"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Seyyar medrese

Misbah ERATİLLA
10 Mayıs 2026, Pazar
Risale-i Nur’un yazılması, çoğaltılması, yayılması, gönüllerde ve akıllarda yer bulmasının her aşamasında açık bir gaybî yardım hissediliyordu. Özellikle Risale-i Nurların elden ele dolaşmasında ve gerçek sahiplerini bulmasında tesadüfe yer yoktu.

Yalvaçlı Mustafa Akansu adında cesur ve korkusuz bir esnaf vardı. Seyyar olarak bıçak ve hırdavat malzemeleri satardı. Bediüzzaman ona “seyyar medrese” derdi.

Mustafa, seyyar satıcı olması sayesinde her yere kolayca girer, insanlara ulaşırdı. Özellikle pazar yerlerinde görünürdü. Bıçak ve hırdavat malzemelerini tezgâhında sergiler, satışını yapardı. Her gittiği pazara bavullarla giderdi. Bu bavullardan birinde Risale-i Nur kitapları, diğerinde ise bıçak ve hırdavat malzemeleri bulunurdu. Bir yandan risaleleri tanıtır, iman dersleri anlatır; diğer yandan da satış yapardı.

Risalelerin yasak olduğu ve büyük suç sayıldığı dönemlerde bile Mustafa korku nedir bilmezdi. Gittiği her pazarda, sokakta ve cami önünde risaleleri tanıtır, anlatır ve ulaştırırdı. Bediüzzaman, korkusuz ve fedakâr talebesi Mustafa’nın bu hizmetini duymuş ve ona “seyyar medrese” ünvanını vermişti.

Mustafa gittiği her yerde “Seyyar medrese geldi, kitap almayacak mısınız?” diye seslenirdi. Nurlardan haberdar olanlar hemen gelir, risale alırlardı. Özellikle Yalvaçlılar onun her gelişinde risale temin ederdi. Mustafa, uğradığı her kasaba ve köyde risaleleri ulaştırmanın yanı sıra, etrafına toplanan insanlara adeta bir medresede yapılan dersler gibi kısa ve etkili anlatımlar yapardı. Yapılan baskınlara ve sıkı aramalara rağmen risaleleri ihtiyaç sahiplerine ulaştırmayı başarmıştır.

Bugün Risale-i Nur’un dünya çapında tanınması, farklı dillere çevrilmesi ve pek çok yerde okunması, Mustafa gibi fedakâr insanların gayretleri sayesinde mümkün olmuştur. Bu hizmetler, ihlâslı ve adanmış talebelerin büyük çabalarının bir sonucudur.

Mustafa’nın dikkat çekici çalışmalarından biri de yaptırdığı bıçakların üzerine Risale-i Nur’dan vecizeler yazdırmasıydı. Böylece özellikle ev hanımlarının mutfakta bu sözleri okuyarak faydalanmasını amaçlıyordu. Bu durum, onun inancının hayatının her alanına ne kadar işlemiş olduğunu göstermektedir.

Bediüzzaman’ın vefatından iki yıl sonra yapılan bir baskında Mustafa’nın da bulunduğu bir grup Nur talebesi gözaltına alınır. İfadeleri alınırken polis, “Bediüzzaman’ın mezarı nerede?” diye sorar. Kimse cevap vermez. Sıra Mustafa’ya geldiğinde, “Ben biliyorum” der. Bunun üzerine ortam gerilir. Mustafa, polisin kulağına eğilmesini ister ve “Toprağın altında” diye cevap verir. Polis sinirlenir. Bunun üzerine Mustafa şu anlamlı sözleri söyler: “Dirisinden korktunuz, ölüsünden de mi korkuyorsunuz? Biz onun şahsına değil, ona verilen ilme bağlıyız.” Bu sözler karşısında polis şaşkınlık yaşar ve bir süre sonra hepsi serbest bırakılır.

Mustafa Akansu’nun bu cesur ve samimi hizmeti, onun neden “seyyar medrese” olarak anıldığını açıkça göstermektedir.

Kaynak: 

Ömer Özcan, Ağabeyler Anlatıyor 5, 2011, s. 120.

Okunma Sayısı: 149
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı