"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Varsın dünya onların olsun

20 Kasım 2019, Çarşamba
Mus’ab bin Umeyr (ra) soylu ve zengin bir ailenin yakışıklı oğluydu.

Müreffeh ve gösterişli bir hayat yaşıyordu. Etrafındakiler arzusunu gerçekleştirmek için pervane olmuştu. Bu hal 18 yaşında İslâm’la şereflenene kadar sürmüştü. O günden sonra etrafındakiler düşman kesilmişti. Açlığa mahkûm edilmiş, dışlanmış, itibar suikastına uğramış, yetmemiş bir de hapsedilmişti. Fakat onca engele rağmen hiçbir şey onu Sevgiliden (asm) ayıramamıştı. İslâm’a girdikten sonra öyle yoksul bir hayat yaşamıştı ki şehit olduğu gün üzerini örtecek kefen bulunamamıştı. Bizse dünyayı sırtımıza yüklemiş giderken bir saman çöpünü kaybetmenin derdine düşmüşüz. Mus’ab dünyayı saman çöplerinden çatılmış bir saray gibi görmüş, bir kibrit parçasının onu yakıp yıkacağını anlamıştı. Bundan dolayı dünya ateşine dalmamış, dünyaya bağlanmamıştı. Yarı aç, yarı tok; yarı açık, yarı örtülü bir hayatı seçmişti.

Cennetle müjdelenen on sahabeden biri olan Sevgilinin (asm) yol arkadaşı Hz. Ebubekir (ra) Mus’ab gibi feleğin cenderesinden geçmişti. Hz. Ali o zaman olan biteni tam anlayacak yaşta değildi. Medine’de Asr-ı Saadet günleri yaşanırken bile Hz. Ebubekir’in aklı çile günlerinde, Mekke’deydi. “Bilmezsin Ali” demişti. “Öyle zor günler geçirdik ki. Eve girdiğimizde canlı çıkacağımızdan, evden çıktığımızda canlı döneceğimizden emin değildik.” Mekke kurak bir şehirdi. Medine bereketliydi. Medine’ye hicret eden mü’minler rahata ermişti. Hz. Ebubekir her ikisini de yaşamış, ama Mekke’deki çileli günlerin tadını hiçbir yerde bulamamıştı. Bir gün canı soğuk su istemişti. Kendisine sunulduğunda dünyanın kendisi için yaratıldığı Sevgiliyi (asm) hatırlayıp hüzünlenmişti. “Dünya Resulullaha (asm) kendisini kabul ettiremedi. Korkarım ki bu su ile bana kendini kabul ettirir.” deyip içmekten vazgeçmişti. Değil mi ki kimi bir bardak suda boğuluyordu, kimi dünya derya deniz olsa ıslanmıyordu.

Bir Ebubekir’i, bir Hatice’si, bir de Hira’sı olanın dünyada başka neye ihtiyacı olur ki. Hz. Hatice en zor günlerinde Sevgiliye (asm) eşlik etmişti. Asil, soylu, zengin, güzel bir kadınken, birçok erkek peşinden koşarken o Muhammedü’l emin’i (asm) tercih etmişti. Biliyordu ki O’nu  (asm) tercih eden görünüşte dünyada rahat yüzü göremeyecekti. Bütün dünyası O (asm) olmuş, yolunda bütün dünyalığını feda etmişti. Müslüman olduktan sonra Hz. Mus’ab ve Hz. Ebubekir gibi çileli bir hayat yaşamış, elindekini avucundakini muhtaçlarla paylaşmış, aç ve susuz kalmış, türlü baskılara maruz kalmıştı. Dünyaya veda etme vakti geldiğinde açlıktan ve yoksulluktan derisi kemiğine yapışmıştı. Üzerinde yamalı bir elbise vardı. Ama halinden hiç şikâyet etmiyordu. Değil mi ki; elbisen ne kadar güzel olursa olsun giyeceğin son elbise kefendir. Bineğin ne kadar lüks olursa olsun bineceğin son binek tabuttur. Evin ne kadar lüks olursa olsun varıp yatacağın yer dört duvarlı mezardır. Kalbin ve dünyan ne kadar geniş olursa olsun varacağın yer dar bir kabirdir. Neyi, ne kadar seversen sev bir gün mutlaka ayrılacaksın. O halde bağlanma dünya denilen hana. Ah ki dünya bir misafirhanedir, insansa orada az kalacaktır…

Vefakâr eşinin halleri Sevgiliyi (asm) çok hüzünlendirmişti. Boğazında hıçkırıklar düğümlenmiş, nihayet kendini tutamamış, titrek ve duygulu bir sesle vefalı yârine seslenmişti. “Ey Hatice benden dolayı bu sıkıntılara katlanmak zorunda kaldın ve kametine göre bir hayattan mahrum yaşadın. Ancak unutma ki, Allah her sıkıntı ve zorluğun arkasından mutlaka çok hayırlar murat etmiştir.” Şükür ki sana da çağın Hatice’si olmak düştü. Elbisen eski olsa da, açlıktan etin kemiğine yapışsa da yanında Hz. Muhammed Mustafa (asm) gibi sevenlerin var. Vuslat vakti geldiğinde sevdiğinin dizlerinde duâlarla ve huzurla Rabbine gitmek var.

Peygamberimizin (asm) hanımlarının hallerine üzüldüğü için inzivaya çekildiğini öğrenen Hz. Ömer yüreğinden vurulmuşa dönmüş, yanına koşmuştu. Varlığın kendisi için yaratıldığı Sevgili (asm) hasır üzerinde oturuyordu. Vücudunda hasır izleri oluşmuştu. Yanında sadece bir avuç arpa vardı. Sultan gibi yaşamak varken Âlemlerin Sultanına kul olmayı seçmişti. Hz. Ömer lerzeye gelmiş, gözleri yaşarmış, arkasından kendini tutamayıp dağlar gibi sarsıla sarsıla ağlamaya başlamıştı. 

Resulullah (asm) “Niçin ağlıyorsun?” deyince ‘Yâ Resûlallah!” demişti, “Nasıl ağlamayayım ki? Kisrâlar, Kayserler dünyanın zevk ü sefasını sürerken, siz Allah’ın en sevgili kulu olduğunuz hâlde bu basit şartlar içinde yaşıyorsunuz!” “İstemez misin ya Ömer” demişti, “Dünya nimetleri onların, ahiret saadeti bizim olsun.” O gün Hz. Ömer dersini almıştı. Dünyanın sultanı olsan da geda (köle) gibi bir hayat yaşayacaksın. Sevgilinin (asm) vefatından iki yıl sonra Sultanlık (Halife) vazifesi ona düşmüştü. Birçok fetih yapmış, Kisra saraylarını fethetmiş, ama Allah Resulunu (asm) kaybetmekten korktuğu için asla dünyaya meyletmemişti. Türkiye’den yirmi kat fazla toprağı idare ettiği halde saraylarda yaşamamış, koruma ordusuyla sokaklarda dolaşmamış, yoksulluk sınırında bir hayat yaşamıştı. Bundandır ki tarihe adaletiyle nam salmış, duâlarla anılmıştı.

Gemi su yüzünde kaldıkça batmıyordu, su almaya başladığında batmak kaçılmaz oluyordu. İnsan dünya denizinde yüzen gemiydi. Yüreği su almaya görsün batıveriyordu. 

Bir öpmekte, bir sevmekte, bir sözde, bir heveste batıyordu. Hz. Haticeler, Ebubekirler, Ömerler, Mus’ablar hiçbir denizde batmadı, hiçbir suda boğulmadı… 

Ne mutlu çağın Hatice’si, Ebubekir’i, Ömer’i, Mus’ab’ı olanlara.

Okunma Sayısı: 3484
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Beyazıt Göker

    27.11.2019 07:44:18

    Allah razı olsun teşekkürler Okurken ağladım KHK lı olduğum için değil ağaç Kabuğu yedirip suya muhtaç bırakılan selâm verilmesi istenmeyen olduğum için değil Musab gibi ömer.ebubekir ve Hatice gibi yolun yolcusu olduğumuz için Allah'a şükür edip ağladım Selam ve dualarla

  • Serhat

    20.11.2019 20:49:28

    Allah razı olsun zamanı güzel özetlemişsiniz.

  • Nurefşan Kuranlı

    20.11.2019 12:39:29

    Allah razı olsun Mustafa abi yazıdaki hakikatler bizlere sahabe mesleğinde mühim bir örnek yaşamak duası ile (Sedat kuranlının kızı) selamlar

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı