Gençlik, insan hayatının en taze, en enerjik fakat aynı zamanda fırtınalara ve savrulmalara en açık dönemidir.
Bu dönemin doğru yönlendirilebilmesi; gencin kendini nasıl yetiştirdiği, zihnini hangi meşguliyetlerle doldurduğu, önüne koyduğu hedefler ve kendine seçtiği rol modellerle doğrudan ilişkilidir. Peygamber Efendimiz’in (asm) “Şüphesiz Allah Teâlâ, nefsinin kötü arzularına uymayan, heva ve hevesine kapılmayan gençle iftihar eder...” buyruğu ile Bediüzzaman Said Nursî’nin “Evet, gençlik damarı, akıldan ziyade hissiyatı dinler. His ve heves ise kördür, akıbeti görmez”1 tespiti yan yana getirildiğinde, hem çağımızın gençlik problemlerinin teşhisi hem de bu problemlere yönelik hakiki çözüm yolları açıkça ortaya çıkmaktadır.
Hadis-i şerifteki “heva ve heves” kavramı ile Bediüzzaman’ın vurguladığı “hissiyatın akla galip gelmesi” ilkesi, modern çağın gençlik üzerinde oluşturduğu tahribatı tam merkezinden yakalar. Günümüzde modern kültür gence sürekli “ânı yaşamayı” ve anlık lezzetlerin peşinden koşmayı telkin etmektedir. His ve hevesin doğasında var olan “geleceği görememe” durumu; bağımlılıklar, gayrimeşru ilişki yönelimleri ve zaman israfı gibi hususlarda gencin uzun vadeli manevi ve dünyevi kayıplarını göz ardı etmesine yol açmaktadır. Öte yandan sosyal medyanın ve popüler kültürün sunduğu sathî, şöhret ve tüketim odaklı figürler, gençlerin rol model algısını zedeleyerek ideal yoksunluğuna ve kimlik karmaşasına neden olmaktadır. Gençliğin en büyük sermayesi olan zaman ve enerji; kontrolsüz dijital medya kullanımı ve ekran bağımlılığıyla hedefine ulaşamadan tüketilmekte, arzu ve isteklerin sınırsızca yaşanmasını savunan özgürlük anlayışı ise genci kendi nefsinin esiri haline getirerek iradesini zayıflatmaktadır.
Problemlerin temeli hissiyatın akla, hevesin iradeye galip gelmesinden kaynaklandığına göre; çözüm de aklı, kalbi ve iradeyi yeniden inşa edecek kapsamlı ve planlı adımlardan geçmektedir. İlk olarak Bediüzzaman’ın ifade ettiği “hislerin körlüğü”, ancak sağlam bir iman ve ahlak eğitimiyle aşılabilir. Gence yalnızca yasaklar sıralamak yerine, “Zira helal dairesi geniştir, keyfe kâfidir, harama girmeye hiç lüzum yoktur. Feraizi ilahiye ise hafiftir, azdır”2 kuralı gereği hakiki lezzetin nefsin arzularında değil, meşru dairedeki helal zevklerde olduğu idrak ettirilmeli; gence nefsine “dur” diyebilmenin bir zayıflık değil, hakikî bir özgürlük ve irade gücü olduğu öğretilmelidir. İkinci olarak gençlik fıtratı gereği özenme ve taklit meyilli olduğundan, popüler kültürün geçici ve aldatıcı figürleri yerine Asr-ı Saadet’ten Hz. Ali’nin ilmî cesareti, Mus’ab b. Umeyr’in davası uğruna dünyalık konforu terk edişi, Zeyd b. Sâbit’in genç yaştaki azmi gibi sarsılmaz rol modeller ve canlı örnekler sunulmalıdır. İslâm medeniyetinin “Boş bırakılan zihin, batıl şeyler tarafından işgal edilir” kuralınca, gençlik enerjisini bastırmak yerine doğru kanallara akıtacak ilim, sanat, sosyal sorumluluk ve sivil toplum projeleri yaygınlaştırılmalıdır.
Allah Teâlâ’nın katında bir gencin “iftihara değer” bulunması, onun günahsız veya meleksi olmasından değil; tam da duygularının en coşkun olduğu dönemde nefsine mukayyet olabilmesinden ileri gelir. Gençlerimize, hislerinin geçici körlüğüne karşı akıl, vahiy ve sünnetin aydınlığını rehber kılabilir; onları doğru hedefler, hayırlı meşguliyetler ve sarsılmaz rol modellerle buluşturabilirsek, hem günümüzün krizlerini aşmış hem de geleceği imar edecek nesilleri yetiştirmiş oluruz.
Dipnotlar:
1- Sözler, s.173.
2- İman ve Küfür Muvazeneleri, s. 37.