O mezkûr ve malûm talebesinin hediyesine karşı cevaptan bir parçadır.
Salisen: Bana bir hediye gönderdin; gayet ehemmiyetli bir kaidemi bozmak istersin. Ben demiyorum ki “Kardeşim ve biraderzadem olan Abdülmecid ve Abdurrahman’dan kabul etmediğim gibi senden de kabul etmem.” Çünkü sen onlardan daha ileri ve ruhuma daha yakın olduğundan herkesin hediyesi reddedilse seninki bir defaya mahsus olmak üzere reddedilmez. Fakat bu münasebetle o kaidenin sırrını söyleyeceğim. Şöyle ki:
Eski Said minnet almazdı. Minnetin altına girmektense ölümü tercih ederdi. Çok zahmet ve meşakkat çektiği halde kaidesini bozmadı. Eski Said’in senin bu bîçare kardeşine irsiyet kalan şu hasleti ise tezehhüd ve sun’î bir istiğna değil, belki dört beş ciddî esbaba istinad eder:
• Birincisi: Ehl-i dalâlet, ehl-i ilmi, ilmi vasıta-i cer etmekle ittiham ediyorlar, “İlmi ve dini kendilerine medar-ı maişet yapıyorlar” deyip insafsızcasına onlara hücum ediyorlar. Bunları fiilen tekzip lâzımdır.
• İkincisi: Neşr-i hak için enbiyaya ittiba etmekle mükellefiz. Kur’ân-ı Hakîm’de, hakkı neşredenler “İn ecriye illâ alellah... İn ecriye illâ alellah...” [Benim ücretim ancak Allah’a aittir. • Benim ücretim ancak Allah’a aittir. (Yunus Suresi 72; Hûd Suresi: 29...)] diyerek, insanlardan istiğna göstermişler. Sure-i Yâsin’de, [“Doğru yolda olan ve sizden bir ücret de istemeyen kimselere uyun. (Yâsin Suresi: 21)”] cümlesi, meselemiz hakkında çok manidardır.
• Üçüncüsü: Birinci Söz’de beyan edildiği gibi, Allah namına vermek, Allah namına almak lâzımdır. Halbuki ekseriya ya veren gafildir; kendi namına verir, zımnî bir minnet eder. Ya alan gafildir; Mün’im-i Hakikîye ait şükrü, senayı zâhirî esbaba verir, hata eder.
Mektubat, s. 25
LÛGATÇE:
enbiya: peygamberler.
esbab: sebepler.
irsiyet: soydan gelen.
istiğna: elde olana kanaat edip başka bir şeye ihtiyaç duymama, tok gözlülük, gönül tokluğu; başkalarına minnet etmeme, tenezzül etmeme.
ittiba: tâbi olma, uyma.
medar-ı maişet: geçim kaynağı.
Mün’im-i Hakikî: gerçek nimet verici olan
Allah.
neşr-i hak: hakkı yayma, neşretme.
salisen: üçüncü olarak.
sun’î: yapmacık.
tezehhüd: dünya nimetlerinden uzak durma, zühde dalma, zâhit olma.
vasıta-i cer etmek: bir şeyi kazanç veya
menfaate alet etmek.
zımnî: üstü kapalı, örtülü, dolaylı şekilde.