"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hacılar Arafat'da af olmayı diler

Mehmet Asıf Işık
30 Temmuz 2022, Cumartesi
İşte hacılar insanlığın babası ve annesi olan Hz. Adem (as) ile Hz. Havva’nın (as), tevbelerinin kabulüyle af edildikleri misali; ibadetlerle, dualarla, gözyaşlarıyla ve Allah’ın sonsuz rahmetinden ümitle Hazret-i Adem ile Hazret-i Havva’yı takliden Arafat sevincini yeniden ve tekraren yaşamak isterler.

Ümmetin büyük kongresi: HAC - 4
DİZİ: Mehmet Asıf IŞIK - mehmetasif@gmail.com

ARAFAT’A YOLCULUK

Zilhicce ayının 8. günü (terviye) akşamı, ertesi gün vakfe için Arafat’a doğru yola çıktık. O gün doğum yıldönümümüz imiş. Zaten o seneki hac ibadetimiz ile kendimi yeniden doğmuş saydım. Sonraki gün Arefe günü. 

Adem (as) ve Havva (as) cennette iken şeytanın aldatmasıyla yasaklanmış ağacın meyvesinden yiyerek asi oldular. İlâhî hikmet gereği olarak yeryüzüne indirildiler. Adem (as) Hindistan, Havva (as) ise Habeşistan taraflarına. Ardından, onunla birbirlerine ebediyyen düşman olacakları şeytan da. Bazı kaynaklara göre Adem (as) ile Havva (as) 30 veya 40 yıl birbirlerini arayıp nihayet Arafat’ta birbirlerini bulup kavuşmuşlar. Sevinmişler, ağlamışlar, gözyaşları dökerek uzun uzun yalvarıp yakarmış ve Allah’tan af dilemişler. Arefe günü tevbeleri kabul edilmiş Arafat’ta. 

İşte hacılar insanlığın babası ve annesi olan Adem (as) ile Havva’nın (as), tevbelerinin kabulüyle af edildikleri misali; ibadetlerle, dualarla, gözyaşlarıyla ve Allah’ın sonsuz rahmetinden ümitle Hazret-i Adem ile Hazret-i Havva’yı takliden Arafat sevincini yeniden ve tekraren yaşamak isterler. Sayıları 7-8 milyon arası olan hacılar öğlen vaktinde burada öğle ve ikindi namazlarını öğle vaktinde kasr ve cem’ (kısaltıp birleştirerek) eda ettikten sonra vakfeye durduk. Milyonlarca el aynı anda açılıp kalpleriyle beraber asumâna yöneldi, Rahman ve Rahîm olan Cenâb-ı Allah’tan af dileniyor, ümmet için hayırlar temenni ediyor; kalpleri, gönülleri, fikirleri Hak’ta ve hidayette birleştirmesini temenni ediyoruz. “Hac Arafat’tır” hadisini hatırlıyoruz. Artık Arafat meydanındaki her aday, her misafir hacı olmuştur elhamdülillah. Hacı olan, af edilerek doğduğu gündeki gibi arınan için bayram olmaz mı?.. 

Arafat bir mahşer meydanını andırıyor. Bütün hacılar ihramlar içinde, yeryüzü bembeyaz. Sanki kefenlere bürünmüşüz, Sur üflenip mahşer meydanına doğru gidiyor gibiyiz. Haşir günü gözümüzün önüne geliyor; O gün Allah’ın izin verdiklerinin dışında kimsenin kimseye, babanın evladına, kardeşin kardeşine faydasının olamayacağı; kimsenin şefaatinin kabul edilmeyeceği; malın, evladın, makam-mansıbın bir şeye yaramayacağı; Güneş tepeye kadar inip Allah’ın gölgesinden başka hiçbir gölgenin olmayacağı o dehşetli gün! Allah’ım, bizi rahmetinden ve merhametinden uzak eyleme…

Her yönden, her taraftan, her yoldan taşkın seller gibi akıyor hacılar. Gerçekten de görülmeye değer manzaralar. Akşama doğru otobüslerle yaklaşık 15 km’lik mesafede bulunan Müzdelife’ye doğru hareket ediyoruz. Müzdelife’de akşam namazını yatsı ile birleştirip kıldıktan sonra ertesi gün Mina’da recmedilecek olan büyük, orta ve küçük şeytanlar (cemreler) için nohut büyüklüğünde taşlar toplanıyor. 

Bundan sonrası ise 7-8 km’lik mesafeyi yavaş yavaş, dinlene dinlene yürüyoruz. Buna rağmen 40’lı derecelerdeki sıcak insanı mum gibi eritiyor. Ter fışkırıyor üzerimizden. “Mahşerin benzerini yaşadık.” sözü mübalâğa olmayacak. Şimdi Minâ’da Cemerât’tayız. Büyük şeytandan (cemreden) başlayarak sırasıyla orta ve küçük cemrelere yöneliyoruz. Her birine yedişer taşı atıyoruz.

Hazret-i İbrahim’i (as) hatırlıyoruz; hani Rabbine verdiği sözü tutmak için en değerli varlığını Allah’a feda etme imtihanını yaşayan o büyük Peygamberi... Ardından Hacer anneyi; Rabbinin iradesine itaatle sabredip tevekkül eden, şefkatini İlâhî iradeye feda eden annelerin büyüğünü. Ya İsmail! Alemlere rahmet olarak gelecek Peygamberin İbrahimî silsilesinin başındaki salih ve hayırlı çocuk. Rabbinin emri için hiç tereddüt etmeden boynunu bıçağa uzatan, babasının şefkati vaadini yerine getirmeye engel olmasın diye: “Gözlerimi bağla da öyle yap.” Diyen, Allah yolunun kurbanı. Ne büyük, ne yaman bir imtihan! 

“Şüphesiz ki bu apaçık bir imtihandı. (dedik) ve ona büyük bir kurbanlık fidye verdik. Kendisine sonradan gelenler içinde iyi bir nam bıraktık. Selâm olsun İbrahim’e.” (Saffât, 106-109) 

Cemrelerde şeytanları taşlarken zevceme ve dostlara derdim ki: “O taşlamaların hepsi elbette ki semboldür. Şeytanın kendisi orada değil. Onu daima içimize vesvese veren ve nefsimizi ve hevâmızı iğfal ederek bizi Allah’a isyan ettirmeye çabalayan bir varlık olarak bilmeliyiz. 

Bu taş atmalar hac ibadetinin her rüknünde olduğu gibi elbette temsilî ibadettir. Üzerlerine taş atılan şeytanı temsil eden direkleri, “elestu” bezminde bizi Allah’a verdiğimiz sözü tutmaktan alıkoyan, kendimizi ve elimizdekileri bizi var edene feda etmeye mani olan İblis’i, insî ve cinnî şeytanları, her vakit bizi isyana itmeye teşne olan nefs-i emmaremizi ve bu habislere vasıta olan her şeyi taşlıyoruz.

Ya Rabbi, senin emrine uyup itaat ediyoruz. Bizi senden uzak edecek her şeyi, her yolu, cezbeden her tuzağı ve her cazibeyi bizden uzak eyle. Biz kendine yakın et ve yakınlığına ulaştıracak her işimize bizi muvaffak kıl.

Taşlamanın ilk safhası bitti. 7-8 km’lik bir yürümeden sonra otele vardık. O vakte kadar hac ibadetimiz boyunca 170-180 km’den fazla yürümüşüz. Takatten kesilmek üzereyiz. Sabahında kurbanlarımızın kesildiği haberi geldikten sonra ihramdan çıkıyoruz. Kâ’be’nin de ihramdan çıkarılır gibi, örtüsünün eteklerindeki beyaz renkli kısımlar yere doğru sarkıtılmış. 

“Allahu Ekber, Allahu Ekber, Lâ İlahe İllâllah Allahu Ekber, Allahu Ekber, velillahi’l-hamd” hakikatini aklımızla, kalbimizle, varlığından haberdar olamadığımız bütün zerrelerimizle yaşıyoruz. Bayramlaşıyoruz, etrafımızdaki her mü’minle, her iman etmiş gönülle. Mutluluk, ferah ve sürur anlatılacak gibi değil, manevî hazlar kelimelere sığacak gibi değil. Bütün mü’minler, Hintlisi, Sudanlı’sı, Türk’ü, Arab’ı, Boşnak’ı, Faslı’sı, Tunuslu’su, Cezayirli’si, Endonezyalı’sı, Türkistanlı’sı vs. herkes aynı sevinç ve heyecan anaforunda…

Bayram, esasen nefsini ve hevâsını Rabbinin emrine boyun eğdirip O’nun yolunda ve hatırına dünyalık olan her şeyini feda (kurban) ederek rızasına ermenin ve erenin bayramıdır. Kurbanlarla Allah’ın kurb’una (yakınlığına) nail olmaktır bayram.

Bayramın sonraki günleri de cemreler taşlandıktan sonra vazifeler tamamlanmış, Rahman’ın misafirleri birer hacı olmuştur. Artık veda vakti de gitgide yaklaşmış. Her hacı buruk bir sevinç yaşıyor. İbadet neşvesiyle sevindik, uzun süren kırk günlük bir hac ibadetini doya doya yaşadık. Gönüllerimiz buruk, çünkü her veda bir ayrılıştır ve hüzün doludur. 

Rabbimizin “evim” dediği ve bütün Müslümanların kıblegâhı olan, tevhidin ve teslimiyetin timsali Kâ’be-i Muazzama’ya gelip Beytullah’a misafir olduk. Dünyevî hhbçir lezzet, hiçbir neşe ve keyif bu ibadet sırasında yaşadığımız manevî hazlara denk olamaz. Rabbimize sonsuz şükürler olsun, Allah gelmek isteyen herkese bu yolculuğu nasib eylesin ve bu neşveyi yaşatsın.

Geldik, vazife bitti ve fakat nasıl gideceğiz? Hep kalbimizde ve hayalimizde olan Kâ’be’ye nasıl veda edeceğiz? Birazdan veda tavafına gireceğiz de bilmem ki veda edebilecek miyiz? Buna yüreğimiz dayanabilecek mi acaba? Şimdiden hasretinin yürek yangınını hissetmeye başladık bile!

Ey Kâ’be, Ey Beytullah,

Aklımız, kalbimiz ve yüreğimiz hep burada kalacak; sende olacak. Evet gideceğiz fakat sana asla veda etmeyeceğiz; sana bakmak bile ibadettir; her an gözümüze nur, hayalimize süs ve namazlarımıza kıble olacaksın.

Sana elveda demeden sadece el kaldırıp; en yakın zamanda, dünya gözüyle “tekrar görüşmek üzere” diyeceğim.

“Tekrar kavuştur Allah’ım!” dualarıyla, gözlerimizden yaşlar damlayarak, hüzünle ve ardımıza baka baka Kâ’be’ye vedamızı ettik.

İlâhi, 

İslâm âlemi senelerdir sabırla hakiki bayramlar bekliyor; Ne ağır bedeller ödeyip nice canlar feda eyledik. 

Kalplerimizi, fikirlerimizi, inançlarımızı ve gönüllerimizi Hak’ta ve hidayette,

İmanın ve Kur’ân-ı Hakîm’in esaslarında, sırat-ı müstakim olan Sünnet-i Seniyye’de birleştir; ittihad ve ittifak ettir. Bugün buna çok fakat çok muhtacız. 

Kaç asırdır ağız tadıyla hakiki bayramlara hasretiz. 

Şükürler olsun, evlerimize selâmetle vardık. Demlenmiş Türk çayını içmeyi ne kadar da özlemişiz…

NOT: Eşleriyle hac vazifesini yapanlar, ibadetlerinin selâmeti için çok çok çok sabırlı olmalıdır. Çok şükürler olsun ki dil ucuyla bile biz en küçük bir tatsızlık yaşamadık.

SON

Okunma Sayısı: 2172
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Yaşasın yaşar cevizli

    1.8.2022 05:47:56

    Allah razı olsun.Rabbim ibadetimize en güzel bir şekilde kabul buyursun.Bizleri de hayalden mübarek mekanlarda gezdirdiniz,kaleminize kuvvet ,yazılarınız damağınızda güzel bir tat bıraktı.

  • Nihat

    30.7.2022 11:12:21

    Allah kabul etsin

  • Mehmet Türeli

    30.7.2022 09:12:14

    Allah kabul etsin, gitmeyen bizlere de en kısa zamanda gitmemizi nasip etsin inşallah. Amin

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı