"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Mekke anlaşması: Stratejik zafer mi, mayınlı arazide yürüyüş mü?

Mustafa Tahir ERKUL
14 Ağustos 2026, Cuma
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalandığı duyurulan “Mekke Ortak Savunma Anlaşması”, iç siyasette ve belirli çevrelerde büyük bir “İslâm coğrafyası zaferi” olarak sunuluyor. “Üç ülkeden birine yapılan saldırı, tümüne yapılmış sayılacak” cümlesi kulağa ilk bakışta heyecan verici geliyor.

Muazzam bir stratejik hamle gibi gösterilen bu anlaşmanın arka planını ve Türkiye’yi içine çekebileceği fay hatlarını soğukkanlılıkla sorgulamak zorundayız.

Bu anlaşmanın arkasında ABD’nin, İran’ı çevrelemeye yönelik bir “Sünnî hattı” oluşturma stratejisi yatmakta mıdır? Ancak asıl çelişki Suudi Arabistan’ın konumu. Suudi Arabistan, ABD arabuluculuğunda İsrail ile normalleşme adımları atan, yani İsrail’in bölgesel güvenlik mimarisi olan “İbrahim Anlaşmaları” masasında oturan bir aktör. Suudilerin bu mimariye resmen dahil olduğu bir senaryoda, Türkiye kağıt üzerinde kimin güvenliğini ne pahasına garanti etmiş olacak? İsrail’in dolaylı müttefiki konumundaki bir ülkeyi koruma taahhüdü, bizi hangi safta konumlandıracak?

Olası bir İran-Suudi Arabistan çatışmasında Türkiye savaşa çekilirse, “NATO’nun 5. Maddesi” güvencesine sığınabileceğini düşünenler yanılıyor. NATO Sözleşmesi’nin 6. maddesi coğrafî sınırları net bir şekilde çizer; ittifak alanı dışındaki bölgesel paktlar sebebiyle girilecek bir savaş, NATO’yu kapsamaz. Yani Türkiye, Batı güvencesinden yoksun bir şekilde bölgenin en kanlı çatışmasının ortasında tek başına kalabilir.

Suudi Arabistan yıllardır Yemen’de Husilerle savaş halinde. Yarın Husilerin Riyad’a atacağı bir füze veya kamikaze İHA, “Türkiye’ye yapılmış bir saldırı” sayılarak Türk askerini Yemen bataklığına mı sürükleyecek?

Diğer müttefik Pakistan’a bakalım. Pakistan; bir yanda Afganistan’daki Talibân yönetimiyle gerilim yaşarken, diğer yanda nükleer güç Hindistan ile her an patlamaya hazır Keşmir krizine sahip. Pakistan’ın bizi yardıma çağırması halinde kendimizi Afganistan veya Hindistan ile karşı karşıya mı bulacağız? Daha da vahimi, Afganistan ile yaşanacak muhtemel bir gerilimde, Türkiye içinde bulunan binlerce kaçak Afgan göçmenin yaratacağı iç güvenlik ve istihbarat zafiyetini hiç düşündük mü?

Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) bölgeyi yeniden dizayn ettiği bir dönemde, stratejik derinlikten uzak ve ideolojik saiklerle atılan adımlar zafer değil, tuzak getirir. Türkiye, millî menfaatlerinin, aklın ve anayasal meşruiyetin yanında durmak zorundadır.

Bununla birlikte, Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın İslâm dünyasında yeni bir güvenlik mimarîsinin kapısını aralama potansiyeli taşıdığını da göz ardı edemeyiz. Anlaşmanın diğer kardeş ülkelerin katılımına açık olması, paktın ilerleyen süreçte daha geniş ve kapsayıcı bir İslâm ülkeleri ittifakına dönüşebileceği beklentisini güçlendiriyor. Söz konusu kapsayıcılık ve stratejik denge sağlandığı takdirde, Mekke Anlaşması ancak o zaman gerçek ve samimî amacına ulaşmış olacaktır.

Ümit edelim ki yukarıda dile getirdiğimiz riskler ve analizler temelsiz çıksın; bölge basiret ve ortak akılla şekillensin.

Okunma Sayısı: 141
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı