"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Kur’ân ayında Kur’ân’ı yeni nâzil oluyor gibi okumak

Risale-i Nur'dan
13 Mart 2024, Çarşamba
Beşinci Nükte

Ramazan-ı Şerifin orucu, nefsin tehzib-i ahlâkına ve serkeşâne muamelelerinden vazgeçmesi cihetine baktığı noktasındaki çok hikmetlerinden birisi şudur ki:

Nefs-i insaniye gafletle kendini unutuyor. Mahiyetindeki hadsiz aczi, nihayetsiz fakrı, gayet derecedeki kusurunu göremez ve görmek istemez. Hem ne kadar zayıf ve zevale maruz ve musibetlere hedef bulunduğunu ve çabuk bozulur, dağılır et ve kemikten ibaret olduğunu düşünmez. Âdeta polattan bir vücudu var gibi lâyemutâne, kendini ebedî tahayyül eder gibi dünyaya saldırır. Şedîd bir hırs ve tama’ ile ve şiddetli alâka ve muhabbetle dünyaya atılır. Her lezzetli ve menfaatli şeylere bağlanır. Hem kendini kemâl-i şefkatle terbiye eden Hâlık’ını unutur. Hem netice-i hayatını ve hayat-ı uhreviyesini düşünmez, ahlâk-ı seyyie içinde yuvarlanır.

İşte Ramazan-ı Şerifteki oruç, en gafillere ve mütemerridlere zaafını ve aczini ve fakrını ihsas ediyor. Açlık vasıtasıyla midesini düşünüyor. Midesindeki ihtiyacını anlar. Zayıf vücudu ne derece çürük olduğunu hatırlıyor. Ne derece merhamete ve şefkate muhtaç olduğunu derk eder. Nefsin firavunluğunu bırakıp kemâl-i acz ve fakr ile dergâh-ı İlâhiyeye ilticaya bir arzu hisseder ve bir şükr-ü manevî eliyle rahmet kapısını çalmaya hazırlanır–eğer gaflet kalbini bozmamış ise!

Altıncı Nükte

Ramazan-ı Şerifin sıyamı, Kur’ân-ı Hakîm’in nüzulüne baktığı cihetle ve Ramazan-ı Şerif Kur’ân-ı Hakîm’in en mühim zaman-ı nüzulü olduğu cihetindeki çok hikmetlerinden birisi şudur ki:

Kur’ân-ı Hakîm madem şehr-i Ramazan’da nüzul etmiş; o Kur’ân’ın zaman-ı nüzulünü istihzar ile o semavî hitabı hüsn-ü istikbal etmek için Ramazan-ı Şerifte nefsin hâcât-ı süfliyesinden ve malâyaniyat hâlâttan tecerrüd ve ekl ve şürbün terkiyle melekiyet vaziyetine benzemek ve bir surette o Kur’ân’ı yeni nâzil oluyor gibi okumak ve dinlemek ve ondaki hitabat-ı İlâhiyeyi güya geldiği ân-ı nüzulünde dinlemek ve o hitabı Resul-i Ekrem’den (asm) işitiyor gibi dinlemek, belki Hazret-i Cebrail’den, belki Mütekellim-i Ezelî’den dinliyor gibi bir kudsî hâlete mazhar olur. Ve kendisi tercümanlık edip başkasına dinlettirmek ve Kur’ân’ın hikmet-i nüzulünü bir derece göstermektir.

Evet, Ramazan-ı Şerifte, güya âlem-i İslâm bir mescid hükmüne geçiyor. Öyle bir mescid ki milyonlarla hafızlar, o mescid-i ekberin köşelerinde o Kur’ân’ı, o hitab-ı semavîyi arzlılara işittiriyorlar.

Her Ramazan “Ramazan ayı ki Kur’ân o ayda indirilmiştir. (Bakara Suresi: 185)” ayetini, nurânî, parlak bir tarzda gösteriyor; Ramazan “Kur’ân ayı” olduğunu ispat ediyor. O cemaat-i uzmanın sair efradları, bazıları huşû ile o hafızları dinlerler, diğerleri kendi kendine okurlar.

Şöyle bir vaziyetteki bir mescid-i mukaddeste nefs-i süflînin hevesatına tâbi olup yemek, içmekle o vaziyet-i nurânîden çıkmak ne kadar çirkin ise ve o mesciddeki cemaatin manevî nefretine ne kadar hedef ise, öyle de Ramazan-ı Şerifte ehl-i sıyama muhalefet edenler de o derece umum o âlem-i İslâmın manevî nefretine ve tahkirine hedeftir.

Mektubat, s. 472

LÛ­GAT­ÇE:

ekl: yeme.

hâcât-ı süfliye: âdi, bayağı ihtiyaçlar; başka bir şeye göre değeri aşağıda olan, basit ihtiyaçlar.

hâlât: haller.

istihzar: hazırlanma; hatıra getirme.

malâyaniyat: manasız, lüzumsuz, faydasız şeyler.

Mütekellim-i Ezelî: ezelî kelâm sıfatına sahip olan ve konuşması, hiçbir varlığın konuşmasına benzemeyen Allah.

nâzil olmak: nüzul etmek, inmek.

şürb: içme.

tecerrüd: soyutlanma, uzaklaşma.

tehzib-i ahlâk: ahlâkı güzelleştirme, kötü huyları giderme.

Okunma Sayısı: 1410
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Cenk Çalık

    13.3.2024 16:32:48

    Pişman olacağımız hayallerin ve kabullerin peşinden gitmek çoklarını aldatmıştır ve aldatmaya devam etmektedir. Elbette her beşer hastalığında âczini bir nebzede olsa görür. Nefeslerinin sayılı olduğunu bilir. Dünyaya bütün kuvvetiyle saldırsa da elde edeceği menfaatin geçici olacağının ister istemez farkına varır. İşte, “gaflet!” beşerin her doğruyu bilmesine rağmen yanlışta ısrar etmesini ve bu uğurda iki cihanda da azap çekmesine vesile olmaktadır. Rabbim cümlemizi muhafaza etsin inşallah!..

  • Cenk Çalık

    13.3.2024 16:32:34

    Gerçekten de vücudumuz çok zayıf yaratılmıştır. Her an dağılmaya müsait bir yapısı vardır. Saniyede milyonlarca hücrenin öldürülmesi ve aynı saniyede yeniden yaratılması, binlerce hormon sentezlenmesi, sayamayacağımız kadar biyokimyasal reaksiyonlar olması, gözle göremediğimiz bir virüse bile dünyanın en güçlü insanlarının bile mağlûp olması üzerinde düşünüp ibret almamız gerekmez mi? Üstelik arz etmeye çalıştığımız bu maddelerden sadece bir tanesinin bile zamanında gerçekleşmemesi bizi ölüme götürecek bir vesile olabiliyor. Hal böyleyken kendimizin adeta demirden yaratıldığını farz ederek ve sonsuza kadar burada kalacakmış gibi dünyaya saldırmak “akıllı!” insana yakışır mı?

  • Cenk Çalık

    13.3.2024 16:32:14

    Ne tuhaf bir yapımız var değil mi? Gaflet bizi esir aldığında bütün âcizliğimizi ve fakrımızı unutabiliyoruz. Eksikliklerimizi göremediğimiz gibi görmek de istemiyoruz. Doğruyu bile bile kendimizi kandırmaya çalışma gayretimiz pişmanlık olarak neticeleneceği malûmdur. Üstad Bediüzzaman Hazretleri tam bu noktada bedenimize dikkat çekerek ikaz ediyor: “Hem ne kadar zayıf ve zevale maruz ve musîbetlere hedef bulunduğunu ve çabuk bozulur dağılır et ve kemikten ibaret olduğunu düşünmez...” (Mektubat, s. 473)

  • Cenk Çalık

    13.3.2024 16:31:59

    Hepimizin iyi huyları olduğu gibi kötü huy ve davranışları da vardır. Ramazan oruçları bize ahlâkımızı güzelleştirmek için verilmiş önemli bir fırsattır. Yanlış davranışlarda ısrar eden ve nefsine uyan İNSAN için temiz bir sayfa açmaya vesiledir. Peki bu fırsatın diğer zamanlarda yeterince farkına varamamızın sebebi nedir? Nefsimize uyarak gaflete dalmamız en önemli sebeplerdendir. Dikkat edilirse Ramazan ayı hepimiz için en fazla helâl dairesinde yaşayıp, haram dairesinden en fazla kaçtığımız aydır. Dolayısıyla en az nefsimizin isteklerine uymamız gaflet süremizi minimumda tutmaktadır.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı