Son yıllarda yapılan icatların çoğu, önce hayaller kurularak bilim kurgu filmi haline getirildi, sonra sanayi ve teknolojiye dönüştürüldü.
İnsan hayal kurduğu nispette büyüktür, yani büyük insanlar büyük hayaller kurar ve bu hayallerini hakikate dönüştürmek için bir ömür boyu çalışırlar. Bilim ve teknolojinin temeli hayallerdir. Hayal kurmak, dizel bir motoru indirip, yeniden dizayn etmek gibi, beyni yeniden dizayn eder. Bütün ilimlerde, hayalin çok büyük önemi vardır. Mesela, Rus dilinde karova, inek demektir. Bu kelimeyi ezberlerken, büyük bir ovada, kar yağarken, ineklerin otladığını hayalen düşünüp bu kelimeyi öğrenirsen, bunu hiç unutmazsın. Bir trafik kazası, radyodan dilendikten sonra, kısa zamanda unutulur. Eğer bu kaza televizyondan görülürse, dinlemekten daha fazla kalıcı olur, eğer bu olay yaşanırsa veya gözle görülürse hiç unutulmaz. İşte bilimde de tasarlanan hayalî olayları, yaşar gibi hayalin gözüne göstermelidir. Romanlar, hikâyeler veya sosyal olaylardaki komplo teorileri, hep geniş kurulan hayallerin ürünleridir.
Pozitif düşünüp, iyi hayaller kuran insanların beyni diğer insanlara göre çok az yaşlanır ve nörolojik hastalıklar bu insanlarda çok az görülür. Öğrenilen bilgiler, ne kadar geniş hayallerle öğrenilmeye çalışılırsa; o derece kalıcı olurlar. Bediüzzaman, “Hayal ise, her vakit bir sebep tahtında, bir nevi sûretleri nesc eder. Ehemmiyet verdiği şeyin sûretlerini yol üstünde bırakır; hangi mânâ geçse, ya ona giydirir, ya takar, ya bulaştırır, ya perde eder.”1 İnsan pozitif düşündüğü zaman, hayali; bu pozitif düşünen konuya göre çok çeşitli suretler dokur. Kafası ilginç bir makine ile meşgul olan kişinin hayali, çok çeşitli makine şekillerini çizer, akıl gözüne gösterir, hayalinde canlanır, işte akıllı ve pozitif hayal kuran kişi, bu makineleri akıl gözü ile görür, ona göre geliştirir teknolojiye döker, ilginç bir makine üretmiş olur.
İşte hayaller olumlu veya olumsuz, ehemmiyet verilen her şeyi çağrıştırır. Onun için şeriatta, iç çamaşırların insanların göreceği yerlere asılması, şeriatta hoş görülmemiş, çağrışım yolu ile negatif düşünceye sevk etmesinden korkulmuştur. Bediüzzaman “Bâtılı, iyice tasvir etmek, sâf zihinleri idlâldir.” der.2 Mesela, camide vaaz veren hoca efendi, haramlardan veya göz zinasından falan bahsederken, caminin içinde en mahrem şeyleri cemaatin hayal gözünün ortasına sokması, çok tehlikelidir.
Her insan, elinde olmadan, hayalen yanlış düşüncelere dalabilir. Kalbin yanında lümme-i şeytaniye denilen, şeytanın oturduğu bir yer vardır. Bu yer kalbe çok yakındır. İnsanlar, şeytanın yuvasından gelen vesveseleri, işin mahiyetini bilmediğinden, kalbinden gelmiş sanır. Namaz gibi en fazla tefekkür edilen yerde, bu şekilde pis hayallerin akla gelmesi kişinin moralini çok bozar. Burada, bu makamda bu şekilde düşünce olur mu, der; kalbi feryat ve isyana başlar. Benim kalbin ne kadar da bozulmuş diye düşünür. Allah’ın huzurundan kaçmak ister. Zaten şeytanın da istediği budur. Bediüzzaman, “Tedâi-yi hayalât, tahattur-u faraziyat (aslı olmayan şeyleri hatırlamak), bir nevi irtisam-ı gayr-ı ihtiyarîdir (istenmeden hayale gelen düşüncelerdir). İrtisam ise, eğer hayırdan ve nuraniyetten olsa, hakikatin hükmü bir derece suretine ve misaline geçer: güneşin ziyası ve harareti, aynadaki misaline geçtiği gibi. Eğer şerden ve kesiften olsa, aslın hükmü ve hassası, suretine geçmez ve timsaline sirayet etmez.” der.3
Yani nuranî şeylerin akisleri de canlıdır. Mesela aynada yansıyan güneşin görüntüsünün, güneş gibi ısısı ve renkleri vardır. İki ayna birbirlerine doksan derece dik tutulup, ortasına yanan bir mum konsa, bu mumun üç görüntüsü olur, eğer aynalar birbirine karşılıklı olsa, aralarında görüntü sayısı belirsiz olur, o kadar çok görüntü oluşur ki saymakla bitmez. Onun için meleklerin akisleri, pek çoktur ve canlıdırlar. Çok sayıda melekler olduğu için, her yağmur damlasını ve kar tanesini bir melek indirir derler. Fakat bir insan, kendine aynada baktığı zaman, maddi bir cismim olduğu için, cisminin aksi, yani yansıması cansızdır, ölüdür. Bunun gibi kalbe, kalbe yakın olan şeytanın yuvasından gelen şeyler; şer ve kesif olduğu için ölüdür, cansızdır, yok hükmündedir. Eğer bir hayır yapmayı hayal edebilirsen, bu nuranî olduğu için, akside nuranîdir, bu hayalin sevabını alırsın, eğer şer bir şey, kalp aynasında yansırsa ve sen onunla ilgilenmezsen ve ehemmiyet vermezsen, bir zararı yok, günaha da girmezsin. Çünkü aynadaki yılan ısırmaz ve aynada yansıyan pislik sana bulaşmaz, şerler kesif olduğu için ölüdürler.
Dipnot: 1- (Sözler, s.249). 2 (Tarihçe-i Hayat, s.600). 3- (Mektubat, s.43)