"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Kavuşmak

Havva Akkanat
15 Ağustos 2020, Cumartesi
Merdivenleri ağır ağır çıkarken korkuluklardan da tutunmayı ihmal etmiyordu. Yetmiş beş yaşın verdiği yorgunluğu taşıyordu bu dizler.

Sokaklarda koşturduğu günler geldi aklına. Çocukluğunun tamamı ve gençliğinin bir kısmı bu mahallede geçmişti. Şu sokaklarda ne oyunlar oynamışlardı, arkadaşlarıyla. Mız mız Türkan sık sık küser, haylaz Canan durmadan kavga çıkartır, Cemile Teyze aramızı düzeltir, oyuna devam etmemizi sağlardı. “Ah gençliğim” diye geçirdi içinden. Ne güzel günler geçirmişti bu mahallenin sokaklarında.

Titrek dizleri ile merdivenleri tırmanırken, bir tataftan da aklından eski günler geçiyordu. Son basamağa gelmişti ki, “İlkay Hanım!” diye bir ses işitti. Arkasından seslenen kadın, “ahretliğim” dediği Sevgi Hanımdan başkası değildi. Durdu, biraz bekledi, Sevgi Hanım da yanına gelince birlikte yürümeye başladılar. Her hafta olduğu gibi, dersaneye gidiyorlardı. Zaten gidecekleri yere de gelmek üzereydiler. Kısa mesafede kısacık bir sohbet bile ikisini de sevindirmişti. Asıl sevinçleri ise, okunan Risaleleri dinlemek, oradaki diğer kardeşleri ile sohbet etmekten geliyordu. 

Sevgi Hanım’ın yanında sessiz ve biraz da mahcup tabiatlı bir hanım daha vardı. Onunla da selâmlaştılar. Sevgi Hanım, “Nurgül” dedi. “Benim daha önceleri ev işlerime bakan bir kızımızdır.“ Bu arada dersaneye de gelmişlerdi. 

Ders sonunda İlkay, Sevgi ve Nurgül birlikte çıktılar, İlkay’ın evine giderek orada sohbete devam ettiler. Nurgül’ün durgun hali, İlkay Hanım’ın dikkatini çekmişti. Zaten sıkılgan ve mahcup bir hali vardı. Ama bu dalgınlığı, yüreğinin derinliklerinde bir volkan kaynadığını gösteriyordu. 

Sevgi Hanım, Nurgül’ün halini izah etmek istedi. 

- İlkaycığım, Nurgül kızımız kötü günler geçiriyor. Manevî desteğe ihtiyacı var. Eşiyle bir takım problemler yaşamışlar, sonunda kendini sokakta bulmuş.

- Vah vah!

- Ya işte. Şimdi kalacak bir yeri yok, bizim de evde çocuklar ve torunlar var biliyorsun, kalabalıkta rahat edemez. Aklıma sen geldin. Sen de yalnız bir kadınsın, sana can yoldaşı olur. Bir süre sende kalsa diyorum. Nurgül kızımı başkasına emanet etmek istemiyorum.

- Tabi ki, neden olmasın. Benim evim, Nurgül kızımızın evi. Allah eşine de merhamet verir de inşallah en kısa zamanda araları düzelir.

Nurgül de çok teşekkür etti, duâlar etti. İlkay Hanım ile birlikte yaşamaya başladılar.

İlkay Hanım’ın Nurgüle kanı çabuk kaynamıştı. Nurgül ev işlerinde yardımcı oluyor, yemek, bulaşık ve temizlik gibi işlere İlkay Hanım’ın elini değdirmiyordu. İlkay Hanım da Nurgül’e kızı gibi davranıyordu. 

İlkay Hanım her sabah namaza kalkıyor, namazdan önce  Yasin okuyor, namazdan sonra da Risale-i Nur okuyordu. Bir gün yine İlkay Hanım sabah namazı için erkenden kalktığında, Nurgül’ü de ayakta buldu. Nurgül uzun bir elbise giymiş, başını da güzelce başörtüsü ile örtmüştü. Her zamanki güler yüzlü hali ile; “İlkay anne ben de namaz kılmak istiyorum. Bilmediğim konularda bana yardımcı olur musun?” dedi. İlkay Hanım, çok sevinmişti. Gözleri doldu. “Tabi ki kızım, Allah mübarek etsin, çok sevindim” diyerek sevincini belirtti. O günden sonra namazlarını birlikte kıldılar. Nurgül, Risalelere de merak sarmıştı. İlkay Hanım okudukça merakla dinliyor, bazen sorular sorarak daha iyi anlamaya çalışıyordu. Kısa bir sürede Risale-i Nurlar’ı da okumaya başlamıştı. İlkay Hanım, bu duruma çok memnun oluyor, “Allah’ım sana sonsuz şükürler olsun, bana Nurgül gibi Nur yüzlü bir evlât nasip ettin” diye duâlar ediyordu.

Bir kaç ay böyle mutlu bir şekilde geçmişti. Bu arada İlkay Hanım’ın da ağrıları artıyor, yürümekte çok zorlanıyordu. Nurgül, elinden geldiği kadar İlkay Hanımı yormamaya çalışıyor, her işe yetişiyordu. Nihayet İlkay Hanım’ın durumu iyice ağırlaştı ve yatağa düştü. Nurgül İlkay Hanım’ın her türlü bakımını yapıyor, işini bitirdikten sonra da ona Risale okuyordu. İlkay Hanım, sonunun yakın olduğunu biliyordu. Ama gözü arkada kalmayacaktı. Kendisine duâlar edecek, manevî hediyeler gönderecek bir evlâdı vardı.

Bir gün İlkay Hanım yatağından zorla doğruldu ve Nurgül’ü yanına çağırarak; “Canım kızım Allah bilir, ama ben son günlerimi yaşıyorum. Ömrümün son demlerinde Rabbim bana senin gibi bir evlât verdi. Ne kadar şükretsem azdır. Sana da Risale-i Nur gibi bir nimet bahşetti. Sen de bunun kıymetini bil. Bol bol Kur’ân oku, Risale-i Nur oku. Onlar senin her derdine çare olur Allah’ın izniyle. Ben artık gidiyorum. Bundan sonra yoluna bensiz devam edeceksin. Allah yardımcın olsun” dedi. Nurgül de iki gözü iki çeşme ağlıyordu. 

Nihayet takdir edilen zaman dolmuş, Azrail (as) İlkay Hanım’ın yanına vasıl olmuştu. İlkay Hanım, Nurgül’e son bir defa daha bakmış, sonra da Kelime-i Şehadet getirerek ruhunu teslim etmişti.

Nurgül ağlıyordu, ama “Sizlere müjde! Mevt i’dam değil, hiçlik değil, fena değil, inkıraz değil, sönmek değil, firak-ı ebedî değil, adem değil, tesadüf değil, fâilsiz bir in’idam değil. Belki bir Fâil-i Hakîm-i Rahîm tarafından bir terhistir, bir tebdil-i mekândır. Saadet-i Ebediye tarafına, vatan-ı aslîlerine bir sevkiyattır. Yüzde doksandokuz ahbabın mecma’ı olan âlem-i berzaha bir visal kapısıdır.” müjdesi ile teselli buluyordu. 

Okunma Sayısı: 799
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Yahya Evrin

    15.8.2020 11:31:17

    AllAh bize de İlkay Hanim ve Nurgül kizimizin gönlünü nasip etsin.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı