"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bir umumî rahmet ve kerem görüyoruz

Risale-i Nur'dan
11 Temmuz 2026, Cumartesi
(Dünden devam)

İşte, birinci mertebede, ahireti Allah’tan soruyoruz. O da bütün gönderdiği elçileriyle ve fermanlarıyla ve bütün isimleriyle ve sıfatlarıyla, “Evet, ahiret vardır ve sizi oraya sevk ediyorum” ferman ediyor. Onuncu Söz on iki parlak ve kat’î hakikatler ile bir kısım isimlerin ahirete dair cevaplarını ispat ve izah eylemiş. Burada, o izaha iktifaen, gayet kısa bir işaret ederiz:

Evet, “Madem hiçbir saltanat yoktur ki o saltanata itaat edenlere mükâfatı ve isyan edenlere mücazatı bulunmasın. Elbette rububiyet-i mutlaka mertebesinde bir saltanat-ı sermediyenin, o saltanata iman ile intisab ve taat ile fermanlarına teslim olanlara mükâfatı ve o izzetli saltanatı küfür ve isyanla inkâr edenlere de mücazatı, o rahmet ve cemale, o izzet ve celâle lâyık bir tarzda olacak” diye Rabbü’l-Âlemîn ve Sultanü’d-Deyyan isimleri cevap veriyorlar.

Hem “Madem güneş gibi, gündüz gibi, zemin yüzünde bir umumî rahmet ve ihatalı bir şefkat ve kerem, gözümüzle görüyoruz. Meselâ o rahmet, her baharda umum ağaçları ve meyveli nebatları Cennet hûrileri gibi giydirip, süslendirip, ellerine her çeşit meyveleri verip, bizlere uzatıp, ‘Haydi alınız, yiyiniz!’ dediği gibi, bir zehirli sineğin eliyle bizlere şifalı, tatlı balı yedirdiği ve elsiz bir böceğin eliyle en yumuşak ipeği bizlere giydirdiği gibi, bir avuç kadar küçücük çekirdeklerde, tohumcuklarda binler batman taamları bizim için saklayan ve ihtiyat zahîresi olarak o küçücük depolarda yerleştiren bir rahmet, bir şefkat, elbette, hiç şüphe olamaz ki bu derece nazeninâne beslediği bu sevimli ve minnettarları ve perestişkârları olan mü’min insanları idam etmez. Belki onları daha parlak rahmetlere mazhar etmek için hayat-ı dünyeviye vazifesinden terhis eder” diye Rahîm ve Kerîm isimleri sualimize cevap veriyorlar, “El-Cennetü hakkun” diyorlar.

Şualar, 11. Şua, 7. Mesele, s. 233

LUGATÇE:

el-Cennetü hakkun: Cennet haktır.

ihatalı: kuşatıcı.

iktifaen: yeterli görerek.

intisab: mensub olma, bağlanma, girme.

kat’î: kesin, şüpheye ve tereddüde mahal bırakmayan.

kerem: cömertlik, lütuf, ihsan, bağış.

mücazat: ceza, karşılık.

perestişkâr: ibadet edercesine seven, çok ileri sevgi ve hürmet besleyen.

rububiyet-i mutlaka: Cenab-ı Hakk’ın her şeyi kuşatan ve emri altında tutan kayıtsız, şartsız terbiye ediciliği.

saltanat-ı sermediye: sonsuz saltanat.

Sultanü’d-Deyyan: mükâfatlandıran ve cezalandıran sultan; Allah.

taam: yemek, yiyecek.

taat: itaat etme, emre uyma; ibadet.

zahîre: gerektiği zaman harcanmak üzere ambarda saklanan hububat, yiyecek.

Okunma Sayısı: 193
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı