"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Milyonlar Said Nursî’nin şaheseri Risale-i Nur’u okumak için toplanıyor

İbrahim ÖZDEMİR
07 Nisan 2020, Salı
Prof. Dr. M. Hakan Yavuz, “Nur hareketine gönül vermiş insanların sayısı 5-6 milyon arasındadır” demektedir. Bütün bu insanlar Said NursÎ’nin şaheseri olan Risale-i Nur’u okuyup tefekkür etmek için toplanmaktadırlar.

Dizi - 2: Üsküdar Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim ÖZDEMİR
Fotoğraf: Erhan Akkaya

Pipes, sadece vurgulamalarını çarpıtmakla kalmayıp, İslâmın hikâyesinin diğer yarısını da görmezden gelmektedir. İslâm, Yahudilik ve Hıristiyanlıktan farklı olarak, Hıristiyanlar ve Yahudilere saygıyı bir zorunluluk olarak bünyesinde barındırır (2:62). Kur’ân sarih bir şekilde her ne kadar Allah tek bir dindar toplum yaratmaya muktedir olsa da, bunu yapmamıştır (42:8) demektedir. Dolayısıyla dinlerin çeşitliliği Allah tarafından murad edilmiştir.

Böylesi çarpıtmaların ürettiği hatalı tahliller, yazarın modernitenin ikilemine ve meydan okumasına belli başlı üç İslâmî tepkiyi birbiriyle eşit saydığında ortaya çıkmaktadır. 

Pipes şunları yazmaktadır: 

“Müslümanlar üç temel tepki geliştirdiler: laiklik, reformizm ve köktencilik. Laiklik, Müslümanların sadece Batı’yı taklit ederek ilerleyebileceğine inanmaktadır. İslâm, değerli ve saygı duyulması gereken bir miras olsa da, onun kamusal boyutları bir tarafa bırakılmalı ve böylelikle özel alanla sınırlı bir inanç haline gelmelidir… 

“Bulanık bir orta yer sunan Reformizm ise oldukça popülerdir. Reformcular, İslâmî metinleri Batılı bakış açısıyla yeniden okudular… Her ne kadar entelektüel olarak iflâs etmiş olsa da, politik açıdan bu okuma çok faydalıdır ve reformizmin neden bu kadar yaygın olduğunu da açıklamaktadır. Müslümanların bu modern travmaya verdikleri üçüncü tepki ise, İslâmcılık yahut militan İslâm olarak bilinen köktenciliktir.”

Pipes, sekülarist birisi olduğunu açıkça söylemektedir; ‘Ilımlı İslâm’ın birinci tür tepkinin tercih edilmesine dayandığına inanmaktadır. Din’in toplumla hiçbir ilgisinin olmaması gerekmektedir; o kesinlikle özel alanla sınırlandırılmalıdır. 

Pipes, Hıristiyanların dile getirdiği, dinin özel alana hapsedilmesinin, “seküler bilinmezciler / agnostikler tarafından kamusal alanın anti-demokratik olarak gaspedilmesidir” şeklindeki şikâyeti bütünüyle görmezden gelmektedir. 

Richard John Neuhaus’un mükemmel bir tarzda ifade ettiği gibi, eğer kamu alanı çıplak, değerden bağımsız bir alan ise, o halde vatandaşların muhtemelen büyük bir ekseriyetinin dînî duyarlılıkları da göz ardı ediliyor demektir. Kendilerine bir takım haklar verilmiş olan azınlıklar korunmaya ihtiyaç duyarlar, fakat bir kültürde yer alan bir çoğunluk, kamu alanında belli bir tarzı ve dünya görüşünü isterse, bu durumda bu totaliter bir arzu ve istek olmaktan zorunlu olarak çıkar. 

Pipes, son derece hoşgörüsüz bir kişiliğe sahiptir. Ona göre, her kim Kur’ân’ın hikmetini kamu alanında insanlara takdim etmek istiyorsa o  totaliter yönetim yanlısıdır. Pipes’ın şu yazdığı son derece saçmadır: “İslâm’ı hayatın her alanını kuşatan bir siyâsî sistemin temeli olarak kabul edersek, İslâmcılar totaliter yönetim yanlısıdırlar”. Pipes’a göre, yegâne iyi Müslüman seküler / laik Müslümandır. Onun kahramanı, Mustafa Kemal Atatürk’tür. 

Pipes’a kalırsa, gerçekten saldırgan laiklik uygulamasıyla Türkiye bir modeldir. Pipes, kendi geleneğine sıkı sıkıya bağlı her hangi bir Müslümandan derin bir kuşku duymaktadır. Eğer Pipes’ın dünya görüşünün bizlere de sirayet etmesine izin verirsek, İslâm ve Batı arasında, belki de binlerce insanın hayatına mal olacak uzun, ümitsiz bir savaşın ortasında kendimizi buluruz.

Yazdığımız bu kitap, Pipes’in ve benzerlerinin dünya görüşünü tashih etmek için tasarlandı. Bu çalışma, Pipes ile iki açıdan uzlaşmaktadır. 

Birincisi, Türkiye kendi zengin tarihî mirası içinde şiddetten uzak, Batıyla, Hıristiyan ve Musevilerle yapıcı ilişkileri olan İslâmî bir geçmişe sahiptir. Bu yüzden Pipes, Türkiye’nin bir model sunabileceğini söylerken haklıdır, ancak bu model saldırgan bir laiklik taraftarlığı üzerine kurulu değildir. 

İkincisi, “militan İslâm” tanımlamasında bir sorun bulunmaktadır; özellikle bu kavramla kimleri özdeşleştireceğimiz konusunda dikkatli olmaya ihtiyacımız vardır. Diğer taraftan, bu sorunun çözümü, bütün Müslümanların laik olmasını istemek değildir ve olamaz.

Said Nursî, bir çok sebepten dolayı son derece önemli bir Müslüman mütefekkirdir. Birincisi, O, ana gövdeyi temsil eden muhafazakâr bir Müslümandır. Gayr-i müslimler için istenen husus, bir sohbet ortağı olarak liberal seküler bir Müslüman bulmaktır. Fakat Müslümanların büyük bir çoğunluğu ne sekülerdir ne de liberal. Müslümanların neredeyse tamamı Kur’ân’ın yanılmaz olduğuna inanır; bir Batı geleneği olan “metin tenkidi” (hermenütik) gelişmemiştir ve muhtemelen de ana gövdeyi temsil eden Müslümanlar arasında gelişmeyecektir. Said Nursî, ana görüşü benimsemiş bir Müslümandır: Kur’ân’ın yanılmaz bir Allah Kelâmı olduğuna inanır. Hz. Muhammed (asm) Allah’ın son elçisidir. Bu temel taahhütlerden dolayıdır ki, Nursî’nin öğretisi diğer geleneksel İslâmî düşüncelerle bağlantılıdır.

Bu olgu, Nursî’nin neden önemli bir isim olduğunu gösteren ikinci sebebe işaret etmektedir: Onun Batıyla yapıcı bir şekilde kurduğu irtibat. 

Bu irtibata Hıristiyanlık ve Musevilik ile diyaloğa olumlu bakışı eşlik etmektedir ve bu düşüncesi ana İslâmî düşünceye bağlılığından kaynaklanmaktadır. 

Üçüncü sebep, Nursî, gittikçe gelişen bir İslâmî anlayışı temsil etmektedir. Prof. Dr. M. Hakan Yavuz, “Nur hareketine gönül vermiş insanların sayısı 5-6 milyon arasındadır” demektedir (Yavuz, Islamic Political Identity in Turkey, Oxford: Oxford University Press , 2003). 

Bütün bu insanlar Said Nursî’nin şaheseri olan Risale-i Nur’u okuyup tefekkür etmek için toplanmaktadırlar. Nursî’nin ana temasının Müslümanın ferdî hayatında İslâm’ın daha derin bir şekilde anlaşılmasına olan ihtiyaç olduğu göz önüne alınırsa, bu son derece güçlü bir İslâmî ihya hareketidir.

Dördüncü sebep, Nursi’nin şiddet karşıtlığına olan güçlü bağlılığıdır. Bütün geleneksel Müslümanları  “Batıyı yok etmeye kararlı potansiyel İslâmî militanlar” olarak sunan Pipes’a rağmen, bizlerin bu alternatif akımı tanımamız son derece önemlidir.

Sonuç olarak, ülkemizin siyasî ve dinî hayatına damgasını vurmuş bu değerli insanı her vesile ile analım, ama önce anlayalım. 

Ülkemizin çok kritik bir eşikten geçtiği şu günlerde onun bize söyleyeceği çok şeyler olduğunu düşünüyoruz. 

Hayatını ve ahiretini ülkesi, insanı ve insanlık için fedâ etmiş birini doğru olarak anmak ve anlamaya çalışmak ruhunu şad edecektir.

-SON-

Okunma Sayısı: 2871
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • İsmail Atak Cebecili

    7.4.2020 06:43:36

    2,,,Sadece zevk amaçlı görüntüler elde etmek için, Afrika’da yapılan harcamaların bir kısmını da, Afrika’nın aç insanları için, Afrika’nın imarı, inşası ve gelişmesi için harcamaları gerektiğini düşünmeleri ve idrak etmeleri beklenir. Dünya insanlığının çok önemli bir kısmının halâ inançsız olduğunu düşünerek, İslam muhalefetine değil, inkâr anlayışına, inançsızlığa, putperestliğe düşmanlık geliştirmelidirler. Hocama, bu karanlık ve sıkıntılı dönemde, yazılarını beklediğimizi tebliğ ediyorum.

  • İsmail Atak Cebecili

    7.4.2020 06:43:13

    Hz. Bediüzzaman'ı anmak için, evet, önce anlamak gerek. Sadece "Ülkemizin" değil, bütün insanlığın "çok kritik bir eşikten geçtiği şu günlerde onun bize söyleyeceği çok şeyler" elbette var. Sayın Hocamız ve dünyayı bilen, tanıyan zevattan beklenen, O'nun bizlere, insanlığa, Müslümanlara, ehl-i Kitaba neler söylediğini, sıkıntılar vesilesiyle, insanlığa duyurmaktır Batının, yani aynı zamanda, ehl-i kitabın, Oryantalist propaganda olarak değil, gerçekler olarak ve aynı zamanda yaptıkları yanlışları dikkate alarak, İslamı değerlendirmeleri gerekir. İstihbarat Örgütlerinin menfi çalışmalarını, eylemlerini, terör saldırılarını; İslama ve Müslümanlara yüklememeleri gerekir. Irak’ı, Suriye’yi, Libya’yı, Filistin’i, Afganistan’ı, Yemen’i Arakan’ı, Doğu Türkistan’ı görmezden gelmemeleri gerekir.

  • R.Kalyoncu

    7.4.2020 06:16:34

    "Nur hareketine gönül vermiş insanların sayısı 5-6 milyon arasındadır” ifadesi biraz abartılı olsa gerek. Belki, bu hareketten haberdar olanlar o kadar olabilir. Gönül verenler, o sayının onda biri olsa ne alâ..

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı