Söz ile hakikati maskeleme sanatı. Gerçeğin zıddı. Saatin kaç olduğu sorusuna doğru yanıt vermiyorsan muhatabının zamanını çalmış olursun.
Söz verdiğin bir şeyi yapmıyorsan beklentiye kapılan birinin güveni çalmış olursun. Her yalan aile ve beşerî münasebetlerdeki saadet zincirini haliyle mutluluk adını verdiğimiz güven bağını koparır. İşte en büyük hırsızlık yalan söylemektir. Diğer hırsızlıklar yalanın türevi gibidir.
Derken yerine gelmeyen her bir söz ve hareket soru işareti kadar bir boşlukla bağlanır düşünce dehlizine. Birden fazla acaba cümlesi eklenir sözlerin sonuna sessizce. Vaat, bir söz kadar hafif değildir aslında.
İnsanları ve toplumu yönetme sanatı dediğimiz siyaset bilimi vaat ile beslenmeyi tavsiye eder. Ancak icraatı kadar yaşar. Toplumun temel yapı taşını oluşturan, yuva kurmak isteyen gençler için durum biraz daha farklıdır. Vaat ile umut arasındaki sözler sarf edilir. Bir nevi geleceğe umut eker. Mevsimi, toprağı ve tohumu dikkate almadan. Eğer mevcut durumundan habersiz ise ektiği umuttan hasat alamaz. Gerçekleştiremeyeceğin bir vaat insanı yalana yaklaştırır.
Yapmadıklarını söylemek, gerçeği bilerek ve isteyerek gizlemek diye özetleyeceğimiz yalan işlerimizi karmakarışık yapar. Sözün azaba dönüşmesidir. “Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük gazap gerektiren bir iştir.” (Saff Suresi: 2-3) “Ey iman edenler! Allah’tan sakının ve doğru söz söyleyin. Böyle davranırsanız, Allah işlerinizi düzeltir ve günahlarınızı bağışlar. “(Ahzab Suresi: 70-71) ayeti doğru sözün işleri düzelteceğini, günahlardan arındıracağını söyler.
“Mutluyken söz vermeme” felsefesi de insanı yap(a)mayacağı şeyleri söylemekten alıkoyan bir bariyer gibidir. Mutluyken veya öfkeliyken söz yerini sükuta bırakmalıdır. Sözlere “inşallah, nasipse” diyerek başlamak ise sözü yapamadığında sığınacağın limandır. Elinden geleni yaptıktan sonra neticeye rıza göstermektir. Neticede Efendimizin (asm) “Beni ihtiyarlattı” dediği “Dosdoğru ol!” ayetini düstur edinmek ise sözün azabından adabına sığınmaktır.