"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bakıcı

Havva Akkanat
14 Aralık 2019, Cumartesi
Yüreği ağzında derler ya öyle bir haldeydi.

Uzun zor bir günün ardından bütün enerjisini kaybetmek korkularıyla başbaşaydı. En korktuğu buydu esasında. Uzun ıssız bir yoldu yürüdüğü. Kimsiz kimsesiz hissetmişti kendini. Bu yol ne kadar da uzundu. Kuşlar cıvıldıyor, kelebekler uçuşuyordu, fakat bu bile onu mutlu etmeye yetmiyordu. İşte gündüz, gece perdesini yavaşça üzerine çekerken her şey iyiden iyiye sessizliğe bürünüyordu. 

Korkusuz bir ümmetin korkularında boğulmuş bir ferdiydi. Nasıl da sarmıştı bütün benliğini bu korku. Korkması da gerekirdi ona göre. “Karanlıkta genç bir hanım, yanında bir çocuk, köpek çıkarsa ya da süflî bir nefis çıksa ne yaparım? Etrafta bir kişi bile yok. Allahım sen yardım et” dedi. Biraz yüksek bir sesle.

Üzgün mutsuz kırgın değildi sadece endişeli ve gergindi. Yorgunluğuna aldırış etmiyordu da, bu çocuk çok yorulmuştu. Onu da üzmenin bir faydası yok dedi yine kendi kendine.

 Uzun saatler süren yürüyüşün neticesinde varabildi. Adres burasıydı. İşte iki katlı ahşap bina ve kocaman heybetli bir sokak. Bir güvercin ürkekliğinde çarpıyordu kalbi. Yorgun ve uykusuzdu. 

Kapıyı tıklattı yavaşca. Az sonra demir kapı yavaşça açıldı. Kapıyı açan evin oğluydu. “Biz ilânınız üzerine gelmiştik” dedi kadın. Buyur edildi içeriye gayet nazik bir şekilde. Boğazına birşeyler düğümlenmiş, konuşamıyordu. Köşede divanın üzerinde oturan nur yüzlü yaşlı kadına kilitlenmişti gözleri. Öyle ihlâslı, sevimli ve samimî görünüyordu ki, annesini hatırladı. Adam, yaşlı kadını göstererek, “annem, gördüğünüz gibi yaşlı, ama çok şükür düşkün değil, kendi ihtiyaçlarını görecek durumda, ama bir sıcak çorba, bir de yanına can yoldaşı olmanızı istiyor” dedi.

“Tamam inşallah, merak etmeyin, annem gibi bakarım ona” dedi kadın. 

Genç adam kendi evine giderken, “size güveniyorum, gözüm arkamda kalmayacak” dedi. 

Daha ilk günde yaşlı kadınla çok iyi anlaşmışlardı. Kendisini kızı yerine koymuş, çocuğunu da torunu gibi sevmişti. İki hanım, ana-kız gibi olmuşlardı. 

Yaşlı kadının iri camlı gözlüğünü takarak okuduğu kırmızı kitaplar dikkatini çekmişti. Birisini aldı, baktı, dili biraz ağırdı, ama çok değerli hakikatlardan bahsettiği belliydi. Bir süre yaşlı kadın okudu, o dinledi, anlamaya çalıştı. Daha sonra kendisi de okumaya başladı. Okudukça zihni açılıyor, sanki kalbine nurlar saçılıyordu. Evin içine nur doluyordu. İkisi de çok mutluydu. 

Küçük kız da okula başlamıştı. Derslerinde oldukça başarılıydı.

Yakın zamana kadar dünyada yalnız ve kimsesiz olarak geçimini sağlamak için çabalayan kadın, istediğinden çok daha fazlasını bulmuştu. Hem dünyada geçimini sağlamış, hem de ahiret hayatı için çok lüzumlu olan bir sermaye kazanmıştı. 

 Dağdağalı, endişe yüklü dünyaları artık hakikat nurlarıyla doluydu. Hiçbir kişi ve hadise onları korkutamadığı gibi Allah izin vermezse zarar da veremezdi.

Okunma Sayısı: 1833
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı