"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Reçete sunan müctehid, Bediüzzaman

01 Eylül 2020, Salı
Rehberi Kur’ân, tatbikatı Sünneti Seniyye, hem Hasanî hem Hüseynî olan, vehbi ilme mazhar müceddid olan bir üstad var tarih sahnesinde Bediüzzaman!

Seksen dört yıllık bir ömür ve hayat, altı bin sayfalık bir Külliyât, miras bıraktığı tertemiz bir nesil, yepyeni, nazik, usûl ve tecdid ile süslenmiş bir hizmet tarzı, “imanı kurtarmak dâvâsı” var tarih sahnesinde! Bu hizmet ve duruş; nezîhâne, nazikâne, yumuşak dil istikametli ve müsbet hareketle süslü!  

Helâket ve felâket asrının dehşetine karşı, hakikate susamış, doğruluk, asalet, adalet, şeffaflık, ahlâk ve gerçek medeniyeti arayanlara; İlâhî emir ve yasakların, yani imanî meselelerin; ölçüsüz mücadele tarzında değil, yumuşak ve kalbe hitap eden, nezaketle müdavele-i efkâr, fikir alış verişi tavrında bir tatbikat ve duruş. 

Çünkü bu asır insanına yumuşaklık ve güzellikle hareket edilmedikçe, savunulan fikirler ne kadar güzel de olsa benimsenmesinin çok zor olacağının şuurunda olmanın önemini ortaya koymak! İslâmın iki sırlı esası olan, “dâvet ve tebliğin” ve manevî cihad ve irşatta, şefkatli dilin kullanılmasının tercihi!

Nur’un sayfalarındaki, ilim ve fenlerin en parlağı olan belâgat-hitap edilenlere uygun, yerinde, düzgün, hakikatli söz söyleme san’atı- âhir zaman insanının geldiği nokta, arzu ve beklentisinin dikkate alınması.   

Asra damgasını vuran Bediüzzaman’a hüznün her rengini tattıran, türlü elem, eza, cefa, sürgün, hakaret, kederlere karşı sarsılmadan, savrulmadan isabetli duruşu yaşattıran bu tarz ve inançtır.

Harp meydanlarının, esaret zindanlarının, hapishane hücrelerinin, mahkeme salon ve koridorlarının sindiremediği bu çileli ve uzun ömrün, böyle bir asaletli duruşla noktalanmasının tek izahı Kur’ânî yolun takibidir. Dünyayı, olayları, insanları, zamanı ve çağı çok iyi okumasının senedi ve ispatıdır.

Bu sayededir ki; sürgünlerin, zehirlemelerin, türlü hakaretlerin neticesi temiz bir “Nur dâvâsı”, susturulamayan, mağlûp edilemeyen, itirazları boşa çıkaran bir Risale-i Nur Külliyatı gerçeği ve varlığıdır.  

Kendisine bunca eza, cefa, sıkıntı verenlere bedduâ bile etmeyen bir mirasın sahibidir, Bediüzzaman. Bu müsbet, istikametli tarz, usûl ve tavır hayatın bütün kademelerini kapsayan, tahribin değil, tamirin doğruluğunun bu asra en büyük ispatıdır. Tahripçileri bile tahrip etmeyi düşünmediğinin açık delilidir. Vatan ve milleti bir aile birliği içinde görme ufku ve mefkûresinin neticesidir. 

Bu müsbet hareket prensibi sadece şahsı ve mensupları için değil, bütün İslâm coğrafyası ve insanlık ailesine emanetidir.  

En başta Allah’ın rızasını kazanmak için, insan sevgisi, şefkat, kardeşlik odaklı hizmet metodu, insanlığa en büyük bir mirasıdır. Gündemde kalmaya devam eden bu müstakim “hizmet anlayışı” ilim, eğitim, irşat, ikaz, ispat, muhabbet, yardım muhtevalı orijinal tesbitler Kur’ânî ve Nebevî tebliğ metodunun ta kendisidir.

Bediüzzaman’ın bu hizmet metodunda karşısına çıkan ya da çıkarılan; hoca, şeyh, devlet erkânı, kitap ehli, âlim, zalim, ayyaş, sarhoş, inkâr ehli, kim olursa olsun şaşmaz tavrı İslâmî ve Kur’ânî ölçülerdir. 

İşte Kastamonu Lâhikası adlı eserinden çok orijinal bir tesbit ve tavsiyesi: “O âlim ve vâiz zata benim tarafımdan selâm söyleyiniz. Benim şahsıma olan tenkidini, itirazını başım üstüne kabul ediyorum. Sizler de o zatı ve onun gibileri münâkaşa ve münâzaraya sevk etmeyiniz. Kim olursa olsun madem imanı var, o noktada kardeşimizdir. Bize düşmanlık da etse mesleğimizce mukabele edemeyiz. Çünkü daha şiddetli düşmanlar ve yılanlar var. Elimizde Nur var, topuz yok. 

Nur incitmez, ışığı ile okşar. Fikren bir yanlışı varsa da affediniz. Değil onlar gibi ehl-i diyanete ve tarikate mensup Müslümanlar, şimdi bu acîp zamanda imanı bulunan ve fırka-i dâlleden bile olsa onlarla medâr-ı niza (kavga, çekişme sebebi) noktaları münâkaşa etmemeleri hem bu acîp zaman, hem mesleğimiz, hem kudsî hizmetimiz iktiza ediyor.” (Kastamonu Lâhikası: sh: 191)

İnkâr ehline karşı hareket tarzı da şöyledir: “Bir insana zâtı için değil, kötü sıfatları için düşmanlık edilir.” 

O zaman, bir kâfirin küfür sıfatına düşman olacak, o sıfatı taşıdığı için o sevilmeyecek. Ama inkârdan kurtulmasına, kurtuluş ve hidayetine de sevgiyle, şefkatle gayret edilecek.

Kitap ehline karşı tavır da Risâle-i Nur’un menbâı Kur’ân-ı Kerîm’de gayet açık ve net olarak “Kitap ehliyle ancak en güzel yoldan mücadele edin. Güzellikle, yumuşaklıkla, delil ve ispat yoluyla Hakk’ı anlatın” ifadesinde yerini bulmuş. Muhabbet fedâisi olmayan hareketler sadece tahribe hizmet eder.  

Güneşten daha parlak, Cennet gibi güzel ve saadet-i ebediye gibi şirin bir hakikate hayatını vakfetmiş ve ihsanı İlâhiyle omuzlarına yüklenmiş olan bu kudsî hizmet dairesi içinde bulunanlara düşen ise, bu esas ve prensipler ışığında Kur’ân ve imana hizmet vazifesine şevk ve gayretle devam etmek olmalıdır. Gayretlerin son nefese kadar istikametle devam ettirilmesi dilek ve temennisiyle.

Okunma Sayısı: 913
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı