İsrail’in Lübnan’a, Suriye’ye, Gazze’ye aleni bir şekilde hiçbir uluslararası kural tanımaz şeklindeki saldırgan tutumu ile birlikte, Epstein dosyalarına mahkûm edilen, MOSSAD tarafından yönlendirilen ABD’nin başkanı Trump’ın dengesiz davranışları sonucu olaylar çığırından çıkmış durumda.
ABD Savaş Bakanlığı, Pentagon, CENTCOM (Amerika Birleşik Devletleri Merkez Komutanlığı) gibi yapılar bu doğrultuda hareket ederek dünyaya korku salıyorlar. Venezuela’nın bir gecede bütün petrolü gasp edilen duruma düşmesi ortada. Sırada Küba, Grönland, Kolombiya, Brezilya ve Kanada gibi ülkelerin geleceğini de bu şekilde yorumlayanlar var. Rusya Kırımı’ ve Ukrayna’nın doğusunu ilhak etmiş, Çin ise Tayvan’ı almak için zaman kolluyor, o yüzden ciddi manada ses çıkartmıyorlar, adeta dünyayı parsellemişler gibi. Diplomatik olarak birkaç beyanatla yetiniyorlar, dünya barışı hiç olmadığı kadar tehdit edilir durumda. Böyle bir tablo hâkim olunca, ülkelerin kendini savunma ve güvenliğini arttırma, caydırıcı güce sahip olma kriterleri ön plana çıkıyor. Bu noktada kendilerini eksik hissetmeleri savunma harcamalarına yönelmelerine sebep oluyor. Bu yüzden silâhlanmaya olan yatırımın artması ve küresel anlamda bütün ülkelerin silâhlanmaya daha fazla para harcamasının önü açılmış oluyor. Tabiî bu silâh ihracatı yapan ülkelerin gelir haneleri de iyice kabartıyor. İngiltere, İsveç, Fransa, Almanya, Amerika ve Çin’in silâh satış istatistiklerine bakmanız yeterli, sonuç hayli kabarık. Bir taşla birçok kuş vurmak için önce ortamı hazırla, gerisi çorap söküğü...
Ukrayna savaşı ile Rusya’nın saldırgan tavrı hâlâ AB ülkelerinde ciddi bir algı sorunu teşkil ediyor. Oluşturulan algı; Rusya karşısında kendini savunamayan bir ülke konumunda olma. Gazze’nin durumu, Ukrayna’nın durumu, İran’ın durumu, Lübnan ve yakın zamanda Suriye’nin durumu ortada. Ülkeler savunma harcamalarını arttırmak, yatırım yapmak, ARGE için ciddi bütçeler ayırmak zorunda bırakılıyorlar. Bunun yanında tedarik zincirine de bu anlamda yatırımlar gerekiyor.
SAHA-EXPO 2026 Fuarına bakalım. ASELSAN, BAYKAR, ROKETSAN, HAVELSAN, TUSAŞ, TAİ gibi birçok savunma sanayi ağırlıklı firmalarımız ciddi yatırımlar yapmışlar. Türkiye’nin savunma sanayi noktasındaki yatırımları hayli mesafe almış durumda, otomotiv yan sanayi üreten bir yapının, savunma sanayi tedarik zinciri üretimine dönüşümü gerçekleşmiş. Bu gelişim yaşanırken tekstil ve tarım ürünlerine karşı lâkayt kalınmış olabilir, bu da değişimin tabiî bir sonucu sanki. Gelinen noktada savunma bütçelerinin artışı, silâha yatırım yapma, insansız kara, hava ve deniz araçlarına yatırım yapılması inanılmaz derecede. Bu da korkuların hâlâ körüklendiği anlamını taşıyor.
Özellikle çelikten ziyade alüminyuma geçiş var. Hafif alaşım olması ve sürtünme katsayısının çelikten iyi olması, işlenebilirlik özelliğinin yüksek oluşu, mukavemet ve korozyon özelliklerinden dolayı kayma var. Önemli gelişme ise firmaların tek ürün üzerinde uzmanlaşmaları (Tek bir dişli ya da küçük bir bağlantı aparatı gibi).
Rusya-Ukrayna savaşı sonrası artan jeopolitik riskler yüzünden AB ülkeleri savunma bütçelerini önemli ölçüde arttırmış durumdalar. Almanya, Fransa, İspanya ve İtalya AB’nin toplam savunma harcamalarının büyük bir bölümünü karşılıyorlar. Zamanla bu harcamaların 400 milyar avroya ulaşacağı öngörülmekte.
Türkiye’nin askerî harcamaları 35 milyar doları aşmış durumda. Geleceğin savaşlarında uzaktan kumanda ile hareket eden dronlar, robot köpekler ve askerî teçhizatlara doğru dönüşüm çok hızlı, bekleyelim görelim.