"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Akrebiyet ve kurbiyet hakikati (2)

M. Ali KAYA
25 Ocak 2021, Pazartesi
“Sahabelerin velâyeti, ‘velâyet-i kübra’ denilen veraset-i nübüvvetten gelen berzah tarikine uğramadan doğrudan doğruya zahirden hakikate geçip ‘akrebiyet-i İlâhiyenin inkişâfına’ bakan bir velâyettir ki; o velâyet yolu, gayet kısa olduğu halde gayet yüksektir, harikaları az, fakat meziyyatı çoktur. Keşif ve kerâmet onda az görünür. Sahabeler sohbet-i nübüvvetin in’ikasıyla ve incizâbı ve iksiriyle tarikattaki seyr-i süluk daire-i azimenin tayyına mecbur değillerdir; bir kademde ve bir sohbette zahirden hakikate geçebilirler.” (Mektubat, s. 84-85)

Meselâ: Peygamberimizin (asm) parmaklarından suyun aktığını gören ve bu sudan kabını dolduran, içen ve abdest alan bir sahabenin imanı o derece inkişaf eder ki onun derecesine hiçbir veli yetişemez. Zira o sahabe ihtiyaç anında peygamberin duâsı ile ellerinden çeşme gibi suyun aktığını gördüğü anda Allah’ın kendi yanlarında olduğunu ve onların ihtiyacını adat-ı tabiiyyenin fevkınde mu’cize eliyle hiçten, yoktan yaratıldığını ‘ayne’l-yakîn’ görmesi ve içip kanarak ‘hakka’l-yakîn’ hissetmesi ve yaşayarak görmesi öyle bir hadisedir ki yaşamayan bilemez.

Meselâ: “Allah, kocası hakkında seninle tartışan ve Allah’a şikâyette bulunan kadının sözünü işitti. Allah, ikinizin konuşmasını işitmektedir. Çünkü Allah her şeyi işitendir; her şeyi görendir.” (Mücadele, 58:1) âyetine konu olan Ensardan Evs b. Sâmit’in (ra) hanımına zıhar yapması sonucu hanımı Havle’nin (ra) boşanmamak için Peygamberimizden (asm) yardım istemeye gelmesi ve Peygamberimiz (asm) ile konuştuğu anda yüce Allah’ın bu âyeti inzal ederek “kocasından şikâyet eden kadını Allah işitti” buyurması ile zıhar konusunda “kefaret” emretmesi ile kadını boşanmaktan kurtarmasına şahit olan Havle’nin (ra) imanı o derece inkişaf eder ki onun imanına hiçbir evliyanın yetişmesi imkânı yoktur. Zira Hz. Havle (ra) o anda Allah’ın kendisini işittiğini ve duâsına ve yalvarmasına cevap verdiğini görmesi, yaşaması öyle bir cezb ve incizâb-ı Rabbanidir ki yaşamayan asla bilemez. (Ebû Dâvûd, Talâk, 17; Nesâî, Talâk, 33)

Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri sahabenin kazandığı bu “akrebiyet-i İlâhiye”yi şöyle bir misalle anlatır:

“Meselâ, güneş bize yakındır; çünkü ziyası, harareti ve misali aynemizde ve elimizdedir. Fakat biz ondan uzağız. Eğer biz nuraniyet noktasında onun akrebiyetini hissetsek, âyinemizdeki misali olan timsaline münasebetimizi anlasak, o vasıta ile onu tanısak, ziyası, harareti, hey’eti ne olduğunu bilsek onun akrebiyeti bize inkişaf eder ve yakınımızda onu tanıyıp münasebettar oluruz. Eğer biz bu’diyetimiz nokta-i nazarından ona yakınlaşmak ve tanımak istesek, pek çok seyr-i fikrîye ve sulûk-i akliye mecbur oluruz ki, kavanin-i fenniye ile fikren semavata çıkıp semadaki güneşi tasavvur ederek, sonra mahiyetindeki ziya ve harareti ve ziyasındaki elvân-ı seb’ayı uzun uzadıya tetkikât-ı fenniye ile anladıktan sonra, birinci adamın kendi ayinesinde az bir tefekkürle elde ettiği kurbiyet-i maneviyeyi ancak elde edebiliriz.

İşte şu temsil gibi, nübüvvet ve verâset-i nübüvvetteki velâyet, sırr-ı akrebiyetinin inkişafına bakar. Velâyet-i saire ise, ekseriyeti kurbiyet esası üzere gider. Bir çok meratipte seyr-i süluka mecbur olur.” (Mektubat, 85-86)

2. Risale-i Nur Talebelerinin Sahabe Mesleğini Takip Etmeleri

Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri “Nur Sûresi’ndeki” “Nur âyetinin” Risale-i Nur’a ve fennî ilimlerin inkişafına işaret ettiğini izah eder. Allah’ın nuru olan “elektrik” enerjisinden istifade ederek ampulun keşfi ile insanları tenvir etmesi tarihi olan 1879’da Edison’un ampülü keşfetmesi ile Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri’nin doğum tarihi olan 1878 tarihine tevafuk etmektedir.

Bu tarihlerden sonra dünyada büyük ınkılâplar ve gelişmeler yaşanmaya başlamıştır. Bunların başında dünyada hürriyet ve demokrasiye geçişin yaşanması ve Osmanlı’nın 1876’da I. Meşrûtiyeti ilân etmesi, Kanun-i Esasi ve Meclis-i Mebusan ile istibdad yönetimi olan padişahlıktan demokratik parlamenter sisteme geçmeye karar vermesi gelmektedir.

2.1. Nur Âyetinin Risale-i Nur İle Alakası

Yüce Allah Kur’ân-ı Kerîm’de Nur âyetinde şöyle buyurur: “Allah göklerin ve yerin nûrudur. O’nun nûrunun misali, içinde kandil bulunan bir fanustur. Kandil bir cam içindedir, cam inciyi andıran bir yıldızdır. Bu kandil doğuya da batıya da ait olmayan, yağı neredeyse ateş dokunmasa bile ışık veren mübarek bir zeytin ağacından yakılır. Bu nûr üstüne nûrdur. Allah nûruna dilediğini kavuşturur. Allah insanlar için misaller veriyor, Allah her şeyi hakkıyla bilmektedir.” (Nur, 24:35)

Bu kutsî âyet açık bir ifade ile Nur-u İlâhî ve Nur-u Kur’ânî ve Nur-u Muhammedi’yi (asm) ders verdiği gibi, manay-ı işârisi ile de her asra baktığı gibi on üçüncü asrın sonuna ve on dördüncü asrın başına dahi bakar ve dikkatle baktırır. Elbette bu asırda ortaya çıkan maddî elektrik nuruna ve manevî iman nuru olan Risale-i Nur’a bakar ve baktırır. (Şuâlar, 2005, s. 1058-1065)

Risale-i Nurun müellifi dahi, medrese usûlüyle on beş senede tahsil edilecek ilimleri üç ayda tahsil ederek doğrudan Kur’ân’dan almış ve asrın idrakine ve insanların istifadelerine sunmuştur. 

Bu manaya da “O ateş dokunmadan ışık verir” cümlesi ebced ve cifir ilmine göre 1279 ve 1284 tarihlerine işaret eder.

Okunma Sayısı: 1903
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Abdullah Tunç

    25.1.2021 19:21:11

    Bu parçanın düğüm nokta sı kanaatımca şu kelime lerde gizli."Eğer biz nura niyet noktasına akrabiyeti hissedersek" Yani biz nura niyet kazansak; maddi ka yıtlardan kurtulur,zahirden hakikata geçeriz.Fevkaz ,aman çıkar,dünkü günü bugün gibi hazır görürüz. Akrebiyet-i İlahiye böyle mazhar oluruz.Bu kesif vucüdümüzle akrebiyeti kazanmak mümkün değil dir.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı