"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Siyasî partiler var; bir de siyasî cemaatler

M. Latif SALİHOĞLU
10 Eylül 2019, Salı
Siyasî partileri biliyoruz.

Belli sayıdaki kişiler tarafından resmî makamlara yapılan müracaatlar neticesinde teşkil edilerek kurulurlar.

Bir de, Üstad Bediüzzaman’ın tabiriyle “siyasetli cemaatler” var. Bu yazıda, bu ikincisi üzerinde biraz durmaya çalışalım.

Bir dinî cemaati düşünün ki: Eğer o cemaat, üyelerini resmî kayıt altına alıp teşkilâtlandırıyorsa... Eğer o cemaatin parti kurma gayesi ve o partiyi iktidara getirme hedefi varsa... Özetle, eğer ki bir cemaat kendini iktidarı ele geçirmeye odaklamış yahut programlamış ise... Bu durumda, hiç tereddüt etmeden diyebiliriz ki, o cemaat bir “siyasetli cemaat”tir. 

* * *

İçinde “siyasetli cemaat” tabiri geçen pek mühim ve müşkil bir suâle muhatap olan Üstad Bediüzzaman, bu suâlin hem mânevî, hem maddî cihetten geldiğini lâhikanın daha ilk cümlesinde şu ifadelerle hatırlatıyor: “Azîz, sıddîk kardeşlerim. Hem mânevî, hem maddî birkaç cihette sorulan bir suâle mecburiyet tahtında bir cevaptır.” (Tarihçe-i Hayat: 413)

Şimdi de aynı lâhikada yer alan ve meselenin can damarını teşkil eden “suâl-cevap faslı” üzerinde durmaya çalışalım. 

Aşağıda görüleceği gibi, bu fasılda, dost ve kardeş sûretindeki “siyasetli cemaatler”le temas kurulmaması, bu tarz mefkûrelere karşı mesafe konulması, hatta alâkasızlık ve içtinab ile onlardan uzak durulması gerektiği dersi veriliyor.

İşte, şaşmaz bir pusula mahiyetindeki o suâl-cevab faslındaki veciz ifadeler:

Sual: Neden, ne dahilde, ne hariçte bulunan cereyanlara ve bilhassa ‘siyasî cemaatler’e hiçbir alâka peydâ etmiyorsun? Ve Risâle-i Nur ve şâkirtlerini mümkün olduğu kadar o cereyanlara temastan men’ ediyorsun?..

Elcevap: Bu alâkasızlık ve içtinâbın en ehemmiyetli sebebi, mesleğimizin esâsı olan ihlâs bizi menediyor. Çünkü, bu gaflet zamanında, husûsan tarafgirâne mefkûreler sahibi, herşeyi kendi mesleğine âlet ederek, hattâ dînini ve uhrevî harekâtını da o dünyevî mesleğe bir nevî âlet hükmüne getiriyor. 

“Hakaik-ı îmâniye ve hizmet-i Nuriye-i kudsiye, kâinatta hiçbir şeye âlet olamaz; rızâ-i İlâhîden başka bir gayesi olamaz. Halbuki, şimdiki cereyanların tarafgirâne çarpışmaları hengâmında bu sırr-ı ihlâsı muhâfaza etmek, dînini dünyaya âlet etmemek müşkülleşmiş. 

“En iyi çare, cereyanların kuvveti yerine, inâyet ve tevfîk-ı İlâhiyeye dayanmaktır. 

“İçtinâbımızın çok sebeplerinden bir sebebi de, Risâle-i Nur’un dört esâsından birisi olan şefkat etmek, zulüm ve zarar etmemektir.” 

* * *

Evet, Risâle-i Nur’da, doğru ve yanlış siyasetin birçok yerde tarifi, izahı yapılıyor. Fakat, siyasî parti kurmaya ve iktidara gelmek için siyasî bir dâvâ gütmeye, Risâle-i Nur, hiçbir şekilde cevaz vermiyor, müsaade etmiyor: “Hak ve hakîkat olan hizmet-i Kur’âniye, şimdiki zamanda çoğu yalancılıktan ibâret ve bid’a ve dalâlet olan siyasetten beni katiyen menediyor.” (Mektubat: 50, 51, 479) 

İşte bu hakikate binâen, Nur Talebeleri, bir vatandaşlık görevi icabı siyasî tercihini yapan, sandığa gidip oyunu da verir; ancak, parti kurmaz ve bizzat siyasetin başına geçip iktidara oynamaz.

Nurlu hakikatler bize bu dersi verdiği gibi, Risâle-i Nur’a istinad eden meşveret ve şûrâ da aynı istikamette kararlar alıp hareket eder. Yani, kişi dâvâ adına parti kuramaz ve fakat “doğru siyaset” çizgisinde gördüğü bir fikir ve misyon partisine gidip oyunu verebilir, o partiye istinad noktası olma vazifesini görebilir.

Zaten, bunun başka türlüsü de olmaz, olamaz. Zira, cihanşümûl bir dâvâ, değil bir partiye, değil bir ülkenin sınırlarına, dünyevî hiçbir cereyanın şümûlüne ve tesir sahasına sığmaz ve sığdırılamaz.

Nur dairesinde görünüp de başka türlü hareket edenlere gelince... Bunlar; 

1) Ya, şahsî veya hissî sebeplerin;

2) Ya, ferdî içtihadına itibar ettiği şöhretli zâtların;

3) Doğru ile yalana yer değiştirir mahiyetteki dehşetli siyasî propagandanın;

4) Yahut da, dahilde veya hariçte teşkilâtlanmış “siyasetli cemaatler”in tesiri altına girmiş ve öyle de hareket ediyor demektir.

Okunma Sayısı: 2761
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Abdulkadir Turan

    10.9.2019 17:33:55

    Siyasi cereyanlar her zaman hükmünü icra ediyorlar.Siyaset bir bakıma müsbet,bir bakıma menfîdir.Üstad Hazretleri 35 sene siyasete bakmadım diyor.Bazı hususlar Üstad hazretlerini siyasetle alakadar olmaya zorlamış.Tabi onun durumu çok farklı.Siyasetli cemaatler ise topluma yarardan çok zarar verirler.Çünkü;onların gayesi hizmet yani dine hizmet değil,dini hizmetler yapıyor görünüp menfi icraatlar yapmaya ve bunu planlı olarak yapmaya kalkmaktır.Dini kullanıp kötü emellerine alet eden siyasi cemaat grupları eninde sonunda bunun şiddetli tokadını da yerler.Nur camiası bu hususta azami derecede teyakkuzda olmalı ve hariçten yahut dahilden gelecek saldırılara karşı tetikte olup,ona göre hamlede bulunmalı.Allah bizleri menfi cereyanlardan muhafaza eylesin.

  • Abdullah

    10.9.2019 12:55:37

    Siyasi hedefler amaçlayan cemaat ve dindar siyasilerin içine düştükleri çamuru, çukuru bütün dünya gördü. Bulaştıkları günahların çapını kestirmek mümkün değildir.Verdikleri maddi manevi zararların haddi hesabı yoktur.Peki bunlardan ibret ve ders alınmış mıdır; tahmin etmiyorum.Tövbe istiğfar edilmiş midir ondan da emin değilim.Eğer bunlar yapılsaydı; feleğin çarkı tersine dönerdi..Her şey yoluna girer,rayına otururdu.Hata ve günahlar devam ettiği için musibetin şiddeti de devam ediyor.Yani kısacası işlerin düzelmesi bizim düzelmemize bağlıdır vesselam...

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı