"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bir 15 Temmuz Muhasebesi-1: Fethullah Gülen ve Gülen Hareketi neye hizmet etti?

Kadir AKBAŞ
28 Temmuz 2026, Salı 00:14
70’li yılların başından itibaren bağımsız bir yapılanma içerisine giren ve Yeni Asya ile ayrılmak olarak ifade edilebilecek bir birlikteliği olmadığını kendisi ifade eden F. Gülen ve kendisine kurdurulan bir hareketin ve topluluğun geride kalan 50 küsur yıllık geçmişini mihenge vurmak, delil ve akıbetine bakmak zarureti vardır.

DİZİ: BİR 15 TEMMUZ MUHASEBESİ-1
AV. KADİR AKBAŞ

Üstad Hazretleri bir şahsı veya şahs-ı manevîyi değerlendirirken delil ve akıbete bakılmasını nazara veriyor. 70’li yılların başından itibaren bağımsız bir yapılanma içerisine giren ve Yeni Asya ile ayrılmak olarak ifade edilebilecek bir birlikteliği olmadığını kendisi ifade eden F. Gülen ve kendisine kurdurulan bir hareketin ve topluluğun geride kalan 50 küsur yıllık geçmişini mihenge vurmak, delil ve akıbetine bakmak zarureti vardır. Çünkü Risale-i Nur ve Bediüzzaman Said Nursî ismini bile açıkça uzun yıllar zikretmeyen ve bundan içtinab eden Gülen Hareketi, iktidarla çatışmaya girdiği 2013 yılından itibaren kendisini bir “Risale-i Nur hizmet grubu” gibi lanse etmeye başladı ve özellikle de Risale-i Nur Külliyatı’nın “sahteleştirilmesi” ile birlikte Nurculukla birlikte zikredilmeye başlandı. 

15 Temmuz sonrası hassaten yurtdışına çıkmış Gülenciler Risale-i Nur’un hizmetini sahiplenmek gibi bir tavır takındılar. Hizmet Rehberi’nde bu zamanda en büyük bir hizmet Risale-i Nur’a perde olmamaktır hakikatine yer verilmiştir. Dijital platformların artması, dijital yayıncılık ile birlikte Risale-i Nur Külliyatı’na ulaşmak artık herkes için kolayca mümkün hale gelmiştir. “15 Temmuz Kalkışması”nın Gülen Hareketi ile irtibatlandırılması sonrası bu grup ile ilişkili yüz binlerce kişi hakkında ceza kovuşturmaları yapılması, on binlerce insanın ceza alması ile birlikte kamuoyunda cemaatler, tarikatlar ve özellikle de Risale-i Nur Talebelerinin gizli maksatları olduğu, ihtilâlci bir yaklaşımı benimsedikleri, idare, siyaset ve devlet üzerinden kimi gizli maksatlar  güttükleri, siyasî bir cemiyet teşkil ettikleri, dinî eğitim adı altında aslında gençleri siyasî maksatlarına alet ettikleri, ABD kontrolünde oldukları gibi bir şayialar yayıldı. Bugün, bütün cemaatlerin ev, dershane ve yurtlarının büyük ölçüde boş olması bu menfî propagandanın etkili olduğunu gösteriyor. 

Deizm, ateizm ve levhiyatın gençleri menfî şekilde etkilediği bir dönemde nazarların Risale-i Nur’un iman hakikatlerine çevrilmesi için Risale-i Nur’un hizmet metodunun doğru anlatılması, Risale-i Nur’un hiç bir dünyevî ve siyasî maksada alet ve tabi olmadığının en net bir şekilde ortaya konması gerekir. Bunun için de F. Gülen ve Grubunun Risale-i Nur’un hizmet prensipleri ile mukayese edilmesi zarureti vardır. Bu sebeple geçen yarım asırlık sürede F. Gülen ve grubunun neye hizmet ettiğini hatırlamakta fayda vardır. 

1- Üstad “Zaman cemaat zamanıdır, şahs-ı manevî zamanıdır,” “Ben de bir ders arkadaşınızım” derken F. Gülen merkezinde şahsının, şahsî karizmasının yer aldığı bir yapı kurmuştur. Kendisinin göz yumması ve teşviki ile kendisine Hz. İsa başta olmak üzere Mehdî, Kahtanî gibi pek çok manevî makam verilmesine tepkisiz kalmış, soranlara da hüsn-ü zanlarını hizmette kullanıyorum diye cevap vermiştir. Genç bir vaiz iken bile 70’li yılların başında böyle manevî makamlar ile anılan F. Gülen’in bir proje şahsiyet olduğunu söylemek abartı olmaz. Bu şekilde coşkulu ve duygusal hitabeti, vaaz ve kasetleri ile nazarlar en çok muhtaç olunan bir dönemde, kitaptan, Risale-i Nur Külliyatı’ndan çok F. Gülen ve vaazlarına kaymış, bunlar öne çıkarılmıştır. 

2- Üstad Hazretleri “Zaman tarikat zamanı değil, hakikat zamanıdır” deyip, tarikatların bid’aların tehacümü zamanında ve fen ve felsefeden gelen dinsizlik cereyanına karşı dayanamayacağını, buna ancak Risale-i Nur’un hakikat mesleği ile karşı konulabileceğini, aksi takdirde dinsizliğin kuvvet bulacağını ısrarla belirtilmesine karşılık F. Gülen merkezinde kendisinin olduğu, şeyh yerine zahirde Hoca Efendi, dahilde Mesihlikten başlayan, tamamen rüya, hayalat, istiğrak, keramet ve menkıbe aktarımına dayalı bir yapı tesis etmiş veya ettirilmiştir. Geniş kitlelerin nazarına Risale-i Nur Külliyatı değil F. Gülen’in şahsı sunulmuştur. 

3- Risale-i Nur’un istiğna mesleği bütün cemaatlerden en evvel F. Gülen tarafından terk edilmiştir. Grubu ile alakası olan olmayan geniş bir kitleden bağış, himmet toplamıştır. Varlıklı kesimin bağışlarını almak için de onların hoşuna gidecek tarzda hareketler ortaya koymuş, bid’alara ve menhiyata açıkça karşı çıkmamış, müsaadekâr bir tavır takınmıştır.  İdare ve siyasette güçlendikten sonra zorla ve tehditle bağış aldıkları yönünde de ciddî iddialar olduğunu kaydetmek gerekir. 

4- F. Gülen ve Grubu, Üstad Hazretlerinin “Vatan, millet ve Kur’ân hesabına iktidar mevkiinde tutmakla mükellefiz” dediği, hürriyet-i şer’iyeye vesile olacaklarını müjdelediği, Nur Talebelerinden nokta-i istinad olmalarını istediği, Demokrat Nur Talebeleri gibi sıfatları Risale-i Nur’un kudsî metinlerine eklediği dindar, demokrat ahrarlara, Demokrat Parti’ye, Adalet Partisi’ne ve Doğru Yol Partisi’ne ve bu siyasî partilerin temsil ettiği hürriyetçi, Demokrat fikriyata destek olmamışlardır. 

Milletvekili ve Senato Seçimlerinin bıçak sırtında olduğu, bir iki rey ile hükümetlerin kurulup devrildiği dönemlerde bile asla Adalet Partisi’ne ve Doğruyol Partisi’ne destek olmamıştır. Siyaset dışı çözüm arayışlarında olan darbeci mihrakların istediği doğrultuda siyaseti ve siyasetçileri sürekli zemmetmiş, ‘Cebrail parti kur dese kurmam” şeklindeki tavrıyla problemlerin meclis içinde çözülmesini engelleyici bir tavır takınmış, bununla birlikte Bülent Ecevit yönetimindeki sol partilere desteğini de açıkça göstermekten çekinmemiştir. Bediüzzaman ve Nur Talebelerinin rağmına Adalet Partisi’ne ve Doğru Yol Partisi’ne destek vermeyen F. Gülen Hareketi hangi siyasî partilere destek oldu peki? Nur Talebelerinin rey vermediği bütün siyasî partilere oy verdiler. Hep Bediüzzaman’a muhalefet ettiler bu konuda. “Gayr-ı meşru bir muhabbetin neticesi merhametsiz bir azap çekmektir” hakikatine mâsadak oldukları halde, hatadan rücû ettikleri de söylenemez. 

5- Bediüzzaman’ın 31 Mart Hadisesi karşındaki duruşu ve Divan-ı Harb-i Örfî ismiyle neşredilen müdafaası, Nur Talebelerinin menfî hareketler, darbeler, ihtilaller, muhtıralar karşısında nasıl bir tavır takınılacağının eskimez Kur’ânî bir rehberidir. Bu sebeple Nur Talebeleri Aziz Üstadımızın vefatından hemen sonra gerçekleşen 27 Mayıs Darbesi’ne ve sonrasındaki benzeri darbelere karşı nasıl bir tavır takınılacağı konusunda asla tereddüt etmemişler ve herhangi bir menfî harekete yeltenmeden fikren darbe ve muhtıralara karşı çıkmışlar, meclisi ve meşru hükümeti destekleyen bir tavır ortaya koymuşlardır. 

F. Gülen gibi ahrar, hürriyetçi, demokrat olmayan kişiler ve Üstadın bu zamanda Nebevî ve Kur’ânî siyaset anlayışını hazmedemeyen kimi muhterem zevat, 27 Mayıs Darbesi’ne karşı sinmiş, 12 Eylül Darbesi’ne ise açıktan destek vermiştir. Fethullah Gülen 28 Şubat post modern darbesine destek vermekle kalmamış, mevcut hükümeti suçlayan açıklamalarda bulunmuş, kontrol ettiği medya grubu bütün imkanları ile meşru hükümeti devirmeye destek olmuştur. 

—Devam Edecek—

Okunma Sayısı: 404
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı