Sevgi, sadece sevdiğin şeyleri sevmek değildir. Asıl sevgi, sevdiğin insanın sevdiği şeylere de gönlünde yer açabilmektir.
Onun farklı karakterine, huyuna, alışkanlıklarına ve zaman zaman ağır gelen taraflarına rağmen yanında durabilmektir. Çünkü sevgi, birbirinin aynı olmak değil; farklılıkları ortak bir paydada buluşturabilmektir.
Aile olmak biraz da budur.
Aile olmak, “Ben” demekten vazgeçip “Biz” diyebilmektir. “O böyle istiyor, ben de uygun gördüm.” diyebilecek kadar birbirinin gönlüne değer vermektir. Kendi rahatından, kendi isteğinden, kendi zamanından gerektiğinde fedakârlık edebilmektir.
Sevgi bazen yiyemediğini yiyebilmek, giyemediğini giyebilmek, yorulmuş olsan bile bir adım daha atabilmektir. Çünkü sevgi sadece güzel sözlerde değil, hayatın yükünü omuzlarken belli olur. Zahmette, meşakkatte, sabırda ve fedakârlıkta kendini gösterir.
Sevmek, karşındakine alan açmaktır. Onu boğmadan, sıkmadan, kendi dünyasında nefes almasına izin vermektir. Birlikte yaşarken birbirinin yaşama hakkına, tercihine, mahremiyetine ve şahsiyetine saygı gösterebilmektir. Çünkü gerçek sevgi, sahip olmak değil; emanet bilinciyle korumaktır.
Aile, sadece aynı evin içinde yaşamak değildir. Aynı duanın içinde buluşabilmektir. Aynı sofrada ekmeği bölüşmek, aynı sıkıntıda birbirine omuz vermek, aynı sevincin içinde çocuklar gibi mutlu olabilmektir.
Sevgi, evlat sahibi olmakla da tamamlanmaz; evladını insanlığın hayrına hazırlayabilmektir. Anne ve babanın birbirini destekleyerek, birbirinin eksiklerini tamamlayarak, çocuğun şahsiyetini ve istikametini birlikte inşa edebilmesidir. Evlat için yaşarken, onun sadece bugünü değil, yarını ve ahireti için de kaygı taşıyabilmektir.
Bazen sevgi, siniri onun gözlerinde eritmek, öfkeyi diline varmadan içinde söndürmektir. Haklı olduğunu düşündüğün anda bile kırmamak için susabilmektir. Her söylenecek sözün söylenmesi gerekmediğini bilmektir. Çünkü aile içinde kazanmak, bazen haklı çıkmak değil; gönül kazanmaktır.
Sevgi cesaret ister.
Bunca savrulmanın, vefasızlığın, edepsizliğin ve hayasızlığın arasında sadakatle dimdik durabilmektir. Kolay olanı değil, doğru olanı tercih etmektir. Bir insanı hayatının merkezine koyarken onun da bir kul olduğunu, kusurları ve sınırları bulunduğunu unutmamaktır.
Sevmek, haddini bilmektir; gerektiğinde sevdiğine de haddini bildirebilmektir. Çünkü gerçek sevgi her şeye göz yummak değildir. Yanlışa yanlış diyebilmek, fakat bunu incitmeden, küçültmeden ve düşmanlaştırmadan yapabilmektir.
Ve belki sevginin en zor taraflarından biri de şudur:
Sevdiğin insanın senden daha çok sevgiye, daha fazla ilgiye veya daha başka bir önceliğe layık olan varlıklar ve değerler bulunduğunu kabul edebilmektir. Eşini severken evladını, evladını severken eşini, hepsini severken anne-babayı ve nihayet bütün sevgilerin üzerinde Allah’ın rızasını gözetebilmektir.
Çünkü sevgi, yerini ve haddini bildiğinde güzeldir.
Aile olabilmek; aynı evde bulunmaktan ziyade aynı gönülde buluşabilmektir. Birbirinin yükünü hafifletmek, kusurunu örtmek, sevincini çoğaltmak, hüznünü paylaşmaktır.
Aile olmak, “Sen benim için ne yaptın?” diye sormaktan önce, “Ben senin için ne yapabilirim?” diyebilmektir.
Belki de gerçek sevgi tam olarak budur:
Kendinden biraz eksilip, karşındakine biraz daha fazla hayat verebilmek…
Ve yıllar geçtikçe birbirine bakıp, “İyi ki seni seçmişim, iyi ki seninle aynı yolda yürümüşüm.” diyebilecek bir gönül huzuruna ulaşabilmektir.
Çünkü sevgi sözle başlar, davranışla büyür; sabırla kök salar, sadakatle ömür bulur.
Aile ise bu sevginin hayata geçirilmiş hâlidir.