"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Fransa ve NATO

Muhammet ÖRTLEK
03 Aralık 2019, Salı
Güvenlik kelime olarak tehdit, tehlike ve korku durumunun ve hissinin olmamasıdır.

Ülke güvenliği deyince akla ülkelerin “toprak bütünlüğü ve egemenliği” gelir. Uluslararası ilişkiler disiplininin temel teorilerinden “realizme” göre “uluslararası sistemde güç ve çıkar ilişkisi” ön plandadır. Güvenliği sağlamak için de güce ihtiyaç duyulur. Güç ile güvenlik tedbirleri alınarak, “saldırı ve tehditlere” karşı “savunmacı ve caydırıcı” rol oynar. Bir diğer temel teori de “idealizm”dir. İdealizmde ise, barış ve hukuk önceliklidir. Güvenliği sağlamak uluslararası hukuka, uluslararası anlaşmalara, uluslararası örgütlerin barışçıl kural ve politikalarıyla gerçekleşebilir. Bu politika da günümüz küresel sisteminde “hepimiz birimiz – birimiz hepimiz için” anlayışında “kolektif güvenlik”le sağlanmaya çalışılıyor. Konuyla ilgili A. Dawid Baldwin’in, Review of International Studies dergisinin 1997 yılı 23/1 sayısındaki The Concept of Security başlıklı makalesinden istifade edilebilir.

İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle birlikte, NATO (North Atlantic Treaty Organization – Kuzey Atlantik Anlaşması) 4 Nisan 1949’da ABD liderliğinde “barış ve güvenlik” amaçlı kuruldu. NATO’nun diğer bir amacı da, Avrupa güvenliğini düzenlemekle birlikte, ABD’nin, Avrupa güvenliğine katkı/destek sağlayacak bir uluslararası örgüt misyonunu taşımasıdır. Savaş sonrası dönemde NATO, iki kutuplu dünya sisteminde yerini SSCB karşısında aldı ve varlığını devam ettirmektedir.

Tarihinde, üyelerinden gelen sert eleştirilere maruz kalan NATO hakkında bugünlerde yeni bir tartışma gündemde. Yeni tartışmayı başlatan kişi de Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron oldu. Macron’un 7 Kasım 2019’da The Economist dergisine verdiği demeçte “NATO’nun beyin ölümü yaşadığını, ABD Başkanı Donald Trump’ın, İttifak’ın kolektif savunma ile ilgili 5. Maddesine kuşkuyla yaklaştığını ve ABD’nin her hangi bir krizde Avrupa’yı savunup savunmayacağından emin olmadığını” vurgulamıştı. Macron’un açıklamalarının ardından, NATO’nun ömrü ve geleceği hakkında tartışmalar da başladı.

Tartışmayı başlatan Macron’un Fransa’sı, daha önce de NATO merkezli bir krizin odağındaydı. NATO’ya 1949’da üye olan Fransa, dönemin Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle’ün kararıyla 21 Haziran 1966’da NATO’nun askerî kanadından çekildiğini duyurmuştu. Fransa’nın bu kararı almasında “ABD’nin Avrupa’nın işlerine çok karıştığını, üye ülkelerin özgürce davranamadığı ve tam bağımsız bir ülke olarak hareket edilemediği” etkili olmuştu. Yine De Gaulle’e göre “Avrupa’nın güvenliğini Avrupalılar sağlamalıdır.” Bununla birlikte Fransa’nın bu kararında “silahlarını daha özgürce pazarlayabilme” düşüncesi de mevcuttur. Fransa, NATO’nun askerî yapısına ancak 2009’da dönebildi.

Macron’un açıklamasına karşılık, başta Almanya ve Türkiye gibi NATO üyeleri tepkilerini göstermişlerdir. Fakat Macron’un ifadeleri, yakın geçmişteki bir krizi daha hatırlara getirmiştir. 11 Eylül 2001 terör olayları sonrasında, Irak’ın işgali hakkında AB ile ABD arasındaki düşünce farklılıkları transatlantik ilişkileri kopma noktasına getirmişti. Bazı uzmanlar NATO’nun sonunun geldiğini iddia etmiş, bazıları da ABD ile Avrupa’nın paylaştıkları ortak değerler için, NATO’ya yeni görevler bulunarak hayatî sebebini (reason d’etre) devam ettireceğini açıklamıştı.

NATO’nun 11 Ağustos 2003 tarihinde Afganistan’daki ISAF komutasını devralması paradoksal bir gelişmeydi. Böylelikle NATO ilk kez Avrupa-Atlantik dışına çıkmış ve “alan dışı (out of area)” görev yapmaya başlamıştı. Bir yandan Irak Savaş’ı sürerken, diğer yandan da NATO’nun yarınının tartışmaları yapılıyor, “Büyük Ortadoğu Projesi”ndeki yerinin neresi olduğu sorgulanıyordu. Tam da bu sırada Javier Solona tarafından AB’nin “Dış Politika Doktrini” kapsamında, 17 Haziran 2003 Selanik Zirvesi’nde AB’nin savunmasını sınırları dışında yer alan “Geniş Ortadoğu Projesi” diye adlandırdığı bölgede başlaması gerektiğini açıklamıştı. Böylece AB, ABD ve NATO üyesi ülkelerin “ortak tehdit” anlayışında birleştikleri, fakat mücadele yöntemleri farklılık arz etmekteydi.

Bugün ABD ve NATO’dan bağımsız hareket edebilmesi için, AB’nin, 9-10 Aralık 1991’de Maastricht Zirvesi’nde aldığı “ortak dış ve savunma politikası”nda gelişme kaydetmesi gerekmektedir. Macron’un açıklamalarının ise, 3-4 Aralık 2019 Londra NATO Liderleri Zirvesi’nde gündem olacağı kesindir. Fransa ile ABD’nin, NATO üzerinden karşı karşıya gelmesi, realist çıkarlardan mı? Yoksa idealizm merkezli kolektif güvenlik kaygısından mı kaynaklandığını ilerleyen günlerdeki muhtemel gelişmelerden anlayacağız. Zirve’nin sonuç bildirgesinin de, bundan sonraki süreci belirleyeceği ihtimaller arasındadır.

Okunma Sayısı: 517
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı