Gitmek mi? Terk etmek mi? Unutmak mı? Biri yollara revan diğeri kalpte, dilde sükût. Daha nice tanımları içinde barındırır veda. Unutmadan unutulmak en ağır yüktür. Kalpteki yarayı, zihinde kazılı hatıraları. Başka nedir veda?
Göz görmediğini hayale yollar ya da hayalinde yazıp oynadığını yaşamak ister. Ve daha birçok hayale bağladığı umudun iplerini çözmektir veda. Birçok emeği geride bırakıp yorgunluğu, yokluğa taşımaktır. Ve daha nice baharı yaşamak için kışa katlanmaktır veda.
Bazen bir aşkın acısına damla damla gözyaşıdır. Ya da derdi anlatmada hece veya harf gibi parçalanıp kalemin ucunda bir cümleye tutunmaktır. Gülüşün kapatamadığı göğsümdeki mateme.
Bazen edepte, dürüstlükte ve çaresizliğe karşı direnmede verilen emek olur. Şekillendiğin dünya her zaman sana gülmeyebilir. Sabır, bazen kilitli kapıları açmayabilir.
Tasalanma. Veda; hicrette bir yetimin (asm) çaresizliğine örülen ağ, imkansızlığa konan bir güvercindir Hira’da. Sevr dağının vedalaşmak istemediği en sevgili misafiridir. Ömer’in (ra) kuşandığı kılıcı, kalkanı ve cesur yüreğinden dökülen heybetli sözleriydi bir meydan okumaydı.
Çay da umut da bitti. Allah’a ısmarlayarak gitti gideli. Beyin fırtınalardan arınmış.
Uğultular veda ediyor. Sessizlik, yalnızlık. Benlik sıkışmış kalbe. Senlik bir sorun yok mu yüreğinde?
Başka bir sevda yoluna ilk adımdır veda. Ukba’nın sevdasına dünyayı, cennetin sevdasına geçici zevklerin terk-i diyarıydı. Saat, zamana dair konuşur tarihi surlar ise zamanın sırlarına karşı susar. Hafızalar geçmiş ve gelecek arasında gidip gelir.
Zaman da bitti. Söz de. Uyandığın ve uyuduğun anne kucağından bir daha uyanmak için toprağın bağrında uykuya dalmaktı. Suru beklemek, hayır defterini açık bırakıp günah defterini kapatmaktı. Ve gelecek olan zerre kadar hayra muhtaçlıktı. Hesap gününü beklerken bize kalan en son şey umuttu. Her şeyin bir vedası vardı umut müstesna. Açık bıraktığın deftere yazılacak her harfe, heceye, cümleye. Affa, mağfirete. Zerrenin önemine, zeminin çaresizliğine.