"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Saltanat, Hilâfet, Cumhuriyet, Demokrasi

M. Latif SALİHOĞLU
30 Ekim 2019, Çarşamba
Saltanat, bir tür kraliyet sistemidir. Monarşik düzendir. Bir devletin, bir ailenin veya bir hanedanın mensupları tarafından idare edilme biçimidir.

Cumhuriyet ise, cumhurun, yani halkın yönetim kademelerine hür iradesi ile iştirak etmesi ve geçici idarecileri belirleme yetkisine sahip olması demektir.

Buna göre, Saltanat sistemi ile Cumhuriyet rejimini birleştirmenin, aynileştirmenin, yahut ikisini aynı anda tatbik sahasına koymanın imkân ve ihtimali yoktur. Hilâfet mânâsı ise, Saltanat’a nazaran bir takım farklılıklar arz etmektedir. Onun kendine has bazı özellikleri vardır.

Şimdi, bu muhtelif sistemlerin Türkiye’deki uygulama zamanına ve şartlarına da bakarak, kendi bakış açımıza göre burada kısa bir analiz yapmaya çalışalım.

* * *

Osmanlı Saltanatı, Cumhuriyet’in kuruluşundan yaklaşık bir sene evvel kaldırıldı. Hilâfet ise, Cumhuriyet’in kuruluşundan dört ay kadar sonra lağvedildi. Bu da gösterir ki, Hilâfet, Cumhuriyete engel değildir. İkisi, pekâlâ birarada yürüyebilir. 

Ne var ki, bizde Hilâfet’i kaldıranlar, Cumhuriyet’in de canına okudular. Hatta Cumhuriyeti “mutlak istibdat” mânasında tatbik ettiler. Misâl: 1925’te şapka-kıyafet devrimiyle başlayıp 1937’deki laiklik inkılâbıyla had safhaya varan hapisler, sürgünler, idamlar, katliâmlar...

Bu tarihler arasında geçen 12 yıllık zaman zarfında, hiçbir devrim veya inkılâp için halka gidilmedi, cumhurun fikri sorulmadı, referandum falan yapılmadı. Sadece, masa başında karar verilen şeyler cumhura dayatıldı; vaki olan itirazlar ise, en sert şekilde bastırıldı. İnsanlık tarihinde eşi-benzeri görülmedik bir tarzda cumhura zulmedildi, türlü baskı uygulandı.

Ne var ki, bu karanlık dönemin dosyaları, arşiv belgeleri hâlâ gün yüzüne çıkarılmış değil. Fâni kullardan itina ile gizlenen o dönemin defteri, en nihayet huzur-u İlâhi’de, Hesap Günü’nde açılacak ve elbet ki adâlet yerini bulacak.

* * *

Cumhuriyet’in birinci senesi olan 1924’ün Sonbaharında, Cumhuriyet’in “C”siyle ilgili olarak çok dikkat çekici bir kap-kaç hadisesi yaşandı. 

Şöyle ki: Bugün kısa adı CHP olan "altı ok" simgeli parti, resmî tarih itibariyle 9 Eylül 1923'te kuruldu. O tarihte, Meclis-hükûm vardı; ancak, Cumhuriyet henüz ilân edilmiş değildi. Dolayısıyla, bu partinin CHF diye kısaltılmış ismindeki "C" harfi ile ismindeki karşılığı olan "Cumhuriyet" tâbiri yoktu.

Kısaca, ilk ismi sadece "Halk Fırkası/HF" olan bu parti, kuruluşundan tam bir yıl, bir ay sonra, yani 10 Kasım 1924 tarihinde Cumhuriyet Halk Fırkası ismini aldı.

“Halk Fırkası”nın önüne böyle apar-topar şekilde "Cumhuriyet" tâbirini eklemenin sebebi şudur: Lider kadrosu içinde Kâzım Karabekir, Rauf Orbay, Ali Fuat Paşa, Refet Bele ve Adnan Adıvar’ın bulunduğu bir grup milletvekili, 9 Kasım günü Halk Fırkası’ndan ayrıldılar. Bu grubun yeni bir parti kuracağı ve parti isminde "Cumhuriyet" tâbirinin bulunacağı yönünde duyumlar alınınca, Halkçılar telâşa kapıldılar ve hemen ertesi gün bir isim değişikliği yapma cihetine gittiler. Evet, Halk Partisi’nin "CHF"ye dönüşme tarihi, 10 Kasım 1924'tür. (Meşhûr diğer 10 Kasım’la da tevâfuklu görünüyor.)

Halk Partisi’nden ayrılan siyasî grubun çalışmaları yaklaşık bir hafta sonra tamamlanabildi. Dolayısıyla, "Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası"nın (TCF) resmî kuruluşu ancak 17 Kasım günü ilân edilebildi.

Hemen ardından, Halkçıları bu kez "Acaba partinin tüzüğünde neler var?" telâşı sardı. Parti tüzüğünde "Cumhuriyet, demokrasi ve liberalizmin benimsendiği, ayrıca dinî inançlara saygılı olunacağı" şeklindeki ifadeleri gören Halkçılar, iyiden iyiye küplere bindiler ve bu partinin kuyusunu kazmanın yolunu tuttular.

Üç-dört ay sonra zuhur eden Şeyh Said Hadisesi’nin vebâlini de TCF'ye yükleyen Halkçılar, bu partiyi 3 Haziran 1925'de kapattırdılar ve mensuplarını bertaraf etme yoluna koyuldular. Öyle ki, 1926'daki muhayyel İzmir Sûikastı’ndan da sorumlu tutulan TCF mensupları, İstiklâl Mahkemesi’nin cenderesinden geçirilerek muhalif siyaset tamamıyla susturulmuş oldu.

Tek parti zihniyeti, bu diktacı sultasını tâ 14 Mayıs 1950'ye kadar devam ettirdi. Bu tarihten sonra ise, tek başına iktidar yüzünü bir daha görmedi, göremedi.

Okunma Sayısı: 1158
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı