Nev-i şahsına münhasır bir fıtrat, kabına sığmayan bir yapı, sürekli tebliğ etmek isteyen bir mübelliğdir rahmetli Bedi Yılmaz ağabey.
Komşularla yıllık genel kurul yapılıyordu. Nihayetinde bir site idi bizimki. Toplantıya başlarken yönetici, herkesi saygı duruşuna davet etti. Herkes ayağa kalkarken oturduğum yerden karşımdaki Bedi Ağabeye baktım ve daveti anlar anlamaz, fırladı ve âdeta reddederek; “Ne münasebet canım, burası resmî bir kurum mu ki saygı duruşuna davet ediyorsunuz, nihayetinde bir site toplantısıdır, gereksiz şeyler çıkarmayın da gündeme geçelim” dedi. Ortam bozuldu, kimi oturdu, kimi de ayakta çakıldı kaldı. “Helal olsun be Bedi Abi!” dedim, içimden.
İşte Bedi abi, budur. Bir haksızlık ve yanlışlık karşısında, gayr-ı İslâmî bir ahvalde o, durdurulamaz…
Kader Risalesi’nin Mütalâası kitabımızın hazırlık merhalelerinde çok müşterek mütalâamız olmuştur. O kadar hassas ve titiz ki, sanki gelecek nesle taşınması gereken emanete halel gelmesin, daha iyi anlaşılsın hassasiyetinde yardımcı oluyor, diğer taraftan da tebrik ve takdirleriyle beni yüreklendiriyordu.
Kader kitabımızın çıktılarını hazırlayıp, bahçesindeki yaptığımız ilk görüşmemizin ardından beni yola kadar uğrularken “Bak ahi, bu bina satılık. Bir bak, incele, ben isterim ki seninle komşu olayım” dedi. Baktık, inceledik ve o bina nasip olunca, onunla yakın komşuluğumuz da başladı.
Bayram seyran haricinde evi sürekli ziyaretçilerle dolup taşıyordu. Akraba haricinde cemaatten çok kişiler geliyor, sohbetler ediyorlar ve onları yola kadar uğurluyordu.
Gencelli Camiinde uzun bir dönem fahrî olarak beş vakit imamlık yaptı.
Rahmetli Hatice Abla, kocasını pek severdi, Bedi Abi de... O kadar gelen gidene karşılık bir defa bile sızlandığı duyulmamıştır. Evinde misafirlerine anında ikram etmek için pratik olması kabilinden içli köfte gibi bazı yiyecekleri hazırlar, dolaba kaldırır, geldiklerinde çıkarır, pişirir ya da kızartır, ikrâm ederdi.
Her ikisinin yaşı bir hayli ilerleyince, yazlıktan, Aliağa’ya kızının yakınına taşınma kararı aldılar ve taşındılar. Allah var, kızı, ebeveynini hiç boş bırakmaz, sürekli gelir, hizmetlerini görürdü. Taşındıklarının senesi dolmadan Hatice Abla rahmet-i Rahman’a kavuştu.
Sonraki ziyaretlerimin birini hanımla yapmıştık. “Ahi, hanımın kıymetini iyi bil, insan onu kaybettikten sonra daha iyi anlıyor, haberin olsun” tembihini etmişti.
Zaman zaman telefonlaşır, dertleşir ve risalelere dair yoğun müşavere ve mütalâalarda bulunurduk. Mümkün olduğu kadar da ziyaretine giderdim.
Evlâdlarına çok düşkündü, ama galiba o da benim gibi kız evlâdına bir derece daha fazla düşkündü. Hakikaten kız evlâdları, kim ne derse desin farklı oluyor.
Risale-i Nur’a vukufiyeti çok derindir. Oradaki hakikat ve prensiplerin hayata intikal ettirilip zaman ve zemine göre tatbikindeki değerlendirmesi çok dikkat çekici idi.
Bir defasında hazırladığım “Risale-i Nur’da Kâb-ı Kavseyn temaları” isimli kitap çalışmamın çıktısını götürmüştüm. Baktım, ayrı atmosfere girerek, gözünü kısıp, mırıldanmaya, o konuyla alâkalı risale metinlerini o şarkî şivesiyle anlatmaya başladı. Sözünün kesilmesini istemiyor ki zaten giremezdiniz o konuşmaya başladığında. Eğer nefes alması arasında girerseniz, sabırla dinler ve kaldığı yerden devam ederdi.
Hayatımın konusu olan “Kader” ile alâkalı bir metin, kaynak ya da yorum duyar veya bulursa mutlaka paylaşırdı.
Kimseye yük olmadan, sessizce uzun yolculuğa çıkan Bedi Ağabeyime, Rabbim; rahmet eyleye, mekânını Cennet eyleye. Resul-i Ekrem Efendimize (asm) ve Üstad Bediüzzaman’a komşu eyleye, âmin.