Aradan yıllar geçer. Dizinin baş aktörleri otuz yılı aşkındır birbirlerini hiç görmemişlerdir. Birbirlerinin akıbetlerinden habersizlerdir.
Molla Kasım’ın hacdan dönmesini canlandıran sahne, bize büyük değişimlerin ilk ipuçlarını verir. Çok büyük bir dergâh şeyhi olan Kasım Efendi, artık şeyh olmuştur. Saçı sakalı ağarmış, yaşlanmıştır. Beli bükülmüş, asasına dayanarak yürümektedir. Hac farizasını tamamlamış ve Nallıhan’a dönmüştür. Müridleri, Şeyh Kasım’ın hacdan dönmesini büyük ve coşkulu bir kalabalıkla karşılarlar.
Şeyh Kasım, tüm ahaliye Hicaz’dan getirdiği hediyeleri dağıtarak onları memnun ederken bir meczubun yüksek sesle okuduğu şiire kulak kesilir. Şiirin sözleri çok netameli gelir kulağına;
“Müsülmânlar zamâne yatlu oldı
Helâl yinmez harâm kıymetlü oldı
Okınan Kur’ân’a kulak tutulmaz
Şeytânlar semirdi kuvvetlü oldı
Harâm ile hamîr tutdı cihânı
Fesâd işler iden hürmetlü oldı
Kime kim Tanrı’dan haber virürsen
Kakır başın salar hüccetlü oldı
Şakird üstâdıla arbede kılur
Ogul atayıla izzetlü oldı
Fakîrler miskînlikden çekdi elin
Gönüller yıkuban heybetlü oldı
Peygamber yirine geçen hocalar
Bu halkun başına zahmetlü oldı...”
Şeyh Kasım, bu şiir sözlerini duyunca adeta çılgına döner. Şiir sahibini kâfir olmakla itham eder ve sözlerin kime ait olduğunu sorar hemen. Cevap yıkıcı, yaralayıcı, yaraya tuz basıcı, ağır ve nettir: Eski Taptuk Emre dergahından derviş Yunus...
***
“Derviş Yunus” cevabı Şeyh Kasım’ın âlemini bir anda değiştirir. Taptuk Emre dergâhı, derviş Yunus... Aradan yıllar geçse de, bu iki isimle yıllardır görüşmese de, haber almasa da, tüm zihin dünyasını bu ikili ile ilgili anılar, hatıralar doldurur. Bir anda her şeyi bırakıp, Taptuk Emre dergâhına gitmek, bakmak ister.
Uzun süredir Hac yolculuğunda olduğu için ondan ayrı kalmış müridleri, şeyhlerinin sohbetini, muhabbetini arzularken, Kasım başkaca bir şey arzulamaktadır. Bir an önce Taptuk Emre dergâhına varmak ister. Baş müridine kalabalığı kendi dergâhına götürüp ağırlamasını söyler ve kendisi de Taptuk Emre dergâhının yolunu tutar.
Dergahın olduğu yere gelince, karmaşık hisler bir anda özlem ve hasrete döner. Zira çocukluğu burada geçmiş, hırkayı burada giymiştir. Şeyhi Taptuk Emre’nin nice derslerine ve sohbetlerine burada muttali olmuş, usulü ve erkanı burada ders almıştır.
Dergâha gelmiştir gelmesine, aradan geçen uzun yıllar, dergâhtan da çok şey götürmüştür. Taptuk Emre Hakk’a mülaki olmuş, derviş Yunus yurt-yuva bilmeksizin hakikat sevdasına kendini dağlara, yollara vurmuştur. Diğer müridler de başkaca yerlere göçmüş olacaklar ki, buralarda bir Allah’ın kulu kalmamıştır. Dergâh harabeye dönmüş, duvarlar yıkılmaya yüz tutmuş, köşeler örümcek ağı bağlamıştır. Uzun yıllar önce terkedildiği aşikârdır. Ortalarda ne şeyh Taptuk Emre vardır, ne Yunus Emre ne de diğer dervişan. Kalan ve eskiyen eşyalar yerlerde dağılmış, ocak sönmüştür. Kasım’ın dergâhı terk edip gittiği günlerden eser kalmamıştır.