"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Yut gitsin

Nurenda Yaşar Coşkun
10 Şubat 2021, Çarşamba
İslâm dini, mü’minin yemekle olan ilişkisine önem veren bir dindir. Bu ilişki, kişinin diğer nesnelerle kurduğu ilişki biçimi gibi değildir.

Yemeğe ya da daha geniş bir tabirle rızık olana saygıyı diğer cansızlarla bir tutmaz. Rızık, hayatın kaynağı olması hasebiyle özel bir saygıyı hak eder. Yeme fiili de bu durumdan ötürü önem kazanır. İnsan diğer canlılar gibi sadece hayatını devam ettirmek için yemez. Yemek nimetlenmektir. Midenin, aklın, kalbin, duyuların, duyguların nimetlenmesidir. Bu sebeple insan “yut gitsin” denilecek bir varlık değildir.

Çoğu zaman yemek bizim için karın doyurma ve haz almanın ötesine gitmez. Hızlı ve düşünmeden yeriz. Doyan midemizle ve ağzımızda kalan tatla yetiniriz. Yemekte, düşünsel bir faaliyette bulunmaktan kaçınırız. Hatta televizyon ya da video eşliğinde yemek yeriz. Çocuklara bile yemeği sadece beslenme, doyma, kilo alma olarak kodlarız. Çeşit çeşit renkte, kokuda, tatta nimetlerle o çocuğun ilişki kurmasını engelleriz. Yemek yemenin kendisi bile başlı başına bir faaliyetken çocuğu çizgi film karşısına oturtup zorla ağzını açtırarak yemek yedirmeyi marifet sayarız. Bedenin beslenmesini önemseyip ruhun, duyuların, hissiyatın beslenmesini önemsemeyiz. Çocuğa besinlerin ne olduğunu, nasıl bir kokuda, nasıl bir biçimde olduğunu göstermeden, o nimeti eline tutuşturup onu keşfetmesini sağlamadan, o nimetin tefekkürünü yaptırtmadan yedirmek çocuğu belki besler, ama bu sadece vücudu beslemekten ibaret olur. Sonra, nimetin farkına varamayan, onunla bağ kuramayan, ondan Yaratıcısına bir yol bulamayan nesiller yetiştiririz. Etkileşime girmeden o şeyle bağ kurulamaz ve bir şeyin şükrü ancak o şey hissedilince, fark edilince yapılabilir.

Bediüzzaman’ın özellikle vurguladığı zikir, fikir, şükür mevzusu bu bağlamda çok önemlidir. Zikir, fikir, şükür bir sonuçtur. Önce nimeti fark etmek, onunla ilişki kurmak ve ona saygı duymak gerekir. Nimete olan saygı da sadece ekmeği yerden kaldırmak değildir. Nimete saygı, ona zaman ayırmakla başlar. Bu sebeple yemek yerken aynı anda başka bir faaliyet yapmak doğru bir davranış değildir. Ardından o nimeti yavaş yavaş çiğneyerek, tadına vararak onu fark etmek gerekir. Çatlarcasına yemeden, mideyi de yormadan, yemekle aramızdaki o seviyeli ilişkiyi bozmadan sofradan kalkmak gerekir. Sofradaki diğer insanların yiyemediklerini “aman kalmasın, çöpe gitmesin” diye yemek, yine kişinin kendi vücuduna saygısızlıktır. Herkes kendi yiyeceği miktarı belirlemeli ve yediğinin de şükrünü eda edebilmelidir. Kimsenin midesi çöp değildir.

Yemekle olan bütün bu ilişki biçimi en güzel surette Peygamberimizin (asm) yaşantısında mevcuttur. O âlemlere rahmet, nimetlere berekettir. Sünnet-i Seniyye, bizim o nimetin hakkını eda edebileceğimiz en güzel yöntemdir. Bu yüzden çocukları, bu yolun yolcusu olarak yetiştirmek gerekir. Şükrü, hayat düsturu haline getirmiş fertler olabilmenin, nimetlerden aklını, kalbini ve ruhunu doyurabilmenin yolu bu yoldur.

Okunma Sayısı: 118
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı