"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İdamla yargılanırken gençliğin imanını kurtarmanın peşindeydi

İbrahim ÖZDEMİR
21 Nisan 2020, Salı
Zübeyir gündüzalp dava adamıydı. afyon zindanlarında idam ile yargılanırken, müdafaasında davasını anlatıyor, gençliğin imanının kurtulması için azim, duygu, gayret ve himmetini sergiliyordu. mahkeme salonunu dâvâsını ve çok sevdiği Üstadını anlatmak; gençliği uyandırmak için çok uygun bir platform olarak görüyordu.

Zübeyir Gündüzalp: Dâvâ adamını anlamak (2)

Makale: Prof. Dr. İbrahim Özdemir
Üsküdar Üniversitesi Öğretim Üyesi

***

Zübeyir Gündüzalp

Zübeyir Gündüzalp’i ilk kez lise öğrencisi iken okuduğum “Afyon Müdafaası” ile tanıdım. Üstad Said Nursî ile birlikte Afyon zindanlarındaydı. Aslına bakılınca o yıllarda Türkiye’nin zindanları muhalif düşünenlerle doluydu. 

Sağcı-solcu, komünist-dindar muhalif olan herkese bir kulp takılarak zindanlara atılıyordu.

Dikkatimi çeken ve bana dokunan nokta idam ile yargılanan birinin müdafaasındaki “dâvâ vurgusu” ve “genç-liğin imanını” kurtarma azim, duygu, gayret ve himmetiydi.

Zübeyir Gündüzalp mahkeme salonunu dâvâsını ve çok sevdiği Üstadını anlatmak; gençliği uyandırmak için çok uygun bir platform olarak görmüştü. Müdafaayı dikkatle okuyunca / dinleyince bunun bir nefis müdafaası olmadığı ayan-beyan ortadaydı. 

Bu niteliğiyle ne zaman Afyon Müdafaası’nı okusam aklıma Sokrates gelir. Onun da Zübeyir Gündüzalp gibi işlediği bir müşahhas suçu yoktu; kimseyi öldürmemiş devlete de isyan da etmemişti. 

Sokrates’in suçu, yukarıda da ifade edildiği gibi Atinalı gençlere başta kendi hayatları olmak üzere her şeyi sorgulamayı ve erdemli bir hayat yaşamayı öğretmesiydi. 

Peki, Afyon Hapishanesi’nin zindanlarına konan; yaşlı bir din âlimine hizmet ettiği için en ağır işkencelere maruz kalan Zübeyir Gündüzalp’in suçu ne idi?  

Zübeyir Gündüzalp’in hayatı dikkatle incelendiğinde, geride bıraktığı yazıları, not defterleri ve mektupları değerlendirildiğinde en büyük dâvâsının gençliğin inançsızlık tuzağına düşmemesi için çalışmak; gençlere iman hakikatlerini anlatmak olduğu görülür. 

Bunu yaparken de “müsbet iman” hizmetinin esaslarından zerre kadar taviz vermiyordu. Ayrıca bu uğurda her tür meşakkat, sıkıntı ve işkenceye göğüs gererek zulme boyun eğmiyor ve sıradanlığı reddediyordu. 

Diğer önemli bir nokta ise, memleketimizdeki baskıcı rejim ve diğer olumsuzluklarla mücadele ederken, her tür şiddet ve menfi hareketi reddetti; yılmadan, bıkmadan “iman-irfan temelli” müsbet iman hizmetinden ayrılmamayı öğretti.

Afyon Savunması

Yukarıda Zübeyir Gündüzalp’i Afyon Müdafaası ile tanıdığımı ifade etmiştim. Savunma, tıpkı Sokrates’in Atinalı gençlere erdemli olma ve erdemli bir hayat için gerekirse hayatını seve seve feda etmeyi öğrettiği gibi, bizlere de iman ve Kur’ân dâvâsına sahip çıkmayı öğretti. 

Kendi dünyasının ve nefsinin arzularının pençesinde sıkışıp kalmayı; içgüdülerinin ve bedeni hazların esiri ve kölesi olmayı ret ederek; imanlı ve anlamlı bir hayat yaşamanın kapısını Nurlar ve onun ilk temsilcileri vasıtasıyla araladık. 

Dahası, tıpkı Sokrates’in talebeleri gibi, mesajı diğer genç arkadaşlarımıza da elimizden geldiği kadarıyla ulaştırmaya çalıştık. 

Zübeyir Gündüzalp’in Afyon Müdafaası’nda idamı talep eden savcıya “İman ve İslâmiyet hizmeti uğrunda zâlimlerin zulmüne mâruz kaldığımız vakit, hapishane köşelerinde veya darağaçlarında ölmeyi, istirahat döşeğindeki ölüme tercih ederiz. Görünüşü hürriyet, hakikati istibdad-ı mutlak olan bir esaret içinde yaşamaktansa, hizmet-i Kur’âniyemizden dolayı zulmen atıldığımız hapishanede şehid olmayı büyük bir lûtf-u İlâhî biliriz” ifadeleri dikkat çekicidir.  

Böylece, iman, Kur’ân ve bu ikisinin anlamlandırdığı erdemli bir hayat için ölüm dâhil her tür meşakkate katlanmayı fiilen bizlere ve gelecek nesillere ders verdi.

Afyon savcısına göre Zübeyir Gündüzalp’in suçu “gizli cemiyet kurmak ve devletin emniyetini bozmaktı”. Ancak bu konuda somut hiçbir delil yoktu. 

“Devletin emniyetini bozmaktan” kasıt, gençlere iman hakikatlerini anlatarak; onlara imanlı, erdemli, faziletli ve anlamlı bir hayat yaşamalarını öğretmekti. Bunu yapmakla Tek Parti Dönemi’nin en büyük politikalarından birisi olan “dini toplum hayatının dışına iterek ve baskı altına alarak, dinsiz nesiller yetiştirme ve Batılılaşma” politikalarına ters düşüyor; savcının ifadesiyle her şeyi bozuyordu. 

Kısaca Gündüzalp’in suçu ile Sokrates’in suçu benzerdi. 

Zübeyir de savunmasında kendini değil dâvâsını, yani imanlı ve anlamlı bir hayat yaşamayı; dinini, tarihini ve kültürünü ret etmeden de yaşamanın ve ilerlemenin mümkün olduğunu göstermeye çalışıyordu.

Zübeyir Gündüzalp öncelikle Risale-i Nur’u okumayı, sahiplenmeyi ve savunmayı “fazilet dersi olarak” görüyordu. Bunu da “memnuniyetle ve ilân edercesine” mahkemede ifade etti. 

Dahası bunu inkâr etmeyi, saklamayı ve görmezden gelmeyi “fazilet dersine” zıt olduğu için kabul etmedi. Mahkemeyi iman ve fazilet dâvâsını anlatmak için bir platform olarak gördü. 

Ona göre okuduğu Nur Risaleleri “bozulan bir cemiyeti ıslah etmek kudretini hâiz; yirminci asırdaki insanlara rehber olup dalâletten ve materyalizmin, maddiyyunluğun ve tabiatperestliğin sürüklediği sefahat ve koyu fikir karanlığından kurtaran ve beşeriyete ebedî saadet ve selâmet çığırlarını Kur’ân-ı Hakîmin feyziyle açan ve nuruyla âşikâr bir şekilde gösteren” kitaplardı. 

Bu eserlerin ana gayesi iman temelli bir hayat inşası ve çağın getirdiği istifham ve sorulara ikna edici cevaplar sunmaktır. 

Kurulu düzene karşı şiddet ve zor ihtiva eden hiçbir niteliği olmayan bu eserleri okuma ve okutmadan dolayı bir kişinin cezalandırılmasının evrensel “adalet” ilkesine zıt olduğunu belirterek, tıpkı Sokrates’in Atinalı hâkimleri zamanın güçlü idarecilerine alet olmadan, adaletle hükmetme talebini hatırlatmaktadır. Bu da adalet ilkesinin bir toplumun esası olduğu; hâkimlerin bu ilklere bağlı ve sadık kaldıkları sürece adalet duygusunun toplumda hâkim olacağının ifadesidir.

Zübeyir Gündüzalp’in savunması, topluma dayatılan Batılı hayat anlayışını ve materyalist dünya görüşünü Nur Risaleleri ile ret edişin gençlikteki yansımasının bir örneği olarak da görülebilir. 

Gündüzalp’e göre Risale-i Nur’u dikkatle okuyan gençlerin kazandığı niteliklerin başında her tür şiddeti ret eden “kuvvetli bir iman, sarsılmaz ve fedakâr bir dindar ve vatanperverliktir”. 

Çağın getirdiği soru ve tereddütler karşısında “yıpranmaz bir imanın” sonucu ise “menfî bir ideolojinin aşıladığı ahlâksızlık ve sefahatin” reddidir.

Dahası o zamanlar dünyada yaygın olan, Türkiye’de de yaygınlaşan “materyalist (maddiyyun) felsefenin” hak ve hakikat ile hiçbir ilgisinin olmadığının, “Kur’ân ekseninde kuvvetli burhan ve hüccetlerle aklen, fikren ve mantıken ispat edilmesidir”. 

Gündüzalp ve Gençler

Zübeyir Gündüzalp’in gençlere olan ilgisini anlamak için onun gençlik günlerine bakmak lâzım. 

Kendi yaşadığı örneklerden, gençliğin durumunu, arayışlarını ve buhranlarını çok iyi bildiği anlaşılıyor. Meselâ, tahsil için Ermenek’ten Konya’ya geldiği ilk günden itibaren sürekli bir arayış içerisinde olduğunu görüyoruz. 

Hayatını ve çevresinde olup biteni anlamaya çalışıyor ve bunun için de sürekli okuyordu. 

Gözleri sürekli önünden geçtiği kitapçı dükkânlarının raflarında idi. Biriktirdiği harçlıklarla aldığı kitapları su gibi okuyordu. 

Dünya klâsiklerini bir bir devirir. 

 Ama bir türlü ruhunun susuzluğunu giderecek bilgiye ulaşamaz. 

Bu arayış Nur Risaleleri’ni ve onun aziz müellifini tanıyıncaya kadar devam eder.

Zübeyir Gündüzalp’in benim için ayrı ve ferdî bir önemi var. Bunu da burada belirtmek isterim. 

Lise hayatının hepimiz için çok önemli olduğu malûmdur. 

Geleceğimiz, daha doğrusu ailemiz, ülkemiz ve insanlık için yapabileceklerimiz lise hayatından itibaren iyice oluşmaya başlayan kişiliğimiz yanında aldığımız eğitim ve başarımıza bağlıdır. 

Bir genç için adeta hayat-memat meselesi olan ona hayat boyunca bir pusula gibi yol gösterecek sağlam ahlâkî niteliklere sahip olma, üniversiteyi kazanma ve iyi bir meslek sahibi olma lise hayatında aldığı kaliteli eğitim ve kazandığı / edindiği ilkelere bağlıdır. 

İlkesiz ve rehbersiz bu dönemi atlatmak gerçekten zordur. Bu gün geriye baktığımızda bizden daha zeki, daha çalışkan, ancak ilkesiz ve hedefsiz birçok arkadaşımızın adeta heder olup gittiğini görüyoruz.

Üniversite sınavlarına hazırlanırken Zübeyir Gündüzalp’in “Nefis Muhasebesi” yeni yayınlanmıştı. 

Gömleğimin sol cebine sığan bu küçük kitapçığı bir emanet gibi taşıdım; bulduğum her fırsatta okudum.  Zübeyir Gündüzalp’in tavsiyelerini mübarek bir su gibi içtim; harfiyen uygulamaya çalıştım. 

Hayatım, günüm, gecem kısaca her şeyim bir düzene girmeye başladı. Merhum Ordinaryus Prof. Dr. Ali Fuat Başgil’in “Gençlerle Başbaşa” kitabını daha sonra keşfettim.

Nefsimin zayıf ve güçlü yönlerini öğrendim. 

Kitap okumayı ve anlamayı; en önemlisi ise “hangi kitabı nasıl okuyacağımı” ve tefekkürün mahiyetini öğrendim. 

Risale-i Nur’u tanımadan önce tıpkı rahmetli Zübeyir Gündüzalp gibi elime gelen geçen her şeyi okumaya çalışıyordum. Çizgi romanlar ise başlı başına ilgimi çekmeye yetiyor; ancak bir türlü ruhumun açıklığını ve aklımın sorularını giderici cevapları veremiyordu. Sadece hayal gücümü zorluyordu. 

Hayatlarını kendi dâvâları ve insanlık için feda eden insanları anmak ve anlamaya çalışmak ahlâkî bir sorumluluk olduğunu düşünüyorum.

Birçok kişinin hayatını etkilemiş ve yol göstermiş merhum Zübeyir Gündüzalp’in gençlerle ilgili görüşleri hatırlanmayı ve üzerinde uzun uzun düşünmeyi hak ediyor.

Ferdî olarak gençlik günlerimde üzerimde çok etkili olan sözlerinin başında sanırım şu ifadeleri gelmektedir:

“İslâm büyüklerinin hayatı ve hatıraları, genç nesiller için en güzel rehberdir. Hayatın fırtınalı ve dağdağalı hadiseleri içinde bu rehberler ışıklı deniz fenerleri gibi aydınlık verirler. Hayatlarını vatan, millet ve din yolunda feda eden maneviyat önderleri, dünyada birer kutup yıldızı oldukları gibi, ukbâda da (ahirette) günahkârların şefaatçisi olurlar”.

O gün bugündür, büyük zatların biyografilerini okumak benim için bir prensip oldu. İslâm tarihinin büyük şahsiyetlerinin biyografileri yanında dünya tarihini etkilemiş ve yön vermiş büyük simalarının hayatlarını okudum. Büyük İskender’den Gandi’ye; Hegel, Kant, J.J. Rousseau, Karl Marks, Goethe’den Tolstoy ve Dostoyevski’ye birçok kişinin hayatını okudum ve çok yararlandım.

Gündüzalp, özellikle İslâm tarihini şekillendirmiş büyük şahsiyetlerin biyografilerinin okunmasının müsbet yönlerine dikkat çeker. 

-DEVAMI YARIN-

 

Okunma Sayısı: 4629
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı