormuş gibi hissediyordu. 

Farklı bir dildi bu kitabın dili, sanki ruhu, kalbi, gözü, aklı vardı da kendisiyle konuşuyor, derdini anlıyor ve çareler sunuyordu. Her deva, bir derdini alıp gidiyor, yerine şifalı ve huzurlu bir duygu bırakıyordu. Artık bu kitap, en yakın arkadaşı ve dert ortağı olmuştu. Başkaca da arkadaşı yoktu zaten. Başına gelenlerden sonra dost ve arkadaş bildiği herkes kendisini terk etmişti. Kitapların en sadık dost oluğunu o zaman anladı.

O gün yaşadığı inkılâpla, dünyaya yeniden gelmiş gibi olmuştu. Artık dertlerine derman olacak eserleri bulmuştu. Yalnızlık duygusu çekmiyordu, gittiği derslerdeki hanımların her birisi hakikî bir dost ve can yoldaşı olmuştu. 

Şu sözü kendisine rehber etmişti: “Hayatın lezzetini ve zevkini isterseniz, hayatınızı iman ile hayatlandırınız ve feraizle zinetlendiriniz ve günahlardan çekinmekle muhafaza ediniz.”

Okunma Sayısı: 1529
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • emin bozkus

    11.7.2020 10:15:03

    Maşallah. Bu nuru Allah her insana nasip etsin.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı