1920'lerin Amerikası'nda Sigmund Freud'un yeğeni Edward Bernays, amcasının bilinçdışı teorisini bambaşka bir amaç için kullanmaya karar verdi.
Görev basitti: Amerikan kadınlarını sigara içmeye alıştırmak. Çünkü büyük tütün şirketleri devasa bir pazar boşluğu görüyordu; zira kadınlar kamuya açık alanlarda sigara içmiyordu. Bernays çözümü, sigarayı basit bir tütün ürünü olarak değil, varoluşsal bir anlam aracı olarak pazarlamakta buldu. 1929'da New York'taki Paskalya Yürüyüşü'nde tuttuğu modellere alenen sigara yaktırdı ve basına bu eylemi "Özgürlük Meşaleleri" olarak servis etti. Sigara bir anda kadın özgürleşmesinin simgesi haline geldi. Ürün değişmemişti; ürüne yüklenen anlam kökten değişmişti. Satışlar kısa sürede fırladı.
Bernays'ın bu müdahalesi geçici bir pazarlama numarasından ibaret değildi. O gün insanlık tarihinde ilk kez şu kanıtlanmış oldu: İnsanların arzuları ve davranışları sistemli bir biçimde mühendisliğe tabi tutulabilir. İhtiyaç imal edilebilir, arzu kurgulanabilir, tüketim ise kendi kendini sürekli besleyen bir tahakküm döngüsü şeklinde tasarlanabilir.
Bediüzzaman Said Nursî, 1920'lerin Bernays'ından ve Amerikan reklamcılık endüstrisinden tamamen habersiz biçimde, fakat aynı gerçeği bambaşka bir epistemolojik perspektiften teşhis etmektedir: "Süfyan isrâfı teşvik etmekle, şiddetli bir hırs ve tama'ı uyandırarak insanların o zayıf damarlarını tutup kendine musahhar eder."
Süfyan; ahirzamanın büyük fitnesi olan Deccalın İslâmlar içinde çıkacak şubesidir. Deccal fitnesini farklı bir metodolojiyle, suret-i haktan görünerek, aldatarak, pek çok kişiyi ikna ile kendine destekçi yaparak, kendini hayırhah göstererek icra edecektir. Bu bakımdan Deccalın en önemli araçlarından olan tüketimi teşvik etmek onun da bir özelliği olacaktır.
Nursî burada basit bir ahlâk vaazı vermez; doğrudan modern bir iktidar analizi yapar. Metnin anatomisinde net bir nedensellik zinciri görülür: Önce mekanizma (israfı teşvik) kurgulanır; sonra psikolojik etki (hırs ve tama'ı uyandırmak) tasarlanır; hedef kitle (zayıf damarlı olanlar) belirlenir ve sonuç alınır (musahhar etmek, yani boyun eğdirmek ve esir almak).
"Eli delik" metaforu burada kilit bir işlev görür. Nursî ilgili rivayeti aktarırken lafızcılıktan uzaklaşarak derin bir tevile muhtaç olunduğunu belirtir. "Eli delik" olan biri; elinden her şeyin aktığı, biriktiremeyen, varlığını ve servetini israfta eriten kimsedir. Nursî'nin asıl özgünlüğü bu tutumu kişisel bir ahlâkî zaaf olarak değil, sistematik bir yönetim stratejisi olarak tarif etmesidir. Süfyan, kitleleri mülksüzleştirmek için bir düzen kurar, israfa teşvik eder. Ve bu teşvikin arkasında rasyonel bir hesap vardır: "Musahhar etmek"... Boyun eğdirmek, emir altına almak, kendine bağlamak, büyülemek.
Peki, bu mekanizma günümüzde nasıl işler? Bugün küresel reklam ve pazarlama harcamalarının yıllık büyüklüğü 700 milyar doları aşmaktadır. Bu devasa harcamanın amacı tüketiciyi bilgilendirmek değil; kitlelerin arzularını doğrudan mühendisliğe tabi tutmaktır. Nöro-pazarlama, sosyal medya algoritmaları, veri madenciliği ve oyunlaştırma teknikleri insanın zayıf damarını bulmaya kilitlenmiştir. Akıllı telefon yazılım ekipleri cihazın işlemci gücüyle değil, kullanıcının bağımlılık döngüsüyle ilgilenir. E-ticaret devlerinin "tek tıkla satın al" patentleri, vicdanın ve mantığın devreye girdiği milisaniyeleri ortadan kaldırmak üzere tasarlanmıştır. Nursî'nin terminolojisiyle ifade edilirse: Eli delik Süfyân artık tek bir biyolojik şahıs değildir; algoritmalarla, davranışsal psikolojiyle ve reklam endüstrisiyle mücehhez kurumsal bir akıl (korporatokrat dünya sistemi) haline gelmiştir.