"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Dünya neden ölümlü, ahiret ölümsüzdür?

Sami CEBECİ
30 Eylül 2026, Çarşamba
Dünya hayatına gelen her canlı ve özellikle insanlar sonsuza kadar yaşamak ister ve ölmekten son derece korkar.

Fakat, Allah’ın koyduğu kanun gereği her canlı ister istemez bir gün gelir ve ölür. Canlılar için Allah’ın takdir ettiği ölüm hakikati ise, ayetlerin haber verdiği gibi ne bir an geri ve ne de bir an ileri gitmez. Bundan dolayı, her canlı için ecel birdir ve değişmez.

Allah ve ahirete inanan veya inanamayan her insanın vicdanında ebedî olarak yaşamak isteği vardır. Bu hakikati Bediüzzaman Hazretleri şöyle ifade eder: “Kim kendi uyanık vicdanını dinlerse, ‘Ebed, ebed!’” sesini işitecektir. Bütün kâinat o vicdana verilse, ebede karşı ihtiyacının yerini dolduramaz. Demek vicdan ebed için mahlûktur [yaratılmıştır]”. (Sözler, s. 849.)

Evet, Cenab-ı Hak ebediyen yaşanacak bir âlemi hazır edip vermek istemeseydi, her insana ebediyen yaşamak hissini vermezdi. Madem ki o duyguyu vermiş, elbette karşılığını da verecektir. 1996 yılında Erdal İnönü’ye bir öğrencisi sormuş “Siz Allah’a ve ahirete inanıyor musunuz?” Cevap olarak “Ebedî olarak yok olup gitmek istemiyorum. Onun için bir Tanrının olmasını istiyorum.” demiş. Evet, kim olursa olsun Sonsuz Kudret Sahibi olan bir Yaratıcı ve ahiretin olmasını mutlaka istiyor.

İnsanlar neden bu dünyada ölüyorlar? Bu sorunun tıp ilminde bir cevabı hâlâ bilinmiyor. Çeşitli sebepler söyleniyor fakat tam cevabı verilemiyor. İşte Bediüzzaman Hazretleri bu soruya ilmî olarak şöyle bir cevap veriyor: “Şu âlemde cism-i zihayatın [canlı bedenlerin] inkırazı ve mevte mazhariyeti [yıkılıp ölmesi] ise, varidat ve masarifin muvazenesizliğindendir. Çocukluktan sinn-i kemâle [olgunluk yaşı olan kırk yaşına] kadar varidat [gelir] çoktur, ondan sonra masarif [giderler] ziyadeleşir, muvazene [denge] kaybolur, o da ölür.” (Sözler, s. 810.) Fiziki ölümün izahı ancak bu kadar güzel olur.

Ahiret âleminde ise, hem Cennete hem de Cehenneme gidenlerin vücutlarını teşkil eden hücreler sabittir veya gelir ile gider dengede olduğundan ölüm gerçeği ortadan kalkar ve her iki âlemde olanlar ebedî olarak yaşarlar. Ahiret âleminde olanlar için bundan dolayı ölüm yoktur ve her iki taraf da sonsuza kadar hayatları devam eder.

Maddî bedenlerin tekrar yaratılacağına ekser insanlar inanmakta zorlanırlar. Çürümüş bedenlerin nasıl tekrar yaratılacağını akılları bir türlü anlamaz. Halbuki, Kur’ân-ı Kerîm’in çoğu ayetleri, her kıştan sonra baharda ölmüş dünyanın yeniden diriltilmesini misal verir. “Bunu yapan, elbette ölüleri de böyle diriltecektir.” der.

Bu dünyada ruh ve beden müşterekliğinde sevap ve günahları işleyen insanlar, mükâfat ve cezasını orada birlikte göreceklerdir. Cennetin en çok nimetleri ve lezzetleri maddî olduğu için, elbette o nimetlerden istifade için bu maddî bedene ihtiyaç vardır. Cehenneme gidenler de, bu dünyada işledikleri günahları ruh ve beden birlikteliğinde işlediklerinden, sadece ruh olarak değil, ruh ve beden birlikteliğinde cezalarını çekeceklerdir. Bundan kaçış kesinlikle yoktur. Ölümden kaçamadıkları gibi, bu acılı sondan da kaçamayacaklardır.

Akıl, mantık, muhakeme ve semâvî dinler bu hakikati böyle izah etmektedir. Aklı başında olan her insan, hayatını bu gerçeğe göre tanzim etmeli ve ebedi hayatını kazanmak için bütün gayretini göstermelidir. 

Okunma Sayısı: 151
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı