"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

“Beşikteki çocuk dahi enaniyetini terk etmiyor”

Ömer Faruk ÖZAYDIN
24 Ocak 2021, Pazar
Rabbimiz Kur’ân-ı Kerîm’de “İnsanı en güzel biçimde yarattık,” buyurarak insanın yüksek yaratıldığını, sonra alçaldığını nazara veriyor.

İnsan, ancak imanla insan olup kıymet kazanabiliyor, o imanın kesilmesiyle insanlık gittiği gibi, mahlûkatın en aşağı seviyesine de inebiliyor. İnsan, bir çok âyette de “güzel işler yapan, salih amel işleyenler” olarak karşımıza çıkıyor. 

Başta Fahr-i Kâinat Efendimiz (asm) peygamberler (as) sahabe, evliyaullah sırasıyla ahlâk ve fazilet timsalidirler. Bu zat-ı âlişanı üstün yapan elbetteki Allah’a yakınlıkları, takvada en ileri, kullukta en önde olmaları, acz ve fakrı en iyi anlayarak hayatlarına tatbik etmeleridir elbette. Ancak bu acz, fakr, düşmana karşı değil. Şecaatlerinden bir milim taviz vermedikleri gibi, diğer yandan toprağı dahi incitmeyen bir mahviyetle insanlara karşı tevazu kahramanları oldular. O Peygamberler ki, Kur’ân onları “küllün mines’salihin” buyurarak kâffesini salihlerden vasfeylemiştir. Bir çoğu çeşitli nimetlere, mu’cizelere mazhar oldukları halde, hiç kimseye üstünlük iddia etmemiş, onlar üstünde tefevvuk meyli uyandıracak haletten yılandan akrepten kaçınır gibi kaçınmışlardır.

Onlar anlamışlar ki, Hz. Yusuf’un (as) kıssasında, âyete de mevzu olduğu gibi, “şüphesiz nefis kötülüğü emreder” diyerek nefse itimat etmek ihtimalinde hayatlarının en zirve makamında ölümü tercih ettiler. 

Asiler ve nefse itimad edenler de hüsrana uğradılar. Mazi yapraklarını karıştırdığımızda Nemrut’lar, Firavun’lar, Ebu Cehil’ler hep nefis ve enaniyetin oyuncağı, insanlığın kara levhaları oldular. 

ASR-I ENANİYET 

Ya bu gün? Müslüman kimlik altında bile nefis ve enaniyetin hâkimiyetini görüyoruz. Elbette insanız, az çok hepimizde bu zaif damar vardır. Ancak mü’min onu terbiye ederek kendisine binmesine müsaade etmez, o ona biner. Belki merkup olup sahil-i selâmete çıkarabilir.

Din bir türlü hayatımızın merkezinde olmamasının en mühim bir sebebi nefse itimad ve tezkiye etmek. Öyle bir hâldeyiz ki, kendimizi meleklerle yarışır zannediyoruz. Hani derler ya; “sütte leke var, bende yok” aynasında kendimizi dev gibi görüyoruz. 

İhlâs Risalesi’nde nefse itimad edilmez vurgusu yapan ve hâlimizi iyi analiz eden Bediüzzaman bu ikazla bir hâdise karşısında nefsin kendini avukat gibi müdafaa edeceğini gayet iyi bildiğinden en az on beş günde bir tekrarını istiyor.

Yine Üstadın dediği gibi enaniyet asrındayız, nefis şımarmış, enaniyet kalın ve kavileşmiştir. 

Bir talebesine; “Mustafa Osman! Bu zamanda beşikteki çocuk dahi enaniyetini terk etmiyor,” diyerek zamanın vehametini gözler önüne seriyor. 

Eskiden nisbeten hürmet vardı. Çocukken babamızı gördüğümüzde eve kaçardık, bizi evde görsün diye. Şimdi bırakın genci, kundaktaki bebek bile evin kralı. Yiğit olan bir şey yaptırabilsin.

Peki ya biz büyükler?

Vay mı ki biri bizim bir hatamızı söylesin. Eyvah eyvah! Yandı gülüm keten helva. Ne kadar avukat varsa yanıbaşımızda gibi bin ağızla kendimizi müdafaadayız. Eş-dost karı-koca mabeynindeki bütün tartışmaların temelinde o avukatlık var. Bir küçük eleştiri veya ikaz beş dakika sonra kavgaya dönüşüyor. Hâlbuki ilk dakikada söylenen eksiği üzerimize alıp özür dilesek ne nefis şımarır ne kavga yol bulur. Kusuru söylenen kişi de eksiğini tamamlamış olur. Üstad ki asrın imamı ve masumu; kendini beğenmemiş, ona, haşa bir kusur isnad edilse hiçbir zaman müdafaaya geçmezken, bize ne oluyor da karşı saldırıya geçiyoruz.

Ailede böyle, iş yerinde böyle, hattâ siyasette de bin beter haldeyiz. Dünyada devlet adamına bin lâf edilirken bizde hem azar, hem hapis sebebi.

“Evet ben nefsim ile musalaha etmemişim. Çünki terbiye etmemişim. Benim boynumda veya koynumda bir akrep bulunduğunu biri söylese veya gösterse; ondan darılmak değil, belki memnun olmak lâzım gelir. 1 

İşte reçete; “Nefsini ittiham eden, kusurunu görür. Kusurunu itiraf eden, istiğfar eder. İstiğfar eden, istiaze eder. İstiaze eden, şeytanın şerrinden kurtulur. Kusurunu görmemek o kusurdan daha büyük bir kusurdur. Ve kusurunu itiraf etmemek, büyük bir noksanlıktır. Ve kusurunu görse, o kusur kusurluktan çıkar; itiraf etse, afva müstehak olur.” 2 

Dipnotlar:

1. Mektubat.

2. Lem’alar. 

Okunma Sayısı: 2555
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Arif Altay

    24.1.2021 17:58:13

    Cemaatin tek bir ferdinden, yazarlarına ve yönetim kademelerine kadar herkese hitap eden bir özeleştiri yazısı olmuş. Kendi namıma ibret aldım.

  • Sezai MUMCU

    24.1.2021 05:45:26

    Besikte ki bebek te ac kalınca ENANİYETİNİ TERKEDER lisan ı haliyle ene abdukel aciz ente erhamürrahimin der

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı