"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bediüzzaman ve Feyzi Ertem

Misbah ERATİLLA
16 Haziran 2019, Pazar
Şerife Hanım eşi İhsana: “Sen Denizli’ye gittikten sonra çocuklarla yalnız başıma kalıp çok sıkıntılar çektik ve hastalandım. Sıkıntılar içinde olduğum bir gün duâmda Allah’a eğer Bediüzzaman gerçekten evliya ise kocamı salıver dedim. Sen de hemen geldin. Demek ki Bediüzzaman Hazretleri Allah’ın iyi kuluymuş. Ben hakkımı ona helâl ettim.” dedi.

Türkiye, İkinci Dünya Savaşı’na girmemesine rağmen savaşın olumsuz etkisi hayatın her alanında kendini göstermişti. 

   1943 yılının Kastamonu’sunda yokluk, yoksulluk ve korku üç başlı bir ejderha gibi herkesi bir şekilde sindirmişti. 

    Feyzi Ertem’in babası İhsan, öğretmen olduğundan maddî durumları komşularına göre biraz daha iyiydi. Her yerde olduğu gibi Kastamonu ve çevresinde de geçim derdi herkesin hayatında birincil sorundu. 

Feyzi’nin sabası İhsan, İnebolu ilçesinin bir köy okulunda öğretmendi. Okuldaki öğretmenlerle bir hafta sonu Kastamonu’ya sürgün gelen Bediüzzaman’ı ziyarete giderler. Baba İhsan, ziyaret dönüşü çocuklarına Bediüzzaman Hazretleri ile arasında geçen konuşmaları öyle sevinçle ve mutlulukla anlattı ki çocuklarından Feyzi’nin yüreği Bediüzzaman’ı  bir an önce görmek için sabırsızlanır. 

O günden sonra Feyzi her gün babasına: “Hadi baba Bediüzzaman’ı görmeye gidelim.” der. 

Baba, oğlu Feyzi’nin sürekli ısrarı üzerine bir hafta sonu Feyzi’yi ve ağabeyini Bediüzzaman Hazretleri’nin Kastamonu Araba Pazarı’ndaki evine götürür. Bediüzzaman’ın evine vardıklarında dış kapıda bekleyen bir adam onları içeriye buyur eder. 

Kapıdaki adam İhsan öğretmene: “Bediüzzaman Hazretleri sizi bekliyor.” der. Baba İhsan önde oğulları arkasında ahşap merdivenlerden evin ikinci katına çıkarlar. Baba İhsan, Bediüzzaman’ın oda kapısını çalar ve çocukları arkasında içeriye girerler. İlk bakışta odadaki görüntü özellikle Feyzi’yi hayal kırıklığına uğratır; çünkü oda bomboş içinde pek bir şey yoktu. Yalnız bir ibrik ve bir tek yatak vardı. Bediüzzaman Feyzi’yi ve ağabeyini yanına çağırır. Çocuklar sevinçle koşarak Bediüzzaman’ın elini öperek yanına otururlar. Bediüzzaman çocukları uzun yıllar tanıyor gibi onlarla ilgilenir. Onlara büyük biriymiş gibi Risale okur ve nasihat eder. Bediüzzaman Hazretleri o gün İhsan öğretmenden çok Feyzi ve ağabeyi ile ilgilenir. 

Bu onların çok hoşlarına gider. Bu arada İhsan, Bediüzzaman Hazretleri’ne öğretmenliği bırakıp imam olmak istediğini söyler. Bediüzzaman Hazretleri ise İhsan öğretmene öğretmenliğe devam etmesini söyler. 

Ayrılma vakti geldiğinde Bediüzzaman Hazretleri, İhsan öğretmene: “Güle güle git! Muallimliğe devam et! Daha hayırlı olacak inşallah!” der. Böylece İhsan öğretmen köyündeki öğretmenliğe devam eder. O gün Bediüzzaman’ın evinde Feyzi ve ağabeyinin unutamadığı şey insanlardan çekinmeden rahat rahat dolaşan farelerdi. Bediüzzaman’ın odasının bomboş olması, farklı giyimi, duruşu hiçbir zaman Feyzi’nin gözlerinin önünden gitmedi.

Birkaç ay sonra, bir gün İhsan öğretmen koşar adımlarla eve gelir. Kur’ân-ı Kerîm dışında kalan bütün kitapları toplayarak samanlığın en ücra köşesine saklar. Kısa bir zaman sonra Jandarma İhsan öğretmenin evinde arama yapar. Aramada biri ihbar etmiş gibi samanlıkta saklı olan Risale-i Nur kitapları bulunur. Kitaplar zapta geçirilir ve İhsan öğretmeni tutuklarlar. Tutukluların içinde bulunduğu kamyona İhsan öğretmen de bindirilir ve kamyon Denizli’ye doğru yola çıkar. Feyzi ve ağabeyi babalarının alınıp götürülmesini korku içinde izler. Olan biteni uzun bir zaman sonra anlamaya çalışırlar. Birkaç gün sonra Kastamonu’da tutuklanan herkes asılacak diye bir haber yayılır. Bu haber yüreklere bir ok gibi saplanır. İhsan öğretmen tutuklanıp Denizli Cezaevi’ne götürüldükten sonra aylarca kimse korkudan onun evine gitmez. Yakınları dahi onlardan uzak durur. İhsan öğretmenin tutuklanmasına en çok hanımı Şerife Hanım üzülür.  Duvarı nem yıktığı gibi Serife Hanımı da bu dert hasta eder ve yataklara düşürür. Artık evlerinde kimse kimseyle konuşmaz. Günlerce birbirlerinin yüzüne dahi bakmazlar. Anne Şerife vaktinin çoğunu sığınağı olan seccadesinin üstünde duâ ederek geçirir. 

Çaresizlik anne Şerife’yi esir aldığı bir gün, ellerini gökyüzüne kaldırır: “Allah’ım eğer Bediüzzaman veli ise kocamı hemen salı versinler!” diyerek duâ eder. Birkaç gün sonra bir akşam kapıları çalınır. Feyzi korkarak kapıyı açtığında karşısında babasını görür ve donmuş bir gölge gibi oracıkta kalır. Baba İhsan, içeri geçtiğinde herkesin sevinçten dili yerine yaşlı gözleri konuşur.

İhsan öğretmenin cezaevinden tahliyesi bir isim benzerliğinden olmuştu. Cezaevi idaresi 27 gün sonra bu yanlışın farkına varır. Denizli Cezaevi’ndeki Nur Talebelerinin tamamı beraat ettiklerinden İhsan öğretmen de bir daha cezaevine dönmez. İhsan öğretmen cezaevinden çıkıp eve döndüğünde hanımı Şerife Hanıma: 

“Sen ne dedin de Bediüzzaman Hazretleri bana hanımın bana hakkını helâl etsin!” dedi. “Hanım bu ne iştir!” diye ekledi.  

Şerife Hanım eşi İhsana: “Sen Denizli’ye gittikten sonra çocuklarla yalnız başıma kalıp çok sıkıntılar çektik ve hastalandım. Sıkıntılar içinde olduğum bir gün duâmda Allah’a eğer Bediüzzaman gerçekten evliya ise kocamı salıver dedim. Sen de hemen geldin. Demek ki Bediüzzaman Hazretleri Allah’ın iyi kuluymuş. Ben hakkımı ona helâl ettim.” dedi.

İhsan öğretmen cezaevinden çıkarken el yazması Meyve Risalesi’ni eşyalarının olduğu sepetin içine koymuş. Jandarmalar arama yapmalarına rağmen sepetin içine bakmamış. İhsan öğretmen çocuklarına Meyve Risalesi’ni okurken bu Risalenin burada olması Meyve Risalesi’nin kerameti olduğunu söylüyordu. İhsan öğretmen tahliye olduktan sonra da korkmadan, kimseden çekinmeden gece sabahlara kadar Risale yazdı. Öğretmenlik görevine ise uzun yıllar dönemedi. Demokrat Parti iktidar olduktan sonra öğretmenlik haklarını geri aldı ve mesleğine geri döndü. Bir zaman çalıştıktan sonra emekli oldu ve köyü olan Çardak Köyü’ne yerleşti. İhsan öğretmenin oğlu Feyzi, babasının izini takip ederek Risale yazmaya devam etti. Feyzi, yıllar sonra Bediüzzaman Hazretleri’ni  ikinci defa ziyaretini Barla’da bir akşam vakti yaptı. Bu ziyaret sırasında polisler tarafından durdurulup sorguya çekilmesine rağmen yine de ziyaretine muvaffak oldu. Bediüzzaman Hazretleri, bu ziyaretinde Feyzi’ye bizatihi Risale okudu ve o günkü okumanın etkisi uzun yıllar onun üstünden gitmedi. Üçüncü ve son ziyareti ise Isparta’da 1958 yılında oldu. Bu ziyaretinde Bediüzzaman Hazretleri ona: “Ben seni yanımda alıkoymak istiyorum; fakat mesleğin öğretmenlik olduğu için vazifene devam et!” dedi.

Okunma Sayısı: 895
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı