Mirza Bediüzzaman Ne Demektir?
“Mirza Bediüzzaman” ismi önceden bir kişiye daha ünvan olmuş, fakat sonunda sahibini bulmuştur. Mirza, Farsça kökenli bir kelimedir. “Beyzade”, “bey oğlu”, “soylu kişi” veya “hükümdar soyundan gelen kişi” manalarında bir ünvan, bir erkek ismidir. Bazı Türk topluluklarında ve özellikle İran’da kullanılan bir soyluluk ünvanıdır.
Bediüzzaman ise, Arapça kökenlidir. Zamanın harikası, çağın benzersizi, zamanın eşsizi gibi manalara gelmektedir. Tarihte üstün zekâsı, güçlü hafızası ve döneminin ötesindeki ilmiyle öne çıkan Said Nursî için bir lakap olarak kullanılmıştır.
Bu gün bu ünvanla anılan kişi, 20. yüzyılın önemli İslâm âlimlerinden Risale-i Nur Külliyatının müellifi Said Nursî’dir. Kendisine bu ünvan, genç yaşta medresedeki tüm hocalarını hayran bırakacak derecede derin bir ilme sahip olması nedeniyle verilmiştir.
Bediüzzaman Said Nursî, Kur’ân hizmetlerine ve İslâm düşüncesine büyük katkılarda bulunmuş, Risale-i Nur Külliyatı ile tanınan, 20. yüzyılın önde gelen büyük bir İslâm âlimidir. Yaşadığı dönem inançsızlığın yükselişe geçtiği bir çağ olması hasebiyle tüm ümmet-i Muhammed’in imanını korumayı kendine dert edinmiş bir müfessirdir.
Bu amaç ile Risale-i Nur Külliyatı’nı telif etmiştir.
Şirk Olur mu?
Bedi’ isimi Allah’ın isimlerindendir. Sözlükte, “örneksiz ve modelsiz olarak bir şey icat eden, örneği ve modeli olmadan yaratmış olan” demektir. Nitekim, “Bedî’u-ssemâvâti vel-ard” (O göklerin ve yerin eşsiz Yaratıcısıdır)1 mealindeki ayette yer alan Bedî‘ ismi bu manayı ifade etmektedir.
“Bedî’’” kelimesinin Allah’ın esmasından oluşu, mecazî manada kullanılamayacağı manasına gelmez. Yani Bediüzzaman kelimesini alarak “Zamanın Bedî’i’” ancak “Allah’tır” gibi bir ifadeyle, başka alanlarda kullanılmasının şirk olduğu söylenemez. Çünkü öncelikle Allah tek bir zamanın değil, bütün zamanların Bedî’idir.
Öte yandan, mecazî kullanımda bu kelimeyle insanlar arası bir ünvan kast edilmiştir. Kadîr, Sultan, Samed, Nur, Rahman, Alîm, Âlî, Velî gibi isimlerin hepsi de Allah’ın isimleri iken mecaz yönüyle insanlara da konulabilmiştir.
Bir edebiyat terimi olarak ise bedî‘, edebî sanatlarla örülü ifadenin lafız bakımından kusursuz, mana bakımından makul ve aynı zamanda bir ahenge sahip olmasının usul ve kaidelerini inceleyen ilim demektir.
Neden Bediüzzaman Denmiştir?
Said Nursî, daha çocuk denecek yaşta, genç yaşlarında, birçok ilme vâkıf olduğundan Bediüzzaman denilmiştir. Genç yaşlarında İslâmî ilimlerde büyük bir yetkinliğe ulaşmış, döneminin birçok âlimini ilmiyle hayran bırakmıştır. Medrese eğitiminde hocalarını dahi geride bırakan bu üstün başarısı sebebiyle “Bediüzzaman” yani “zamanın benzersizi” ünvanıyla anılmıştır.
Tarihçe-i Hayat’te deniliyor ki:
“Genç yaşında böyle bilâistisna bütün suallere cevap vermesi ve gayet muknî (ikna edici) ve beliğ ifade ve harika hal ve tavırlarıyla, ehl-i ilmi hayranlıkla takdire sevk ediyordu. Ve “Bediüzzaman” ünvanına bihakkın lâyık görüyorlar ve bu fevkalâde zatı, bir “nadire-i hilkat” olarak tavsif ediyorlardı.”2
Mısır Camiü’l-Ezher âlimlerinden Şeyh Bahid Efendi İstanbul’da bulunduğu bir zaman, Bediüzzaman’a şunu sorar: “Avrupa ve Osmanlılar hakkında ne diyorsunuz?”
Şeyh Bahid Efendinin maksadı, o bahr-i umman gibi ilmin istikbale de uzanıp uzanmadığını öğrenmekti.
Bediüzzaman der ki:
“Avrupa, bir İslâm devletine hâmiledir, günün birinde onu doğuracak; Osmanlılar da Avrupa ile hâmiledir, o da onu doğuracak.”
Şeyh Bahid Hazretleri:
“Bu gençle münazara edilmez. Ben de aynı kanaatteyim. Fakat bu kadar veciz ve beliğane bir tarzda ifade etmek, ancak Bediüzzaman’a hastır.”3 der.
Dipnotlar:
1- Bakara Suresi: 117; 2- Tarihçe-i Hayat, s. 62.
3- Tarihçe-i Hayat, s. 63.