"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

DR. CEMİL ERTEM: MALİKİYET VE SERBESTİYET DEVRİNE GİRİYORUZ- Kapitalizm sonrası dönemin ilk müjdesini Bediüzzaman verdi

16 Kasım 2011, Çarşamba
WALL STREET'TE BAŞLAYAN PROTESTO HAREKETLERİ SONRASI, KAPİTALİZMİN SONUNUN GELDİĞİNİ BELİRTEN AKADEMİSYEN-YAZAR DR. CEMİL ERTEM, ASRIN BAŞLARINDA ESİR VE ECİRLİK DEVRİNİN BİTECEĞİNİ SÖYLEYEN BEDİÜZZAMAN'IN YENİ DÖNEMİN REÇETESİNİ SUNDUĞUNU DİLE GETİRDİ.
Wall Street…
Amerika’nın New York şehrinde ülkenin önde gelen
finans kuruluşlarının toplandığı sokak. Aslında kapitalizmin, dünya kapitalizminin merkezi Wall Street. ABD, “Wall Street’i İşgal Et” eylemiyle sarsılıyor. Wall Street, ekonomik kriz ve
işsizlikten bunalan Amerikalıların
hedefinde. Eylemler toplumun % 99’u
adına % 1’i hedef alıyor. Ülkenin ekonomik, sosyal, eğitim ve sağlık sisteminde köklü değişiklikler isteyen protestocular ise, Wall Street’i
işgal edinceye kadar eylemlerini
sürdüreceklerini söylüyorlar.
Peki bu kapitalizmin çöküşü mü demek gerçekten?
Konuyu Gazeteci - Yazar Dr. Cemil
Ertem’le konuştuk…
 
Bediüzzaman, kapitalizm sonrası devrin formüllerini vermiştir
 
17 Eylül’de Wall Street’te başlayıp dünyaya yayılan ‘küresel muhalefeti’ nasıl okumalıyız? Kapitalizme karşı bir eylem olduğu iddia ediliyor, kapitalizm çöküyor mu?
Bu bir sonuçtur. Daha önce çeşitli dönemlerde Avrupa’da, özellikle kapitalizm krizinin yoğunlaştığı yani 1800’lerin sonlarından itibaren başlayan kapitalizme karşı gösterilere, Paris Komünü gibi önemli ayaklanmalara baktığımızda, onlardan daha değişik ve yaygın olacağını düşünüyorum bu gösterilerin. Bu bir sonuç, ama kapitalizmin 21. yüzyıldaki dönüşümünü anlatan sonuçlardan bir tanesi. Yaklaşık 250 yıllık bir kapitalist sermaye birikim rejimi değişiyor ve bu anlamda hem kapitalizm sorgulanıyor, kapitalizmi savunanlar tarafından, hem de kapitalizme karşı olanlar kapitalizmin artık sona ermesi gerektiğini belirtiyorlar. Bunun çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bu esasında yalnızca siyasî bir çıkış değil, aynı zamanda ekonomik, sosyolojik ve giderek bütün insanları kapsayacak kültürel bir değişimin müjdecisi, habercisi. O halde şöyle diyebiliriz; Wall Street’tekiler biz % 99’uz diyorlar ve % 99’un sesi olacaklar.
Bu erken bir yorum mu?
Bence erken değil. Çünkü artık öyle gözüküyor ki kapitalizm bir şekilde son sınırlarına geldi.
Peki kapitalizm sonrası bir dünya var mı, kurulacak mı? Şuna mutlaka inanmalıyız. Kapitalizmin aşılacağı artık çok aşikâr. Peki ondan sonra nasıl olacak? Şu anda bunu protesto eden % 99 kesim, gençler, daha önce yine onu protesto eden ve istemeyen büyük çoğunluk bu sorunun yanıtını henüz vermiş değil. Belki de en büyük sorunlardan bir tanesi bu. İnsanlık kapitalizm sonrası sistemin nasıl olacağını bulamadı. Daha önce yaşanan deneyimler, örneğin Sovyetler Birliği’nde yaşananlar, adına sosyalizm denen, ama bana göre tekelci devlet kapitalizminden başka bir şey olmayan deneyimler, esasında, kapitalizmin ömrünü uzatan ve de siyasî olarak besleyen çıkışlardır. Ama bugün kapitalizm, giderek tüm insanlığın ideolojik, felsefi düzleminde yalnızlaşan bir sistem olarak karşımıza çıkıyor. Dolayısıyla bu protestolar yalnızca kapitalizm krizinden kaynaklı, o sistemden canı yanan, mallarını mülklerini kaybeden insanlarla sınırlı olmayacak.
“Vicdanlı kapitalizm” bahsini sıkça duyar olduk. Nedir bu kapitalizmin vicdanlısı?
Birçok sol düşünür, aydın, sosyolog, iktisatçı kapitalizmin vicdanlı olamayacağını ve mutlaka batacağını söylemişlerdir. 150 yıldır Marks’la birlikte söylenir bu. Ama kapitalizm bütün krizlerden kendisini yenileyerek çıkmıştır. Kapitalizmin kendi dinamiği var. Bu dinamik onu tekrar tekrar var ediyor ve kapitalizm bir şekilde en büyük krizleri bile atlatıp yoluna devam ediyor. Böyle bir gerçeklikle karşı karşıyayız. Ama bütün bu krizleri aşarken, kapitalizm hiçbir zaman vicdanlı yolu seçmedi. Nasıl bir yolu seçti? Kapitalizm kendisini savaşlarla, insanları birbirine düşürerek, iç savaşlarla, israfa dayalı olarak, silâhlanmaya dayalı olarak, kadın çocuk emeğini sömürerek korudu ve yeniledi. Birinci Dünya Savaşı bir paylaşım savaşıydı, keza bunu takip eden İkinci Dünya Savaşı da bir paylaşım savaşıydı. Büyük imparatorluklar yıkıldı, Avusturya Macaristan, Osmanlı, Rusya imparatorlukları yıkıldı. Onun yerine ulus devletler kuruldu. Birinci Dünya Savaşı sonucunda imparatorlukların yerine kurulan ulus devletler, İkinci Dünya Savaşı’na kadar uzanan bir ekonomik paylaşımı gündeme getirdiler. Ve bu ekonomik paylaşım savaşla sonuçlandı. Adeta Birinci Dünya Savaşı’nın devamı olan İkinci Dünya Savaşı çıktı. Ve burada insanlık kaybetti, 5 milyona yakın insan öldü. Her iki dünya savaşı öncesinde de Avrupa’da faşizmler dönemi başladı. Hitler faşizmi. Bunlar insanlık dışı yöntemlerdi. Daha sonra Akdeniz Avrupa’sında faşizmler dönemi başladı. Yine aynı şekilde Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde askerî diktatörlükler ve faşizmler dönemleri başladı. Latin Amerika’da başladı. Burada insanların özgürlüklerine, dinlerine, dillerine, kültürlerine karışıldı. Faşizmde devlet buralara müdahale etti. Dolayısıyla bunlar hep kapitalizmin krizlerinin, kapitalizmin kendi işleyişinin bir sonucu olarak gündeme geldi. Ve hiçbir zaman da insan onuruna yakışan, insanın fıtratına yakışan vicdanlı rejimler olarak ortaya çıkmadı.
Peki yaklaşık 250 yıllık sermaye birikim rejiminin sonlandığı bu günlerde kapitalizm şimdiye kadar yaptığının aksine kendisine vicdanlı bir yol bulabilir mi? Kapitalizm kendisini insanın vicdanına, onuruna yakışan bir şekilde yenileyebilir mi? Ben bunun kapitalizmin fıtratına, doğasına aykırı olduğunu düşünüyorum. Çünkü kapitalizmin işleyişi ve çıkış yeri insan emeğini sömürü üzerinedir. Bunu, insanlık tarihinde hem batıda hem de doğuda, gerek pozitif ilimleri referans alan gerek dini referans alan çeşitli düşünürler ifade etmişlerdir. Meselâ Marks, insanlığın kapitalizm sonrası bir düzene mutlaka varacağını ifade ederken, Bediüzzaman Said Nursî de kapitalizmi ecir değeri olarak ifade etmiştir. Ecir nedir, ecir ücrettir. İnsanı zincire vuran ecir eli olarak kapitalizmi ifade eder Bediüzzaman. Ve insanlık, daha önce insanı zulme mahkûm eden toplumsal sistemleri nasıl aştıysa eciri de aşacaktır der Bediüzzaman. Yine bu, Bediüzzaman da ücret karşılığı ödenmemiş emek hakkıdır. Ve dolayısıyla ücret dediğimiz zaman bir sömürü mekanizması, ecir dediğimiz zaman bir sömürü mekanizmasını da anlar. Ve bunun insana yakışmayan bir durum olduğunu da söyler. Bütün hayatını kapitalizme karşı mücadeleye ve kapitalizm sonrası bir sisteme adamış ve bu konuda da çok ciddî eserler vermiş Marks bu kadar açık değildir kapitalizm sonrası sistemle ilgili. Bunun bir sosyalizm olacağını söyler, ama sosyalizmin formülasyonunu yapmaktan kaçınır. Ama Bediüzzaman, kapitalizm sonrası devrin formülasyonunu da yapmıştır. “Malikiyet ve Serbestiyet” devri olarak bunu ifade etmiştir. Malikiyet dediğimiz zaman ne anlarız? Malik olmak, insanın çalıştığının karşılığına sahip olması, onu mülk edinmesini. Bediüzzaman’ın dediği malikiyet, tekelleşmeyen ve başkalarının, büyük çoğunluğun zararına olacak, onların haklarını çiğneyecek bir mülkleşmeye mahal vermeyecek bir malikiyeti ifade eder. Böyle bir malikiyeti ifade ettiğimiz zaman, mutlaka, ama mutlaka buna tekabül edecek bir siyasî hayatı da anlatmamız lâzım. Çünkü buradaki malikiyet hikâyesi aslında ekonomik bir hikâyedir. Yani tekelleşmeyecek, bir şekilde emeğine sahip olacaksın, ona sahip olacaksın ve yabancılaşmayacaksın, onu nasıl meydana getireceğine dair katkıda bulunacaksın gerek düşünsel olsun gerek maddî olsun. Dolayısıyla burada söz sahibi olacaksın. Malikiyet bu. Bu malikiyetin siyasî ve sosyolojik karşılığı da vardır. Oda yine Bediüzzaman’ın ifadesiyle serbestiyettir. Serbestiyet dediği hürriyet. Ve buradaki hürriyet esasında serbestiyetin ta kendisidir. Yani nasıl bir serbestiyet? Tek bir bireyden başlayan bir serbestiyet, bireyin sonsuz, ama başkalarına zarar vermeksizin, başkalarının haklarını da gözeten, adaleti öne çıkartan, insan onurunu öne çıkartan bir hürriyet. Kendi özgürlüğünü, kendi inancını ifade edebilme ve onu sonuna kadar yayabilme hürriyeti. Ümmet içerisinde tek bir insan olabilme hürriyeti. Ümmeti anlayıp tanıma hürriyeti. Ve dolayısıyla burada bireyin sonsuz hürriyeti, insanî sonsuz hürriyeti söz konusu. Bu bireysel hürriyet aynı zamanda toplumsal hürriyete tekabül eder. Yani herkesin her şeyden haberdar olacağı, bilgiye sonsuz ulaşma hakkının olduğu ve bilgiye ulaştıktan sonra onu kullanma hakkının da olduğu bir toplumsal düzen, bir iktisadî düzen. Bu aynı zamanda neyi beraberinde getirir? Ortaya çıkartılanın eşit paylaşımını da beraberinde getirir. Burada hiçbir zaman sermayenin bazı ellerde ya da devlet katında, bürokraside tekelleşmeyeceğini ve temerküz edemeyeceğini bize anlatır. Bediüzzaman’ın malikiyet ve serbestiyet olarak formüle ettiği bu anlayış, kapitalizm sonrası bir sistemin ilk müjdecisi ya da bir şekilde 20. yüzyılın başında ortaya atılmış bir formülasyonu olabilir. Ama bunu insanlık şimdiye kadar ortaya çıkaramamıştır. Bunun en büyük nedenlerinden birini de bu krizde arayabiliriz. Çünkü bu kriz, yaklaşık 250 yıllık sermaye birikim rejimini bitiriyor. Ulus devletlere dayalı bir sermaye birikim rejimi bitiyor. Üç büyük imparatorluğun bitmesinden sonra ortaya çıkan şey esasında onla içiçe geçmiş ve ondan sonra da devam eden bir burjuva demokratik devrimleri. Bu devrimlerin sonucunda ortaya çıkan ulus devletler sistemi, esasında bugün sona ermekte olan kapitalizmi sanayi birikim rejimini bize sundu. Daha sonra 20. yüzyılın hemen ilk çeyreğinin sonunda 1929’larda ilk büyük kriziyle karşı karşıya kaldı kapitalizm. 1929 krizi tekelci devlet kapitalizminin ilk büyük krizidir. Bu krizin sonuçlarından bir tanesi de ne olmuştur, İkinci Dünya Savaşı olmuştur. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ulus devletlerin hiyerarşisi (Amerika’ya dayalı) oluşmuştur. Amerika İkinci Dünya Savaşı sonrası kapitalist sistemin belki tek ekonomik gücü olarak ortaya çıkmıştır. Ve onun karşıtı gibi görünen, ama diğer taraftan tamamlayan Sovyetler ortaya çıkmış ve Sovyetler’le Amerika arasındaki soğuk savaş, sistemi önemli ölçüde 1980’lerin sonlarına kadar götürmüştür. 1989’da Berlin duvarının yıkılması yeni bir çığır açmış ve onun beyaz dalgaları Arap Baharı diye tabir edilen olaylar düzlemine de etki etmiştir. Kısaca sistem kendi karşıtını kendi kriziyle birlikte oluşturuyor. Ama Bediüzzaman başta olmak üzere çeşitli düşünürler kapitalizm sonrasının mümkün olduğunu, kapitalizm sonrasının nasıl olabileceğine dair başlıklarını bir ölçüde anlatmıştır. Ama bunu bir şekilde formüle etmekten öteye gitmemişlerdir. Bunun nedeni de yaşadıkları çağın sıkıntısı. Çünkü ulus devletler sistemi vardı.
 
YARIN DEVAM EDECEK
 
Fatma Yılmaz
 
Okunma Sayısı: 2164
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı