“Sıdk; yani, doğruluk islâmiyetin özü, Hz. Muhammed’i de bütün insanlığa üstün kılan mümtaz bir vasfıdır.
İslâmiyet doğru vadide, Müslümanlar bir başka vadide olursa bu noktada bir terslik vardır. İslâmiyet hak ve doğrudur. Müslüman kimlikli olan fert ise bu esasa uyumlu hareket etmiyor demektir. İslâmiyete lâyık doğruluğu yaşamak ve güvenilir insan olmak için; doğru ve güvenilir eğitime aileden çocuklarımızdan, torunlarımızdan başlamak gerekiyor.
İslâmiyet gerçek bir fıtrat dinidir. Kâinattaki hiçbir şeyi “abes” yaratmayan Cenab-ı Hak, son din İslâmiyetle insanlığa en hakiki rehber ve yol haritasını vahyetmiştir. Bütün insanlar için aslolan en başta iman, sıdk, doğruluk, adalet, yüksek ahlâk, fazilet, şefkat, tefekkür, vb. üstün değerlerdir.
İslâmiyet iyiliği önceleyen, kötülüklerden sakındıran sabit ve net emir ve düsturlarıyla insanlığın yol haritasıdır.
Bir ailede, sokakta, sahada, toplumda “güven” duygusunun sarsılması felâketlerin başlangıcıdır. İslâm, bütün kötülüklerin anası olan, kizb ve yalana “şakadan” bile olsa asla cevazı ve tahammülü olmamıştır. Olamaz!
İnsanın manevî gerçek kimliği islâm fıtratı üzerine yaratılmasıdır. Dünya hayatının şartları ve imtihan gereği çeşitli merhalelerden geçmekteyiz. Bütün menfî şartlara rağmen, hayatın her merhalesinde, doğru, sade, berrak, saydam ve net olmak. Eğrilip, bükülmemek, kırılmamak. Göründüğü gibi olup, olduğu gibi görünebilmek. Güvenilir olmak ve muhataplara ve çevreye güven verebilmek. Her an ve zaman, dik ve mert durabilmek. Şahsiyetinin, kişiliğinin ve inancının gereğini tam olarak yerine getirebilmek.
Doğru, dürüst, güvenilir, samimî, halis, sadık insan olmayı hayatın her karesinde devam ettirebilmek kolay değildir. Bunun çaresi, manevî ve mukaddes değerlerin sağlam zeminde olmasıyla alâkadardır. Allah’a hakikî kul olmanın gerçeği budur.
Hayatın gerçekleri, kendisi ve muhataplarıyla barışık olmanın mutlu yol ve sırrı budur!
Günübirlik yaşamak, her ne pahasına olursa olsun fırsatı değerlendirmek, menfaat ve hırsa mağlup olmak doğru bir seçim değildir. “Aldatan aldanandır.” (İşârâtü’l- İ’caz, s. 97.) Her yanlışın onu yapana döndüğünü unutmamak lâzım! Hayattan ders alıp haddini bilmek, hakikatle yüzleşmeyi ve birlikte yaşamayı tatbik edenler kazanır. Doğruluğu terk eden veya ıskalayanlar “Kazandık!” zannıyla kaybedenlerdir.
Kizb, yalan, tahribat, menfîlik, olumsuzluk hiçbir zaman iktidar olmamıştır! Dünya tarihi bize bunu hayret verici olaylarla anlatıyor. Bütün bu sarmallardan kurtulmanın çaresi; kişinin kendisini vicdanî ve İlâhî ölçülerin hassasiyet ve ciddi muhasebe etmesinden geçer. Güvensizlik bütün insanlar için büyük bir endişe ve kaygı kaynağıdır. Ortamı germenin ve güvensizliğe sürüklemenin faydası olmadı, olmayacak.
“Güvenilir olmak hazinedir” buyuran rahmet ve istikamet peygamberi (asm) bu konuda da en büyük rehberdir. Hayatın akışında “güven bunalımı” çok önemli bir handikaptır.
“En büyük hile hilesizliktir” beliğ sözünün sırrını hayat düstur yapan Bediüzzaman İslâm âlemi ve insanlık için, uhuvvet, dostluk, emniyet ve müsbet hareketin rehberi olmuştur.
Farklı menfî gündemler, belirsiz düşünceler, şuur altındaki şüpheli ve kaygılı fikirler, tarafgirlik ve kasıt kokan icraatlar sıkıntı kaynaklarıdır. İnsanlık için çözüme giden yol; İslâmın emrettiği meşrû dairedeki, Kur’ân ve sünnettir. Hilesizliktir. Güven duygusuna muhtaç herkesi, güven içinde nice güvenilir günleri kucaklamak dilek ve temennisiyle.