Rabbimize hamdolsun, bizleri bir Ramazan ayına daha vâsıl eyledi, kavuşturdu. Geçen sene aramızda olan ama bu sene âhiret âlemine göçen; kardeş, akraba, eş ve dostlarımıza rahmetler diliyoruz.
Şahsî hayatımızda, altmış küsûr senelik Ramazan hatıralarımız var. Bunları, daha önceki senelerde yazmıştık. Ve onların bir kısmını, 2. baskısını yapan “ Ramazan Sevinci” kitabçığımızda okuyabilirsiniz.
Ramazan ve oruç ile alâkalı, şöyle mâziye bakınca, çok hatıralarımızı yâd ettik. Daha 5- 6 yaşımızdayken, anne- babamız bize “tekne orucu” tuttururdu. Bilenler bilir. Bu, çocukları oruca alıştırmak için veya çocukların anne-babayı taklid için tutmak istedikleri orucun ilk adımıdır. Bazen onlarla sahura kalkılır. Bazen de sahursuz, öğlene kadar oruç tutulur, ondan sonra da, yeme, içmeye devam... İşte bunun adı da, olur “tekne orucu” Ben de, böyle tuttuğum oruçları hatırlıyorum.
1962 senesinde, 8 yaşımı tamamlamaya bir ay kala, Ramazan kış mevsimine denk gelmişti ve iyi hatırlıyorum, yine böyle Şubat ayı idi. İşte o zaman, tamamen Ramazan orucu tutmaya başladım ve şükür, bu güne kadar, hep devam edegeldim.
Ramazan ayları Hicrî takvime göredir. Milâdî takvimle, arasında 11 gün fark vardır. Bu da takriben, 33 senede bir, Ramazanın aynı aya tekabül etmesine sebep olur. İkinci kış Ramazanımız 1995 senesine denk gelmişti. Şimdi bu sene de, üçüncü kış Ramazanımıza girmiş bulunuyoruz şükür.
Bundan sonra gelecek kış Ramazanını göreceğimizi pek zannetmiyorum. Hattâ, bu kış Ramazanlarından sonra, yaz mevsimine denk gelecek Ramazan ayını bile, belki göremeyiz. Allah, hakkımızda hayırlısını versin!
Bu seneki Ramazan, yine güzelliklere tekâbül ediyor. İbadet olmanın yanında, hemen ertesi gün baharın ilk adımlarının müjdecisi 1. Cemre havaya düşüyor. Ramazan’ın üçüncü günü de, Bâb-ı Âlî’de, bundan 57 sene önce bir nur gibi parlayan Yeni Asya gazetemizin sene-i devriyesi...
Ramazan bitip, bayram girdiğinde, bayramın 2. günü de bizim velâdet tarihimiz oluyor.
Hûlasa, Nurlarla, güzelliklerle başlayan mubarek Ramazan ayınızı tebrik ederim.