"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Ölen hep ihtiyar mı?

Kübra ÖRNEK KORKMAZ
31 Aralık 2019, Salı
Bu ara ölüm haberlerini çok duyar olduk.

Hasta olup ahirette rahata kavuşan ağabeylerimizin, ablalarımızın vefatlarına sevinsek mi, kalanlara üzülsek mi bilemiyoruz. Ama güzel, teselli edici bir hakikat var ki, her şey Allah’tan. Hayat da, ölüm de.   “Öldüren de O’dur, yaşatan da”1 diyor ayet-i kerimede. Mesele Allah’tan gelene razı olmak. Çünkü her şey gibi ölümün de hikmeti var.    Zamansız gitmiyor hiç kimse. Bizi rahatlatan, ferahlatan da bu işte.

Bediüzzaman, ölümün muammasını, tılsımını Risale-i Nur ile açmış ve dehşetli yüzünün altında ehl-i imana çok nurlu bir hakikat olduğunu ispat ediyor. Ölümün yüzüne Nur-u Kur’an ile bakıldığında, mü’min için  güzel bir surette gözüktüğünü söylüyor. Bu noktada ölümün mahiyetine kapı aralamak gerekiyor.

 Evet “Ölüm, sureten göründüğü gibi dehşetli değil. Çok risalelerde gayet kat’i, şeksiz, şüphesiz bir surette, Kur’an-ı Hâkimin verdiği nurla ispat etmişiz ki, ehl-i iman için ölüm, vazife-i hayat külfetinden bir terhistir. Hem öteki âleme gitmiş yüzde doksan dokuz ahbap ve akrabasına        kavuşmak için bir vesiledir. Hem hakiki vatanına ve ebedi makam-ı saadetine girmeye bir vasıtadır. Zindan-ı dünyadan, bostan-ı cinana bir davettir. Madem ölümün mahiyeti hakikat noktasında budur; ona dehşetli bakmak değil, bilakis rahmet ve saadetin bir mukaddimesi    bakmak gerektir.”2

Bir de şu var ki, ölümün yaşı yok. Genç, ihtiyar fark etmiyor. Bu yüzden ölümü fikren yaşamak gerekiyor. Yani ölümü zikrederek ölüme her an hazır olmak. Bu sayede dünyanın aldatıcı lezzetlerinden kurtulabilir, ahirete ciddi çalışabiliriz.

Nitekim Bediüzzaman, şimdiki aldatıcı ve cazibedar lehviyat ve hevesatın hücumları karşısında, “Âhiretimizi ne suretle kurtaracağız?” diye, Risale-i Nur’dan medet isteyen gençlere şunları söylüyor: “Madem ecel gizlidir; her vakit ölüm, başını kesmek için gelebiliyor ve genç, ihtiyar farkı yoktur. Elbette, daima gözü önünde öyle büyük, dehşetli bir mesele karşısında biçare insan, o idam-ı ebedî, o dipsiz, nihayetsiz haps-i münferitten kurtulmak çaresini aramak ve kabir kapısını bir âlem-i bâkîye, bir saadet-i ebediyeye ve âlem-i nura açılan bir kapıya kendi hakkında çevirmek hadisesi, o insanın dünya kadar büyük bir meselesidir.”3

O zaman ölüm gelecekse hastalıkların da bahane olduğunu bilmeli ve gençliğimizin arkasına da saklanmamalıyız. Şems-i Tebrizi, ne güzel demiş: “Bir şey yap. Güzel olsun. Çok mu zor? O vakit güzel bir şey söyle. Dilin mi dönmüyor? Güzel bir şey gör. Veya, güzel bir şey yaz. Beceremez misin? Öyleyse güzel bir şeye başla. Ama hep güzel olsun. Çünkü her insan ölecek yaşta. Geç kalmayasın…”

Ölüme hazır olmak, imanla kabre girmek istiyorsak, ölümü hatırdan çıkarmamalıyız. Şarkılara bile söz olmuş şu hakikatleri unutmamak gerek: 

Güvenme gençliğine ölen hep ihtiyar mi?

Dipnotlar

1)Tevbe Süresi 116. ayet:,

2)4-Lem’alar.480

3)Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, s. 207

Okunma Sayısı: 2738
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Müslüm

    31.12.2019 23:23:16

    çok güzel bi yazı kaleme almışsınız tebrik ederim. çok guzel...

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı