"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Kar - Kış ve yakarış

Mehmet Asıf Işık
27 Ocak 2022, Perşembe
Nicedir yeryüzü kupkuruydu yağmursuzluktan!

Kimbilir belki uğursuzluktan, ya da nursuzluktan! Rahmete mahrum gibiydi. Toprak, üstünde işlenenlerden kararmış, zamanelerin kalpleri gibi taşlaşmış, kaskatı kesilmişti. Suya hasret kalmıştık!

Soğuklar gelmeden hayatın ve canlılığın sıcaklığı çekilip gitmişti. Havadan çok yüreklere don vurmuştu. Gözler de, gönüller de, bakışlar da donuktu. Nerede kalmıştı o insan içini ısıtan sevgi dolu sıcacık ve samimî bakışlar. Nerelere çekilmişti el ele tutuşup kalp kalbe durunca, esintisi buzulları bile çözüp eriten meltemler, sam yeli misali samimî hisler. İçimize mi gömmüştük o içtenlikleri?!.. 

Soğumaya duran havalar üşütmeye başlayınca, vaktiyle halkalanıp etrafında ısınılan sobalar yanmıyor artık. Hatırlarız o günleri; bir soba ateşi, kış soğuklarına inat, yanında duranlara, yakınında diz çöküp oturanlara baharlar sunuyordu. Sobaları kaldırdık, üzerinde kestaneler, közünde patatesler pişirilen. Hele o çay yok muydu, efsunuyla her şeye, her yenilip içilene ve ardından yapılan şeker şerbet tadındaki dost sohbetlerine, muhabbet bağında bestelenmiş türkülere tarifsiz lezzetler katan taze filizlerden demlenmiş çaylar yok mu. Artık evlerde sobalar yanmıyor! Hay Allah, nelerden mahrum kalmışız.

Soğutup üşüten kış mevsimleri değilmiş meğer; Isıran ne zemherir ne de kocakarı soğuklarıdır. İnsanı da havayı da üşüten don vurmuş, duygusunu yitirmiş hissiz ve sevgisiz yüreklerin donukluğudur. Donduran havanın ayazı değil mahkeme duvarı gibi buz kesilmiş soğuk yüzler, donuk ve asık suratlar. İçler dışa mı vurmuş, nedir! İçleri görenler, içinden içlere bakanlar görür; heyhat, hayat şuursuz, şiirsiz, hissiz ve sevgisiz kalmış! Hayatın tadı kaçmış, kurşun gibi bu ağır yük taşınmaz olmuş!

***

Nazlı ve niyazlı kullar, çoktan beridir hüşyar kalplerle ve hassas duygularla seherlerde semâya yönelerek mâverâya “yağmur, rahmet ve bereket” diye yanık yanık inleyerek nidâ eder dururdu. Titrek yüreklerden sessiz feryatlar koptu. Gözler pınar oldu. Göğe doğru açılan avuçlara gözlerin gözelerinden yaşlar aktı. Rahman şefkat eyledi; Asumânın kapıları açıldı ve rahmet yüklü bulutlar salındı.

Önce rüzgârlar esti, savurdu yerdekileri. Dağıttı havayı, havadaki kan ve barut kokusunu, yerlerdeki nice kokuşmuşluğu. Ardından çiseleyen yağmur her damlasıyla yıkadı yerleri karartan kirlerini. Yağmur zaten rahmetti. Âlemlere gelen Rahmet (asm), yağmurla diriltilen âlem gibi, âlemleri içinde taşıyan âlemleri/ademleri rahmetin şefkatiyle/şefkatin rahmetiyle diriltmeye, bahar meltemleri estirmeye gelmişti...

Rahmet kar diye indi, kar’ın beyazıyla göründü. Melekler inip inip çıktı göğe, herbiri bir kar tanesi taşımak için. Kudret ve hikmet el ele vermişti sanki. Taneleri birbirine değmeden, itişmeden, karışmadan, çatışmadan, çekişmeden, bozulmadan saçıldılar bulutlardan yerlere birer birer. İnsanlara ders verircesine bizim gibi olun der gibi.

Karlar kaplamıştı etrafı; kararmış karaları arındırmaya. Kar beyazlığı yeryüzüne pek de güzel yakışırmış. Ve tevbelerle, pişmanlıkla, göz yaşlarıyla ağarıp aydınlanınca gönüller, karasından arınmış yerdekilerin yüzlerine…

***

İlâhî, yerleri bembeyaz karlarla örttüğün gibi ayıp ve günahlarımızı da ört. Karları eritip serin pınarlarda durulttuğun sularla, hayat verdiklerine can suyu kattığın gibi, rahmet yağmurları önce gönülleri yıkasın. Şefkat ve merhamet meltemleri essin. Rahmetin kalpleri hilm ve ahlâk ile yumuşatıp edeple, irfanla, iffet ve marifetle diriltsin. İnsan olduğumuzu hatırlamaya vesile olsun.

Yâ Rabbi, rahmetini maddî ve mānevî berekete dönüştür. Yağmurlarınla yerleri yıkattığın gibi sevginle de içlerimizi temizleyip arındır; şirkin, küfrün, zulmün, şaşkınlığın, yolunu şaşırmışlığın, doymak bilmeyen hırsların her türlü kirinden, gazapları celp eden kinden, öfkeden, nefretten, garezden, hasetten, kalbi katılaştıran ve karartan azgın nefis ve hevaların her türlü iğvasından.

Elbet karlar eriyip buzlar çözülecek. Baharları müjdeleyen cemreler düşür gökten yerlere ve yüreklere. Sıcağın ılık dokunuşları, daneleri uyandırdığı gibi, ısısı dal ve budakların uçlarına değip yeni hayatlara göz açtırdığı gibi, hayata küskün sevgileri ve sevgilileri, hoyratlığa dargın muhabbetleri, ulvî aşkları ve sevinçleri rahmetinin hayat veren meltemleriyle gönüllere estir; buzları erisin, donuk duygular çözülsün. Kalpleri iç ısıtan yeni, yepyeni hislere, heyecanlara, coşkulara uyandır. Baharlara hasretiz.

Şu günler rahmetine çok, hem ÇOK MUHTÂCIZ..

Okunma Sayısı: 931
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Mustafa

    27.1.2022 16:13:26

    Dualarınıza da binler amin diyorum.

  • Mustafa

    27.1.2022 16:11:35

    Yine güzel bir tefekkür yolculuğu yaptırdınız. Allah yüreğinize, kaleminize güç versin, sizlerden razı olsun.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı