"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hastane muhasebem (3)

Mehmet ÇETİN
31 Ocak 2026, Cumartesi
Hizmetin içerisinde vazife alınan hâl, bir tavziftir, farkında olsak da olmasak da İlâhî kaderin bir vazifelendirmesidir, hem de irade ve ihtiyârımızla.

Bu hakikati akıldan hiç uzakta tutmadan hizmetin hangi kademesinde olursam olayım, o vazifeyi kendi âleminde kudsî bilip, hakkıyla ifa etmekle mükellefim.

Yıllardır derdini çektiğimiz emval konusunda uzun zamandır araştırmalardaydım. İşte, Karşıyaka’da aldığım dairenin tapusu üzerimde. Yarın vefat ettiğimde varislerim tarafından1 o dairenin sahiplenerek hizmetten çıkarılması endişesine çare olarak vakıf kurmak istedim. Lâkin bunun gerçekleştirilmesi çok uzadı. Bu uzamadaki kusurumu da diğerlerine eklemem gerekir.

İnsan yaşlandığında toprağa daha bir düşkün oluyormuş. Bunu fiilen yaşadım. İşimi azaltıp daha fazla okumak, yazmak, araştırmalarda bulunmam gerekirken, tuttum bir de zeytin tarlası alarak işim azmış gibi tarlanın meşguliyetiyle hizmetten kaybettiğim zaman/emek kusurlarımı da ilâve etmem gerekir.

Eşim ve evlâtlarımla doğrudan bir ve beraber kaliteli vakit geçirmek ki en ihmal ettiğim bir zayiatımdır, bunu da o kusurlarıma eklemem lâzım.

Nasıl olsa dükkânın işini sisteme bağladık, personel işi götürüyor, o kadar da kasmamam gerekir diyerek, sonradan gelen personelin, kendi iş ahlâkımıza göre yetiştirilmesindeki ihmalimi de ilâve etmeliyim. 

Akraba ve dostlarımı ihmalimi, unutmaya gömemem, oradaki sorumluluklarımı da ilâve etmeliyim.

Ne kadar sıralarsak sıralayalım, hata çok, günah ziyadesiyle, ama görülen vazife az ve yetersiz. İşte buyrun, yaşadığım prostat kanseri musibetiyle benim muhasebemi murakabe etmeye.  

Meselenin neresinden tutalım?

Hastanede, uzun geçen kısa gecelerindeki muhasebelerim uykumu kaçırıyordu. Psikolog, psikiyatrist önerdiler, geldiler ilgilendiler. İlâç verdi, kullanmakta tereddüt etsem de kullandım, ama nafile. Aksine uykularım kâbuslarla devam etti.

Öylesine bir kâbus ki zamanın şimdisinden alıp, en dibine indiriyordu. Kendimi pingpong topu gibi gördüm. Bir aşağı bir yukarı. İniyorum aşağıya, mazimin en derin hatıralarına ama teferruatıyla hatırlıyorum o anları. İnsan bu kadar mı hatırlar, evet aynen hatırlıyorum, en lüzumsuz olanı da. Biraz sonra bakıyorum, şimdiki zamana gelmiş, yatağımda oflamakla meşgulüm. Derken bir daha dalıyorum, talebeliğimin ilk yıllarındayım, arkadaşlarımı görüyorum, sesleniyorum. Bir bakıyorum yatağımdayım, hanım yanı başımda bana bakıyor. Ona ben Cennette miyim yoksa Cehennemde miyim diye soruyorum ve tekrar dibe gidiyorum. Oralarda dolaşmam bitince yeniden yukarıya, ben neredeyim, diye hanıma soruyorum. İster istemez onları da korkutuyorum. Bunların ardından bir vakit ağlamam sürdü sessizce. Neler oluyor ya Rabbi!

Bir başka kâbusum, öylesine munis yaklaştı ki kızımın sesiyle geldi. Kaldır, dedi, çek bak, rahatlayacaksın. Ona iradeli durunca çek dediği şeyin, beni rahatsız eden sağ ve sol yanımdaki nefrostomilerin olduğunu anlıyorum. Lâkin o durmuyor, yine geliyor, daha ikna edici telkinde bulunuyor hemen kalbim/aklım birleşerek hayır, sıkı dur, iradeni göster, diyor. Onun baskısının azaldığını ve kaybolduğunu, neden sonra fark ediyorum.

Dipnot:

1- Ki evlâdlarım, orasının hizmete ait olduğunu, zekâtla satın alındığını bilmelerine rağmen, bilemem insanoğlu yarın ne yapar Allah bilir…

Okunma Sayısı: 222
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı