"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Manevî yaralarımıza merhem, Sünnet-i Seniyyedir

Risale-i Nur'dan
16 Aralık 2018, Pazar
Şeytanın desiselerine karşı, istiaze ile, ehemmiyet vermemelidir. Çünkü ehemmiyet verdikçe, nazar-ı dikkati celb ettirip büyür, şişer. Mü’minin böyle manevî yaralarına tiryak ve merhem, Sünnet-i Seniyyedir.

ALTINCI İŞARET

Şeytanın en tehlikeli bir desisesi şudur ki: Bazı hassas ve safî kalp insanlara, tahayyül-ü küfrîyi tasdik-i küfürle iltibas ettiriyor. Tasavvur-u dalâleti, dalâletin tasdiki suretinde gösteriyor. Ve mukaddes zatlar ve münezzeh şeyler hakkında gayet çirkin hatıraları hayaline gösteriyor. Ve imkân-ı zatîyi imkân-ı aklî şeklinde gösterip, imandaki yakînine münafi bir şek tarzını veriyor. Ve o vakit o bîçare hassas adam, kendini dalâlet ve küfür içine düştüğünü tevehhüm edip imandaki yakîninin zail olduğunu zanneder, ye’se düşer, o yeisle şeytana maskara olur. Şeytan hem ye’sini, hem o zayıf damarını, hem o iltibasını çok işlettirir; ya divane olur, yahut “Her çi bad âbâd” der, dalâlete gider.

Şeytanın bu desisesinin mahiyeti ne kadar esassız olduğunu, bazı risalelerde beyan ettiğimiz gibi, burada icmalen bahsedeceğiz. 

Şöyle ki: Nasıl ki âyinede yılanın sureti ısırmaz ve ateşin misali yandırmaz ve murdarın aksi telvis etmez; öyle de, hayal veya fikir âyinesinde küfriyatın ve şirkin akisleri ve dalâletin gölgeleri ve şetimli çirkin sözlerin hayalleri itikadı bozmaz, imanı tağyir etmez, hürmetli edebi kırmaz. Çünkü meşhur kaidedir ki “Tahayyül-ü şetim, şetim olmadığı gibi; tahayyül-ü küfür dahi küfür değil ve tasavvur-u dalâlet de dalâlet değil.”

İmandaki şek meselesi ise, imkân-ı zatîden gelen ihtimaller, o yakîne münafi değil ve o yakîni bozmaz.   İlm-i usul-ü dinde kavâid-i mukarreredendir ki: “İmkân-ı zatî, yakîn-i ilmîye zıt değildir.” [Yani, bir şeyin zatında mümkün olabilen birçok ihtimalin bulunması, o şeyin mahiyeti hakkındaki kesin bilgiye zarar vermez.] Meselâ, Barla Denizi su olarak yerinde bulunduğuna yakînimiz var. Halbuki, zatında mümkündür ki, o deniz, bu dakikada batmış olsun. Ve batması mümkinattandır. Bu imkân-ı zatî, madem bir emareden neş’et etmiyor; zihnî bir imkân olamaz ki, şek olsun. Çünkü yine ilm-i usul-ü dinde bir kaide-i mukarreredir ki “Lâ ibrete...” Yani, “Bir emareden gelmeyen bir ihtimal-i zatî ise, bir imkân-ı zihnî olmaz ki, şüphe verip ehemmiyeti olsun.”

İşte bu desise-i şeytaniyeye maruz olan bîçare adam, hakaik-ı imaniyeye yakînini böyle zatî imkânlarla kaybediyor zanneder. 

Meselâ, Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm hakkında, beşeriyet itibarıyla çok imkân-ı zatiye hatırına geliyor ki, imanın cezim ve yakînine zarar vermez. Fakat o zarar verdi zanneder, zarara düşer.

Hem bazen şeytan, kalp üstündeki lümmesi cihetinde, Cenab-ı Hak hakkında fena sözler söyler. O adam zanneder ki, onun kalbi bozulmuş ki böyle söylüyor; titriyor. Halbuki onun titremesi ve korkması ve adem-i rızası delildir ki, o sözler kalbinden gelmiyor, belki lümme-i şeytaniyeden geliyor veya şeytan tarafından ihtar ve tahayyül ediliyor.

Hem insanın letaifi içinde teşhis edemediğim bir iki latîfe var ki, ihtiyâr ve iradeyi dinlemezler, belki de mes’uliyet altına da giremezler. Bazen o lâtîfeler hükmediyorlar, hakkı dinlemiyorlar, yanlış şeylere giriyorlar. 

O vakit şeytan o adama telkin eder ki: “Senin istidadın hakka ve imana muvafık değil ki, böyle ihtiyârsız bâtıl şeylere giriyorsun. Demek senin kaderin seni şekavete mahkûm etmiştir.” O bîçare adam ye’se düşüp helâkete gider.

İşte, şeytanın evvelki desiselerine karşı mü’minin tahassungâhı, muhakkikîn-i asfiyanın düsturlarıyla hudutları taayyün eden hakaik-ı imaniye ve muhkemat-ı Kur’âniyedir. Ve âhirdeki desiselerine karşı, istiaze ile, ehemmiyet vermemektir. Çünkü ehemmiyet verdikçe, nazar-ı dikkati celb ettirip büyür, şişer. Mü’minin böyle manevî yaralarına tiryak ve merhem, Sünnet-i Seniyyedir.

Lem’alar, On Üçüncü Lem’a, s. 157-159

Lûgatçe:

her çi bâd âbâd: ‘Battı balık yan gider’ manasında kullanılan bir deyim.

imkân-ı aklî: Aklen mümkün ve olabilir olma.

imkân-ı zatî: Bir şeyin aslında mümkün ve olabilir olması.

istiaze: Allah’a sığınmak.

kavâid-i mukarrere: Yerleşmiş kaideler, kurallar, prensipler.

şek: Şüphe, tereddüt.

şetim: Kötü ve çirkin söz söyleme, sövme.

tahassungâh: Sığınak.

tahayyül-ü küfür (küfrî): Küfür ve inkârla ilgili meseleleri hayal etme.

yakîn: Kesin olarak bilme ve inanma.

ye’s: Ümitsizlik.

Okunma Sayısı: 1628
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı