Siyasî iktidarın büyük beklentilerle çıkardığı on bir “yargı paketi” gibi reklâm edilen “on ikinci paket”te de hukukun üstünlüğüne dair ciddî düzenlemelerin olmadığı tesbitleri yapılıyor.
İktidar partisi sözcülerince, Adalet Bakanı’nca her ne kadar “devrim” niteliğinde diye lanse edilse de 32 maddeden oluşan taslağın yine bazı teknik mevzii değişikliklerle kaldığı, mahkemelerin önünde biriken 12.5 milyon dosyanın eritilmesi için yapıldığı, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını teminine dair bir teminatın bulunmadığı belirtiliyor.
“Paket”in noter sistemi, ticarî - iş davaları uzlaştırması, arabuluculuk kapsamı ve dijitalleşme ile ilgili değişiklikleri içerdiği, hukukun üstünlüğünün sağlamasına dair temel iyileştirmelerin olmadığı, yargıya güveni sağlayamayacağı ifade ediliyor.
YARGI DA İKTİDARIN VESÂYETİNDE…
Gerçek şu ki öncelikle 12 Eylül 2010 referandumuyla siyasî iktidarın güdümüne sokulan, 15 Temmuz 2016 Hâdisesinin daha ilk saatlerinde beş bine yakın hâkim ve savcının yargısız infazla ihracıyla ve 20 Temmuz “OHAL darbesi”yle yürütme ve yasamanın yanısıra yargı da “iktidarın vesâyeti”ne alındı.
16 Nisan 2017 referandumuyla dayatılan “tek kişilik otoriter rejim”le yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı berhava edildi. Yüz binlerce mâsumun hakkını çiğneyen haksızlar, hukuksuzluklar devam ettirildi.
Özellikle iktidar partisinde yöneticilik yapmış binlerce partili avukatın uyduruk mülâkatlarla partizanca kayırılıp hâkim-savcı atanmasıyla yargı bütünüyle “vesâyet”e alınarak bütünüyle “siyasallaştırıldı”; “siyasetin sopası” durumuna düşürülmüş…
Partili Cumhurbaşkanı’nın “yargıyı tâlimatlandırdık!”, “Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarına saygı duymuyorum ve uymuyorum!”, “AİHM kararları bizi bağlamaz!” çıkışlarıyla, yerel mahkemelere AYM ve AİHM kararlarını tanımayın!” direktifleriyle yargı “resmen” siyasî otoritenin “aparatı” yapıldı. AKP’li Adalet eski bakanlarıyla yüksek yargı başkanlarının yakınmalarıyla “yargıya güven” sıfırlandı.
Sarayın istediği kararları verenler kısa sürede terfi üstüne terfi ettirilirken, vicdanlarının sesini dinleyip âdilâne karar veren hâkimler “taşraya” sürüldüler, dağıtıldılar. O denli ki bazı davalarda savcılar ve hâkimler defalarca görevden alındı, heyetler tamamen değiştirildi, yerlerine “tâlimatları” yerine getirecek yargıçlar atandı…
“HUKUK GÜVENLİĞİ YOK EDİLMİŞ…”
Aslında iktidar belediyeleri haklarında hazırlanan yüzlerce yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet, ihaleye fesad karıştırma, irtikâp dosyalarından bir tekinin dahi soruşturulmaması; sadece muhalefet belediyelerine operasyonlarla, ağır baskıların, gözaltıların, tutuklamaların yapılması; ana muhalefetin 33 belediye başkanına müdahale edilip hâlen 24’ünün aylardır, yıllardır hapis tutulması bunun göstergesi.
Prof. Kemal Gözler’in ikazıyla “Hukukun siyasetin ‘longa manus’u (siyasetin hukuka uzanmış eli) haline getirilmiş.
En son Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun (HSK) Adlî ve İdarî Yargı 2026 yılı Ana Kararnamesiyle 4 bin 967 hâkim ve savcının görev yerlerinin değiştirilmesine dair Yargıçlar Sendikası yöneticilerinin, “atamalarda teamüllerin değiştirildiği, mesleğinde başarılı, siyasetçiden, ticaret erbabından uzak duran, meslekte otuz yılını doldurmuş yargıçların değiştirildiği, kıdem ve liyakatin geri plana itildiği, bazı soruşturmalarda savcıların bile yerlerinin değiştirildiği, hukuk güvenliğinin yok edildiği” eleştirileriyle “adâletsizlik herkesi vurur!” hayıflanmaları bundan. (gazeteler, 15.6.26)
Bundandır ki “28 Şubat postmodern darbe hukuku”yla Türkiye on binlerce başvuruyla “âdil yargılama” ve “hak ihlâli”nde dosyası kabarık “otoriter ülkeler” arasında yer alıyor,
AB raporlarında “Türkiye’de muhalefet partilerine, sivil topluma yönelik davaların, gazetecilere açılan soruşturmalarla, artan baskılarla temel demokratik ve hukukî değerlerin, yargı bağımsızlığının, temel hakların yok sayıldığı” uyarıları yapılıyor.
Özetle “yeni yargı paketi”nde yargı yok!