"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Yeni Asya önemli vazifeler ifa etti

08 Haziran 2021, Salı 00:04
Yazıları, çizgileri ve kapak tasarımlarıyla Bâbıâli’de komple gazeteci neslinin yaşayan efsane isimlerinden olan Gürbüz Azak, Anadolu irfanını ve bu toprakların değerlerini yaşatmaya çalışan bir şahsiyet. Gürbüz Azak Yeni Asya yıllarını ve Mehmet Kutlular’ı anlattı.

RÖPORTAJ: ABDULLAH ERAÇIKBAŞ
abdullah@yeniasya.com.tr

FOTOĞRAF: ALİ YÜCESOY

***

Gürbüz Azak’ın dilinden Yeni Asya ve Mehmet Kutlular

- Anadolu irfanını ve bu toprakların değerlerini temsil eden, yaşayan ve yaşatmaya çalışan bir şahsiyetsiniz. Mehmet Kutlular ve Yeni Asya ile nasıl tanıştınız? 

Sanıyorum 1966 ya da 1967’nin başları. Ben o sıralar Babıali’de Sabah Gazetesi’nde çalışıyordum. İstihbarat şefimiz de rahmetli Mustafa Polat idi. Çok sevdiğim bir dost idi. Kutlular haftada, 10 günde bir Polat’ı görmeye gelirdi, konuşurlardı, dertleşirlerdi. Zaman zaman sohbetlerine ben de iştirak ederdim. Sanıyorum o sohbetlerinin sebebi yeni kurulacak olan İttihad Gazetesi’nin ilk görüşmeleri olsa gerek. Bilâhare İttihad Gazetesi haftalık olarak çıkmaya başladı. Ben de grafiker olarak İttihad Gazetesi’nde de onlarla bir arada olma fırsatı bulabildim. Hatta İttihad Gazetesi çıkacağı vakit yer aranıyordu. Rahmetli Mustafa Polat İstanbul’un biraz yabancısı gibiydi, Erzurum’dan gelmişti. Mekân için bütün Cağaloğlu’nu ben arşınladım, dolaştım. Gazete nerede çıkabilir? İşte matbaaya yakın olması lâzım, gürültüden uzak durması şart. Ve Şeref Efendi Sokakta bir apartmanın ikinci katını buldum. İttihad orada çıkmaya başladı. Kutlular’la münasebetimiz daha da zenginleşti. 1980 küsurlara kadar da devam etti. Mehmet Kutlular Bey’in tanıdığım dostlar arasında ayrı bir yeri vardır. Söyleşmeden, karşılıklı bakışarak anlatabilecek kadar samimiyetimiz de olmuştu.

KUTLULAR İSTİKAMETLİ ADAMDI 

- Mehmet Bey sert kişiliği ile bilinir. Size karşı yaklaşımı nasıldı? Özel sohbetlerinizde hoşsohbet biri miydi?

Kutlular bir kere istikametli adamdı. Dürüstlüğüne güvenirdim. Verdiği sözü mutlaka yerine getirirdi. Fazla senli benli olmayı pek sevmezdi. Ama samimiyeti sürdürmeyi de bilirdi. Kıvamında sürdürmeyi çok iyi bilirdi. Hatta zaman zaman şakalaştığımız da vakidir. Sıradan değil, seviyeli konuşmalarımız, şakalaşmalarımız olmuştur. Mehmet Kutlular’ın adını da içine koyarak anlattığım fıkralara gülerdi. Bir gün telefonda konuşuyormuşum güya, bağıra çağıra Kutlular alt kattan duymuş “Yav napıyor? Kiminle konuşuyor Gürbüz?” diye seslenmiş. Demişler ki Ankara’yla konuşuyor. “O zaman Ankara’ya kadar bağıracağına telefonla konuşsa ya” demiş. Bunu da anlatmıştım güldü, “Gürbüz fıkralara da soktun beni nihayet” demişti. Sevincini de belli ederdi. Kızgınlığını biraz saklardı. Agresif davranmazdı dostlarına ve çalışanlarına karşı. Ciddî, samimî ve hoşgörülü olmayı biliyordu. Tipik bir Bâbıâli adamı… Onu öyle hatırlıyorum. Yavaş yürür, yavaş konuşur ve yardımsever özelliği de vardır. 

İTTİHAD VE YENİ ASYA ELLERİME DOĞDU

- Zihin ve gönül dünyanızda Yeni Asya’nın yeri nedir?

Yeni Asya’nın benim akıl, fikir, gönül dünyamda yeri büyük. Çünkü adeta, İttihad olsun Yeni Asya olsun doğarken benim ellerimde de doğmuş sayılır. Başlıklarını da ben hazırlamıştım. Defalarca değişik İttihad, değişik Yeni Asya yazı karakterleriyle başlık hazırlamışımdır. Bir araya gelir seçerdik. O yüzden bir de baktım başlıklarını yazmanın ötesinde gazetede çalışıyor buldum kendimi. Sevimli bir kadro vardı. Birbirlerini iyi tanıyan, frekanslarının farkında ve istikameti aynı dostlar bir arada idik. Konuşa, gülüşe gazetelerimizi çıkarırdık. Büyüyüşünü, yeni yazarlarının gelişini, hikâye yarışmaları açılışını dün gibi hatırlıyorum. Sadece haber dalında değil, fikriyat alanında da edebiyat konusunda da düşünce ve entelektüelleştirme yolunda da Yeni Asya’nın önemli görevleri yerine getirdiğini hatırlıyorum. 

CAN KARDEŞ BİR NESLİ BÜYÜTTÜ

- Can Kardeş hakkında neler söylemek istersiniz?

Bir ara Bâbıâli’de önemli gazeteler çocuk dergileri çıkarmaya niyetlendi ve başladılar. Hürriyet’in, Milliyet’in, Günaydın’ın diğer gazetelerin çocuk dergileri yayınlanıyordu, ama bir eksiklik görüyorduk. Bizi çocuklara tanıtan, kültürümüzle, yaşayışımızla, ananemizle çocuklara ayna tutabilecek bir sevimli ve aranır dergi değillerdi. Yabancı hikâyeler, yabancı çizgiler ağırlıktaydı. Bu yüzden bir araya geldik. Bize has, kültürümüzü özetleyen ve çocukları güzelliğe, estetiğe taraf yönlendiren bir dergi olmasını ve olabildiğince millî kalmasını istiyorduk. Meydanı boş bırakmak olmazdı. Bizim de diyeceklerimiz, göstereceklerimiz, hedefleyeceklerimiz vardı. O sebeple, o ihtiyaç yüzünden Can Kardeş’i çıkarmaya karar verdik. Kısmete bakın ki onun da kotarıcısı olarak ben ileri sürüldüm. Sanıyorum hakkıyla üstesinden gelebildik. Epey de güzel pazarlar buldu. Çocuklara eriştik. O yıl Can Kardeş’i okuyan çocuklar yıllar sonra kimisi vali, kaymakam olarak arayıp beni bulmuşlardır. Ve ellerimden öpmüşlerdir. Sevimli bir hatıra olarak duruyor hafızamda Can Kardeş. 

YENİ ASYA MANEVî İKLİMİ CANLANDIRDI

- Çalıştığınız dönemlerde ve bugün Bâbıâli’deki kuruluşlarla kıyasladığınızda Yeni Asya’nın öne çıkan fikriyatı, misyonu, tavrı nelerdir, özetleyebilir misiniz?

Yeni Asya sadece haber verme temelinde bir hareketin temsilcisi değildi. İşin içerisine manevî iklimi de ilâve ediyor idik. Tabiî Kutlular bu konuda öncümüzdü. Kahramanlarımızı, geleneklerimizin güzelliğini, Ramazan’ımızı, Kurban’ımızı yoğurarak yeni nesle ulaştırabilme gayreti… Özetle istikametimiz bu yönde idi. Ve haklı imişiz demek ki karşılığı bulundu. Ciddî ve aranılır bir gazete haline geldi. Babıali’de diğer yayın organları da Yeni Asya’nın varlığını kabullendiler. Yeni Asya’nın yazıları ve röportajlarını dikkate aldılar. Hatırlarım, Sultan Ahmet Camii’ndeki minberde bulunan süslemeleri biz ilk defa vermiştik. Almanya’nın sonradan o minberdeki motifleri alıp bazı Alman markalarına amblem yaptıklarını da eklemiştik. Ve bunu alıp haber yaptıklarını hatırlıyorum diğer büyük gazetelerin. Yeni Asya’nın böyle uyarıcı ve dikkat çekici röportajları ve kenarda kıyıda kalmış kültüre dair resimleri sunmakta da görevi vardı denilerek takip ediliyordu. 

KİTAP KAPAKÇILIĞI BİR İHTİSAS İŞİDİR

- Efsane olmuş kapak çizimleriniz var. Şimdi her şey dijitalleşti. Genç tasarımcılara neler söylemek istersiniz?

Kitap kapakçılığı, bir ihtisas işidir. Fikir işidir. Neyi anlattığı, neyi aktardığı önemli. Kapağı yaparken o düşünülecek. Yazarı mı, kitabın adı mı yoksa kompozisyon mu öne çıkacak? O düşünülecek. Öyle kitaplar vardır ki önce yazar isminin büyütülmesi lâzım. Öyle kitaplar var ki önce kitabın adının birinci planda olması lâzım gerek. Öyle kitap kapakları var ki muhtevayı aktaracak motif ya da tablonun birinci planda olması gerek. Kapak yaparken üçü birinci planda gözükmemeli. Hepsi birinci planda olursa dikkat dağılır. Göz önce birinci planda olanı görmeli. O yüzden tasarımcının çok dikkatli davranması lâzım. Bakanı cezb edecek, ama planlar çok önemli. Çizecek, tasarlayacak kişi o dönemde çıkan kitapları vitrinlerde bir seyredecek. Çok çeşitli renklerden oluşmuş kapaklar varsa tam aksini yapacak. Sade ve bir bakışta anlaşılacak kapaklar yapacak ki diğerlerinden ayrılsın. Kitapçı kitapları sıraladığında bir birine benzeyen değil, hiç birine benzemeyen kapak göze batsın. Onu dikkate alsın. 

KENDİ KÜLTÜRÜMÜZÜ KALEME ALDIM

- Yeni Asya’da Nedim Gürbüz imzası ile yazdığınız yazılarınız var. Kendinize has üslûbunuzla yazdığınız yazılar var. Yazarlık hayatınızı anlatır mısınız?

Ben daha ilkokul ortalarında iken hep hayal kurardım, bir daktilom olsa, sonra bir evim olsa ve duvarlar kitaptan görülmese… Hep böyle düşünürdüm. 7’sinde neyse 70’inde kişi odur derler ya… Ben önce çizmek üzerine gayretlenmiştim. Sonra fırsat çıktı yazmaya yönelmeye niyetlendim. Lise ve akademi yıllarında idi. Yazmak isteyen kişinin önce dolması gerekiyor. Taşması için dolması şart. Ben nasıl yazabilirim? Bunun esprisi nedir? Nelere dikkat edilir? Derinliği var mıdır? Bu konuda yorulmak gerektiğini fark ettim. İskandinav, İtalyan, Fransız, Alman, İspanyol, İngiliz, Amerikan, Japon, Hint edebiyatlarını, romanlarını, düşünce eserlerine, hikâyelerine ve şiirlerine merak saldım. Senelerim Batı edebiyatını ve düşüncesini keşfetmek, fark etmekle idi. Okudum, yüzlerce, binlerce kitap Batı dünyasının hemen hemen hepsi tabiî buna Rus edebiyatı da dahil. Tamamını gözden geçirmişliğim vardır. Fakat ansızın durakaldım. Dedim ki bir eksiklik var. Kendi kültürümüzün dışında ne varsa aşağı yukarı biliyorsun, ama senin kültürün, senin estetiğin, senin düşünce istikametin nedir? Bunları kimler temsil etmiştir? O merak çok büyüdü. Ve birden kendimi Hz. Yunus’ta, Mevlâna’da, Somuncu Baba’da, Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri’nde, Abdal Musa’da, Geyikli Baba’da, Şaban-ı Veli Hazretleri’nde ve Bediüzzaman Said-i Nursî Külliyatı’nda buldum. Bulamasaydım kendimi hem tanıyamayacak, hem de yazı yazmaya cesaret bulamayacaktım. Bu benim asıl zenginliğimdir. Batı kültürü ve edebiyatının dışında kendimize ait değerleri arayıp bulmak, hemhal olmak onlarla benim asıl zenginliğimdir. Bundan sonra üslûp meselesi geliyor. Öyle şeyler yazmalıyım ki yeni olmalı, şaşırtıcı olmalı, sevimli olmalı ve kalıcı olmalı. Bu işaretler ışığında yazı yazmaya karar verdim, ama hangi isimle yazacaktım. Bâbıâli olduğu kadarıyla gazetelerin ulaştığı yerler, iller, şehirler beni grafiker, ressam olarak tanıyor. Yine Gürbüz Azak dersem, “Yahu bu adam çiziyordu. Bu yazmak da nereden aklına düştü” diyebilirler… Böyle bir mahzuru düşünerek müstear kullanmayı seçtim. Yarı müstear; Gürbüz Azak yerine Nedim Gürbüz dedim. Bu kadarla da kalmadı. Yeni Asya’da Ali Sağıroğlu diye yazılar yazdım. Oğuz Akalan diye bu imzada yazılar yazdım. Birkaç tane böyle müstearım vardır. Baktım ki okunuyorum, gerçek ismimle ortaya çıkmaya karar verdim. Gürbüz Azak ismi biraz da yazar olarak bilinsin ve önemsensin istedim. İyi de oldu. Bir başka gazetede günlük yazılara başladığımda beni pek az tanıyanlar ve sadece ressam, grafiker olarak bilenler Gürbüz Azak bir haftada tükenir diyorlardı. Kulağıma geliyordu. Ama onlar benim Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinde yorulduğumu, Abdal Musa’da dinlendiğimi, Yunus’ta şenlendiğimi, Köroğlu’nda kabardığımı, büyüdüğümü bilmiyorlardı. Sağ olsunlar… Bir hafta değil yıllarca sürdü. Devamlı aleyhinde yazdığım Bülent Ecevit dahi benim günlük yazılarımı devamlı takip ediyordu. Gençlik kollarındaki çocuklar sık sık ziyaretime gelir aktarırlardı. Genel başkanımız ille de sizi okumamızı istiyor derlerdi. Yeni Asya’ya geliyorlar meselâ, yazdığım diğer gazetelere geliyorlar ve rahmetli Ecevit’in ısrarla beni okumalarını söylediğini iletiyorlardı. Tabiî bu bir yazar için övünç vasıtası. Demek ki bu iklim ve benim insanım beni tam tanıdı. Mutluyum…

Babıali sadece bir şeyler öğrettiğim değil ki çok azdır, çok şeyler öğrendiğim bir mektep gibi. Bugün mühim şahsiyetler ve karakterler olarak anılan örnek imzalar benim yakın dostlarım oldu. Necip Fazıl ile çok yakın idik, evine gider gelirdim. Bana ikramlarda bulunur, dertlerini aktarırdı. Tarık Buğra ile Ergun Göze ile Ahmet Kabaklı ile Prof. Dr. İbrahim Kafesoğlu ile yakınlıklarım bana çok şey kazandırmıştır. Babıali söylediğim gibi adeta ikinci bir üniversitem olmuştur. Her değerden yararlandım. Düşünmeyi, konuşmayı, dinlemeyi, sormayı öğrendim. Onun için bu sanat ve yazı konusunda ben yeteri kadar oldum ve erişilebilecek yere ulaştım demek yanlış. Bu yaşımda bile geceleri bir iki saat okurum uyumadan evvel. İlle de yeni bir şey öğreneceğim. Yeni bir şey öğrenmeden uyumayı istemiyorum. Bu adet sanıyorum daha da sürecek. Gençlere de tavsiye ederim, yeni bir şey öğrensinler ve öğrendiklerini saklamasınlar, yazsınlar. Estetiğe karşı uzak kalmasınlar. Bizim iklimimizi, millî ve bizden olan ne varsa mutlaka A-Z’ye öğrensinler ki yamalak aydın olmasınlar. Bizim özlediğimiz münevver olabilsinler. 

(Bu röportaj, Aralık 2018 tarihinde bir belgesel çalışması için yapılan çekimden deşifre edilerek yayına hazırlanmıştır.)

Okunma Sayısı: 1079
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Veysel kasar

    8.6.2021 14:31:28

    Çok harika bir mülâkat. Emeği geçenlere teşekkürler.Allah razı olsun Gürbüz abiye de sağlık ve afiyet diliyoruz.

  • Muzaffer Erol

    8.6.2021 14:29:43

    Gürbüz Azak, Yeni Asya'nın mazi sayfasında hizmetleriyle gönüllerde, dualarda ve o zamanki gençliğe ışık tutmuş, yol göstermiş efsane bir isim. Yeni Asya yayınlarından Okuduğumuz kitapların pırıl pırıl çiçek gibi kapagında O'nun fırçasının, tasarımının, renklerinin ışıltısı içimizi ısıtır, ferahlatır, aydınlatırdı. Okuduğumuz kitap bitinceye kadar avucumuzda onun hayallerini tutar, çizgilerini okşardık. Kitabın dışındaki renk atmosferi, bizi içindeki bilgi hazinelerine ulaştırırdı. Kendisine selam, dua ve muhabbetle uzun ve sağlıklı ömürler dileriz...

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı