"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bir 'Nurs Seyahati'nin Notları - 1: Nurs heyecanı

Muzaffer KARAHİSAR
18 Temmuz 2020, Cumartesi 00:32
BEDİÜZZAMAN SAİD NURSÎ’NİN TARİHÇE-İ HAYATI KİTABINI HAYRANLIKLA OKURKEN, ÜSTADIN YILLARCA GURBETTE GEÇEN ÖMRÜNDE İŞTİYAK-I VATAN VE SILA HASRETİ DUYDUĞU, HÜZÜNLE YÂD ETTİĞİ BABA OCAĞI NURS’U İLK DEFA GİDİP GÖRMEK FIRSATI DOĞUNCA İÇİMDEKİ SEVİNCİ, HEYECANI VE MUTLULUĞU TARİF EDEMEM.

Bir 'Nurs Seyahati'nin Notları - 1
Muzaffer Karahisar

GİRİŞ

İnsanların meftun olduğu, özlem duyduğu ve güzellikleriyle hayallerini süslediği müstesna mekânlar vardır. Doğu Anadolu’da ücra bir yer, yalçın kayalıkların, sarp yamaçların, engin derelerin üstünde, yükseklerde bir köy var uzaklarda. Asrın Âlimi, Gönüller Sultanı Bediüzzaman’ın dünyaya gözlerini açtığı, taşıyla toprağıyla kutlu belde, zor şartların, mahrumiyetlerin, çileli insanların diyarı… Destansı bir hayata ilk adımını atmış Bediüzzaman, o köyde. Ateşîn bir zekâ, kuvvetli bir hafıza, cevval, korkusuz, izzetli, kimseye minnet, tezellül, tenezzül etmez, tahakküme boyun eğmez, zekât ve sadâka almaz, ideal sahibi bir çocuğun doğduğu Nurs Köyü’nü uzun yıllar çok merak ettim. Asrın insanlarını iman nuruyla, İslâm şuuruyla aydınlatan bir meşaleyi tutuşturan, Kur’ân müfessirinin, milyonlara hitap eden bir dâvâ adamının doğduğu Köyü Nurs. O topraklara gitmek, rahmetli annesi, babası ve kardeşlerinin, yakınlarının yaşamış olduğu mübarek yerleri görmek isteği, iştiyakı, muhabbeti zaman içinde büyük bir arzuya, bir hasrete dönüştü. İşte 2019 Eylül ayında, Van Mevlidi münasebetiyle yaptığımız ‘Nurs Seyahati’nin notlarını, içimizden geçenlerle aktarmaya çalıştık... Buyrun...

VAN MEVLİDİ VE NURS’U GÖRME HEYECANI

Bediüzzaman’ın Van Mevlidi öncesinde, Büyükler Okuma Programı’nda takip ettiğim Bediüzzaman Said Nursî’nin Tarihçe-i Hayatı kitabını merakla ve hayranlıkla okurken, Üstadın yıllarca gurbette geçen ömründe iştiyak-ı vatan, sıla hasreti duyduğu, hüzünle yad ettiği baba ocağı Nurs’u ilk defa gidip görmek fırsatı doğunca içimdeki sevinci, heyecanı ve mutluluğu tarif edemem.

Arkadaş grubumuzla Van Mevlidi’ne iştirak, kardeşlerle kucaklaşmak ve yol üzerindeki şehirlere yapılacak seyahat ve ziyaretler için hazırlandık. 3 Eylül sabahı, sonbahara adım attığımız zamanda Afyonkarahisar’dan başladı nurlu yolculuğumuz. Anadolu topraklarında, bozkırlarda, bağlarda, bahçelerde sonbaharın renkleri iyiden iyiye fark ediliyordu. Yol kenarlarında eli nasırlı insanlarımızın, işçilerin, ırgatların alınteriyle bağbozumu, hasat toplama, kış hazırlıkları çalışmalarını görüyoruz.

Konya ovasının geniş düzlükleriyle bölgenin en büyük bereketli toprakları, ülkemizin tahıl ambarı olarak biliniyor. Ereğli’ye uğrayıp Karapınar’dan Akdeniz’e doğru süzülüyoruz. Bir kısmı Konya ovasını sulayan Göksu ırmağı, Toroslar’ı geçtikten sonra derin kanyonların içinde kendini gösterdi. Mut yolu üzerinde Ortaköy’de harika tabiat manzarası, fıtrî güzelliklerin olduğu ve temaşaya doyamadığımız Danyal Ateş’in tesislerine misafir olduk. 

Allahüekber… 

Ya Cemilü Ya Allah…

Danyal Ağabeyin esprili güler yüzü, ikramları ve mangalda çay keyfi harikaydı. Yeşilliklerle kaplı sarp dağların, dik yokuşların 350 metre aşağısında kıvrılarak akan Göksu Irmağı gittiği yere âb-ı hayat vermiş. Etrafındaki yamaçlarda zeytinlikler, meyve ağaçları, çamlardan gür ormanlarla kaplı haşmetli dağlar, muhteşem görüntüsüyle Cennetten bir köşe gibi tefekküre vesile oluyordu. 

Akşam namazını mescidin üst çatısında açık havada huşu ile eda ederken tilavet, tesbihat sesleri karşı yamaçlarda yankılanıyordu. Allahüekber… Ya Cemilü Ya Allah… nidalarıyla kendimizi bulutların üstünde manevi bir atmosferde gibi hissettik. Rabbimizi andık, verdiği lütuflara, nimetlere, ihsanlara şükrettik, ruhanî lezzetlerle huzur bulduk.

Tekrar yola devam ederken sürurla seyrettiğimiz bütün güzellikler, cazip manzaralar karanlığın siyah tül perdesiyle setredilince kalplerimiz karanlığın ve aydınlığın sahibi Rabbimize yöneldi. Bütün güzellikler, zamanı gelince sinema perdesi gibi nizam intizam içinde yer değiştiriyordu. Karanlığın kat kat örttüğü tabiatın güzellikleri görünmüyordu. Her bir mahluk hafî zikrine dalmışken bizler, hafızamızda kalanlarla Cenab-ı Hakk’ın yeryüzündeki eserlerini, sanatını, hikmet ve rahmetlerinin güzelliklerini tefekkür ediyorduk.

YOLCULUĞUN BİRİNCİ GÜNÜ

Bir günlük yolculukta gördüğümüz her güzel manzaralarda sonbaharın renkleri ve Eylül’ün esintileri fark ediliyordu. Gökyüzünün mavi derinliklerinde yer yer kanat çırpan göçmen kuşları, gri bulutlarla uçarak süzülerek bir gurbetten başka gurbet diyarlarına gidiyorlardı.

Yola tekrar revan olduğumuzda enfüsi dairede kendi dünyamızı düşünüyoruz. Ömür dakikalarıyla birlikte önümüzdeki beyaz yol şeridi gibi gördüğümüz her şey gerilerde kalıyor, gözden kayboldu. Üstadın: “Evet, hayat apartmanı yıkılıyor. Ömür tayyaresi şimşek gibi geçiyor. Zaman da sel dolaplarını sür’atle çalıştırıyor. Arz sefinesi de sür’atle giderken ‘Bulutların geçişi gibi geçip gider’ Âyetini okuyor.” hakikatini hatırlatıyordu…

Gece karanlığında Mersin’deyiz. Koca şehrin uğultusundan ve beton yığınlarından uzak, gece vakti sahil şeridinden bir dehlizden geçer gibi gidiyoruz. Gökyüzündeki yıldızların göz kırpışına karşı şehir ışıkları, Akdeniz’in mavi sularında raks ediyordu. Yol arkadaşlarımızdan Mustafa Gök, Risale-i Nur’dan pasajlar okumuyorsa, Abdürrahim Karakoç’tan şiirler söylemiyorsa gecenin mahmurluğu, sükûneti ve rehaveti başlamış, demektir. Adana yolunda motor sesinin haricinde ses yok, sükûnetle gidiyoruz.

Horozun da görevi var

Adana’da Zübeyir Gündüzalp Vakfı bizi misafir etti. Süleyman Uçar’ın güler yüzle adaçayı ile birlikte çay ikramı yorgunluğumuzu bertaraf etti. Yaptığımız sohbet ve muhabbet Nur dersiyle anlam kazandı. Temiz ve nezih yatakların cazibesiyle göz kapaklarımız düşmeye başladı, hepimizi uyku bastı. Nurs yolculuğunun kalbime verdiği sevinç ve ferahlıkla yolculuğun ilk gününde gözlerimi yumdum. 

Gecenin yarısında sanki bir köy hayatı gibi horoz sesiyle uyandım. Şehir merkezinde, altı katlı bir apartmanın bilmem kaçıncı katında bana kadar ulaşan anlamlı sese icabet edip huzur-u İlâhî’ye huşu ile yöneldim. Aynı horozun sesi sabah ezanlarından az önce bizi tekrar uyandırdı. Demek ki onların da görevi var. 

Çukurova’nın erzak ambarı, bereketli topraklarını ve çalışkan Anadolu insanlarını seyrederek yola devam ettik. Her şeyi en güzel şekilde yaratmış olan Rabbimin sanat eseri olarak sonbahar mevsiminin süslü, renkli, bereketli ve gülümseyen çehresine haz duyarak bakıyoruz. Her taraf sanatıyla, şekilleriyle ve envaı çeşit güzellikleriyle ressamın fırçasından tuvale yansımış gibi cazip manzaralar, çok manaları ifade ediyor, çok dersler veriyor gibiydi…

-DEVAM EDECEK-

Okunma Sayısı: 2665
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı