"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Meşveretin hukuku

Adil Özbakır
25 Haziran 2026, Perşembe
Meşveret, emr-i İlâhî olması hasebiyle en evvel mühim bir ibadettir.

İbadetin ruhu olan ihlâsı kazanmaya ve muhafaza etmeye çalışmaktır.

Ortak aklı çalıştırmak, bir ve beraber olmak, alınan kararları hep birlikte uygulamaktır.

Bir adam yüz dahi kuvvetinde de olsa hâkim cereyanlara mağlup düşer, aldatılabilir demektir.

Bu zaman, şahsiyet ve enaniyet zamanı değil, cemaat zamanıdır, demektir.

Cemaatten çıkan bir şahs-ı manevî hükmeder ve dayanabilir demektir.

Cüz’î ve şahsî kuvvetlere değil, meşveretin kudretine dayanın demektir.

Ulvî ve küllî bir kulluğa sahip olmak için şahsiyet ve enaniyetini ortak havuza atıp eritmek demektir.

Meşveret, kardeşlerinde fânî olmaktır.

Hissiyatı nefsaniyesini unutup kardeşlerinin meziyyat ve hissiyatıyla fikren yaşamaktır.

“Tesanüdümüzden hasıl olan şahs-ı manevînin fevkalade ehemmiyet ve kıymeti ve üstadlığı ve irşadı bize kafidir” demektir.

Hizmeti düşünmeyin, hizmet edecekleri Cenab-ı Hak gönderir, siz tesanüdü muhafaza edin demektir. Hareket noktası emr-i İlâhî olan meşveret, affa müstehak olmak demektir…

Meşveret, her kararı oybirliği ile almak değildir. 

“Benim fikrime muhalif karar çıktı öyleyse bu karar yanlıştır, isabetsizdir” diye hareket etmek değildir. 

Alınan kararlara her ortamda muhalefet ederek, nefsin ve enaniyetin esiri olmak değildir.

Birlikte ki çok mühim kuvveti, ayrılıklara sebebiyet vererek zayi etmek değildir.

Seçimle işbaşına getirdiğin dava arkadaşlarının samimiyetlerinden şüphe etmek değildir.

Kardeşlerini, kıskanç ve haset gibi menfî isimlerle vasıflandırmak değildir.

Şahsının haklılığını ispat için, meşveretleri haksızlıkla itham etmek değildir,

Kafama yatarsa uyarım, yatmazsa uymam hiç değildir.

- İyi de, ben biliyorum, haklıyım isabetsiz kararlar alıyorlar.

- İstişarenin, Kur’ân’da emrediliyor olması ; cemaati temsilen seçilmiş meşveret heyetlerince alınan kararların, daha isabetli kararlar olduğunu açıkça göstermektedir. Hem, hakikat nazarı ile bakıldığında meşveretlerde isabetsiz karar zaten yoktur. Ya bizzat, ya da neticeleri itibari ile isabetli kararlar vardır.

- Onu da nerden çıkardın? Öyle olsa isabetli karara iki, isabetsiz karara bir sevap verilir miydi?

Bir sevap veriliyor olması, isabetsiz kararlar olmaları sebebiyledir.

- Bizzat ortaya çıkaracağı sonuçları isabetsiz gibi görünen o kararlara da bir sevap veriliyor olması ispat eder ki, hakikat noktasında isabetsiz karar yoktur. İsabetsiz diye adlandırılmasının sebebi, neticeleri itibari ile nihayetsiz hikmet ve güzellikleri ortaya çıkaracak kararlar olmalarındandır. Hayırlı sonuçlarının, zamanla ortaya çıkmalarındandır. “Daha büyük hayırları elde etmek için cüz’î şerler kabul edilir” kaidesine uygun kararlardır. Yoksa hakikatte isabetsiz olan ve içinde hiçbir hayır bulunmayan kararlara neden sevap verilsin? 

- Delilin nedir? 

- Efendimiz (asm), Hz. Hamza dahil 70 Sahabînin şehit olmasına, savaşın kaybedilmesine ve ehl-i imanın manevî kuvvetlerinin sarsılmasına sebep olacak meşveret kararına neden muhalefet edip bu meşveret haksızdır demedi? Neden zırhını kuşanıp ordusunun başında savaş meydanına çıktı? Neden, bizzat ortaya çıkan sonuçlarında hiçbir hayır görünmeyen meşveret kararına isabetsiz demedi? Hem de bir gün önce rüyasında akıbeti gördüğü halde…

Cenab-ı Hak, İslâm düşmanlarının galip gelmesine sebep olacak bu karara neden müdahale etmedi? Neden, en kıymetli ve vahye mazhar Kuluna (asm) senin fikrin isabetli olandır, gençler isabetsiz bir karar verdiler buyurmadı? 

Neden “Onlarla işlerinde istişare et” buyurdu?

Çünkü hakikatte meşveretlerde isabetsiz karar yoktur. Dediğimiz gibi ya bizzat ya da neticeleri itibari ile isabetli kararlar vardır. Uhud’da mağlubiyete sebep olan karar neticesinde hiç savaş kaybetmeyen Halid bin Velid’in izzeti ile İslâm’a girmesi ve İslâm ordularının başında nice fetihlere vesile olması bu hakikate bir delil değildir de nedir?

- Asıl isabetsizlik ise , emr-i İlâhî olan meşveret ibadetinin yapılmamasıdır.

Üstat Hazretleri Rüyada Hitabe’de şu manaları ifade eder: Haccın ve ondaki hikmetin ihmali yani İslâm’ın umumî şurasının yapılmaması musibeti değil, gadap ve kahrı celbetti. Cezası da kessaretü’z-zünup, yani günahların zulüm ve musibetlerin artması oldu. Hatta milyonlarla ehl-i İslâmın, İslâm aleyhinde çalışmasına zemin hazırladı. Yani hakikî musibet olan dinî musibet ortaya çıktı. Üstad’ın bu manadaki ifadeleri kesin bir delildir ki hakikî isabetsizlik meşveretin yapılmamasıdır.

Elhasıl: Şahsî ve cüz’î hırslarımızı ve hissiyatlarımızı bir tarafa bırakıp, affa müstehak olmamıza sebep olacak meşveret ibadetinin hukukuna sahip çıkmalıyız…

Okunma Sayısı: 1227
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Adil Özbakır

    29.06.2026 12:14:07

    Haklı şûra ihlas ve tesanudu netice veren şûra'dir.Amenna Her karar oybirliği ile çıkmayacağına göre karara muhalif fikir sahipleri mesverete tabi olmalı ki tesanud ortaya çıksın.Demek şûra'nin haklı olup olmaması muhalif fikir sahiplerinin karara karşı gösterdikleri tavır ile doğru orantılıdır.Yoksa karari beğenmeyen nefsine uyup itiraz edenlerin bu şûra haksizdir demeleri nefsidir.Hz peygambere uymak zorundayız.

  • Abdullah

    29.06.2026 10:26:30

    (2) Bu noktada şu mana da tefhim edilmelidir ki: “Meşveret içtihat gibi ibadettir, binaenaleyh neticesi de o mahiyettedir” tarzındaki telakki, ibadetin sevap ve ihlâs cihetini, neticenin hakikatiyle karıştırma tehlikesini taşır. Hâlbuki ibadet oluş, niyet ve sevap cihetinedir; neticenin mutlak isabetini istilzam etmez. Nasıl ki namaz ibadettir; fakat riya ile o ibadetin ruhu nasıl zedelenirse, meşveret de ihlâs ve tesanüd zedelendiğinde hakiki manasını tam muhafaza edemez. Bu sebeple “her meşveret kararı mutlak isabetlidir ve kayıtsız şartsız ittiba edilir” tarzındaki mutlak ifadeler isabetli değildir.

  • Abdullah

    29.06.2026 10:26:14

    (1) Kanaatimce burada dikkat edilmesi gereken nokta, “hakiki meşveret” ile sureta meşvereti birbirinden tefrik etmektir. Üstadın ifadesiyle “haklı şûrâ”, ihlâs ve tesanüdü netice veren şûrâdır. Garaz, tarafgirlik, kin ve enaniyetin karıştığı meşveretleri “meşveret kararıdır, mutlak ittiba gerekir” tarzında takdim etmek isabetli değildir. Burada şu cihet de mühimdir: İçtihat şer‘î hükmün istinbatıdır; meşveret ise tatbikat ve idareye dair bir usuldür. Bu sebeple içtihattaki “isabet ve hata” ölçüsünü doğrudan meşverete teşmil etmek isabetli görünmemektedir.

  • Adil Özbakır

    27.06.2026 20:37:17

    Muhterem abilerim,çok kıymetli yorum ve tavsiyeleriniz için Allah razı olsun. Fakat meşveret içtihattır, hüküm koyar demek başka birşey, Meşveret de içtihat gibi bir ibadet olması hasebiyle aynı mahiyette bir sonuç ortaya çıkarır demek başka birşeydir. Meşveretlerde de her ne karar çıkarsa çıksın ibadet sevabı olması ispat eder ki affa müstehak olmak vardır yani hakiki manada bir isabetsizlik yoktur. O halde nihai kararların ulu orta her yerde tahkir edilmesi, yok hükmünde sayılıp aleyhinde her yerde çalışmaya devam edilmesi mesul olmayı netice verir. Alınan kararlar değişmediği revize edilmediği sürece bu böyledir, karar değişebilir aynı kalabilir fakat nihai karara karşı gösterilmesi gereken tavır teslimiyettir ve uygun hareket etmektir. Bizzat ortaya çıkaracağı sonuçları vahim olan karara karşı Efendimizin uygulaması bunun kesin delilidir. Saygılarımı sunarım

  • Necmi TORUN

    27.06.2026 18:01:25

    Kovancı hocama katılıyorum ve tebrik ediyorum..Evet meşveret ictihat değildir.İctihat kapısı altı mani yani en büyük müçtehidin ictihadı ile kapalıdır.Şura meşveret eder.İctihat yapamaz.Ahkam koyamaz.Ahkamın tatbikat ve tercihi ile ilgili karar alır.Meşverette yalnız ibadet sevabı vardır.Bak:27.Söz,14. ve 29 mektuplar,K.Lah:45.mek, Münazarat:169-170

  • Adil Özbakır

    26.06.2026 17:18:51

    Meşveretin hakiki manasının anlaşılmasını, şahsi hissiyatımızın ve ben üstadı daha iyi anladım düşüncesinin perdelediği kanaatindeyim.İbadetler, yalnız dünya hayatının saadetini temin için yapılmaz.Efendimizin tatbikatı kesin delildir.islamin geleceği ile alakalı bir savaşta karara itiraz etmedi.Ben daha samimi, daha müstakim ve haklı olanım demedi.Dünya hayatları sona eren şehit ashab, ehli cennet olan genç sahabilerden, dünya hayatımızı sona erdiren kararı aldınız diye hak dava etmeyecekler.Şehitlik makamına ulaştıkları ve nihayetsiz ihsana mazhar oldukları için şükredecekler.O halde meşveretlerde cezayı icap eden bir karar yani günah yoktur , sevap vardır.Hakikatte isabet vardır.Çünkü kaderin de bir hissesi vardır. İşte bu nedenlerle uygulayıcısı,Kâinatın Efendisi olan mesveret hakikatinin, içtihat hakikatinden aşağı olmadığı kanaatindeyim. Müşavir dava arkadaşlarımızın ihlaslarından şüphe edip kararları uygun olmayan zeminlerde ulu orta tenkit etmek ise bizim imtihanımızdır

  • Abdullah

    26.06.2026 08:51:39

    Kanaatimce "Meşverette isabetsiz karar yoktur." hükmü mutlak olarak ifade edilemez. Zira meşveret, ehliyet, ihlas, adalet ve hakkaniyet prensipleriyle yapıldığında isabete en yakın yoldur. Ancak meşverete katılan insanların nefsanî duygulardan tamamen münezzeh oldukları söylenemez. Tarafgirlik, öfke, grup psikolojisi veya farklı saiklerin kararları etkilemesi de mümkündür. Böyle bir durumda alınan her kararın "hakikatte mutlaka isabetli" olduğunu peşinen söylemek isabetli görünmemektedir. Bu sebeple ben de Mehmet Kovancı Bey'in, içtihat ile meşveretin birbirine kıyas edilmemesi gerektiği yönündeki değerlendirmesine katılıyorum.

  • Ahmet Cemil ÇÖKREN

    25.06.2026 20:25:50

    Maşallah. Rabbim sizlerin kaleminize kuvvet versin. İmana Kurana Risale-i Nura hadim eylesin.

  • Mehmet Kaşlıoğlu

    25.06.2026 13:32:41

    " Zaman en büyük bir müfessirdir "

  • Enes

    25.06.2026 12:05:27

    Demokrasinin en büyük açmazı da budur. Demokrasi muhalefeti kutsallaştırır. Muhalefet varsa demokrasi var der. Oysa muhalefet iyi bir şey değildir. Toplumu böler. Meşveret edilip alınan karara bütün toplumun uyması en güzel sistemdir.

  • HASAN DOĞAN

    25.06.2026 10:20:41

    Meşveretlerde hak haktır büyüğüne küçüğüne bakılmaz akidesi ile adalet-i mahza hakikatı esas alınmalıdır.Ayrıca meşverette kararlar alınırken özellikle hücumat-ı sitte ve hutuvat-ı sitte kaidelerine harfiyen uymak esas olmalıdır,yoksa kararlar sıkıntılı çıkabilir.

  • Deniz

    25.06.2026 05:31:01

    Tebrik ederim güzel yazı maşallah barekallah Rabbim ihlas ve meşveret şura düsturlarinin hakkını vermeyi uymayı cümlemize nasip etsin.

  • Mehmet Kovancı

    25.06.2026 00:58:05

    Meşveret tatbikat ve tercihatta yapılır. İctihad ise örtülü bırakılmış hükmün açığa çıkarılmasıdır. İctihadda hikum vardır. İsabette iki sevap isabet etmezse bir sevap vardır. Meşveret hükmün nasıl uygulanacağı yada ictihadlatdan hangisinin tercih edilmesiyle alakalıdır. Meşveret yeni bir hüküm koymaz. Uygulama ve tercihatta meşveret yapılır ictihada kıyas edilerek isabet edene iki sevap isabet etmeyene bir sevap meşverette vardır denilmez

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı